21 ARALIK, PERŞEMBE, 2017

Maskülen İdeolojiye Karşı Feminen Bir Eleştiri

Sanatçı Gözde Baykara’yı kendine has kadın figürü resimleriyle tanıyoruz. Karşılaştığımızda, sanki bir masalın en buruk kısmına denk gelmişiz gibi bakan kadınlarından… Baykara ile yeni sergisi “Cennetinden Kovulan” vesilesiyle buluşup “kadınları” hakkında konuştuk.

Maskülen İdeolojiye Karşı Feminen Bir Eleştiri

Gözde Baykara, ilk gördüğümüzde “Bu Gözde’nin kadını!” diyebileceğimiz resimlerinin yer aldığı “Cennetinden Kovulan” sergisiyle, Daire Sanat’ta sanatseverleri ağırlıyor. 13 Ocak tarihine kadar görülebilecek olan sergi kadın teması etrafında şekilleniyor.

Yeni serginizle ilgili sorulardan önce genel olarak sanatçı üslubunuz hakkında birkaç soru sormak istiyorum. Resimlerinizde hep kadın var. Niye kadınlar?

Resim sanatında kadın imgesi çoğu zaman tutku ve şehveti simgelemiştir. Sanat tarihine dönüp baktığımızda erkek egemenliğindeki toplum içerisinde ve erkek ressamların tekelinde, yoğun bir erotik çağrışım yapan kadın figürü, haz uyandıran seyirlik bir arzu nesnesine dönüşmüştür neredeyse. Günümüz çağdaş sanatında da durum pek farklı değil, kadın imgesi her zaman erkek seyircisine hitap etmiş ve her daim izlenebilecek bir nesne olmuştur. Bir kadın olarak alışılagelmiş bu “kadın” imgesini bir kenara bırakıp, Adem’e yasak elmayı yedirdiği için cennetinden kovulmuş Havva’ya öykünen, düşsel birer masal kahramanı olarak ele aldığım kadın figürleri tasvir ediyorum. “Kadınca” yaşantılar serisinden oluşan esrarengiz bir harikalar ülkesini gözler önüne sermeye çalışıyorum.

Tipik olarak kullandığınız bir yüz yapısı mevcut. Kadınların saçları, tenleri değişiklik gösterse bile gözler hep aynı irilikte ve donuklukta. Niye böyle bir tipoloji belirlediniz?

Gözler önceki resimlerimde de hep büyüktü, bu sergide de büyük olmaya devam etti. Modigliani, resmettiği kadınların gözlerini çizmekten neredeyse hep kaçınmış ve ancak ruhlarını görebildiği zaman, gözlerini de çizebileceğini dile getirmiş. Ben ise bunun tam aksine, ruhu ortaya dökmek için gözleri gerçekte mümkün olamayacak kadar büyük tutmaya özen gösterip, resim ile izleyicisi arasındaki göz teması sayesinde duygusal bir bağ kurmaya çalışıyorum. Büyük gözlerin sebebi bu. Bunun haricinde zaman içerisinde gördüm ki saçları, tenleri vs değişiklik gösterse de çizdiğim kadınlar hem birbirine, hem de bana benziyor. Bu benzerlik niye bilmiyorum! Gözlerin haricinde bu tipoloji de bilinçli olarak yaratılmadı aslında.

Çağdaş Sanat ve Ölüm Olgusu üzerine bir tez hazırlamışsınız, ölüm olgusunun çağdaş sanattaki yansımaları hakkındaki görüşleriniz neler?

Ölüm olgusunun görsel imgeye dönüşümünü konu edindiğim ve aynı zamanda lisans tezimi de hazırlamama vesile olan bir dizi çalışmamda olgu olarak ölümü irdelemiş ve ölüm nesnesi olarak da insan iskeletini kullanmıştım.

Ölüm, çok derin ve çoğu kez görmezden geldiğimiz, ancak kaçamadığımız bir kavram ve sanata yansıması da ölüme bir yanıt arama çabası değil, daha çok yaşamın karşısında ona karşı alınan bir tavrın sonucu bence. Bir nevi ölüme meydan okuma ve hayata iz bırakma çabası…

Sanatçı kimliğinizi beslemek adına nelerden faydalanıyorsunuz?

Hemen hemen her şeyden ilham alabiliyorum ya da gördüğüm, algıladığım her şeyi acı da dahil kendim için faydaya çevirebiliyorum, bu biraz bakış açısıyla da alakalı. Kendi hayatım, çocukluğum, yaşanmışlığım, genetik mirasım, yani kısacası “içimden” beslendiğim kadar; “dışım” dediğim içinde yaşadığım toplum, o toplumun sosyo-ekonomik faktörleri, kültürü ve travmaları, yüzyıllık acıları, kalabalıklar, tenhalar, sokaklar, izlediğim filmler, kitaplar, roman kahramanları, dilime dolanan mısralar ya da kulağıma çalınan ezgilerden de besleniyorum ve hayat bana ne kattıysa ben de resimlerime katıyorum!

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Resimlerinizi sadece geceleri yaptığınızı okudum. Sanatçılar çoğunlukla gün ışığına ihtiyaç duyarken sizin ise tam tersi, neden?

İnsanların genel olarak “gece yaşayanlar” ve “gündüz yaşayanlar” olarak ikiye ayrıldığını düşünürüm ve gece yaşayan biri olarak kendimi bildim bileli gecenin karanlığını, ruhunu, yeni güne dair bilinmezliğini severim. Bu biraz da vücudun alışık olduğu biyolojik ritimle de alakalı sanırım. Gündüzler genelde benim için ıvır zıvır işlerle, bazen çok bazen hiçbir şey yapmakla ve gece için hazırlıkla geçiyor. Gecenin sessizliği, karanlığı ise beni daha üretken kılıyor. Genelde gün ağarana kadar çalışır ve insanlar yeni güne başlarken, ben günü sonlandırırım.

“Cennetinden Kovulan” adlı yeni serginizden bahsedecek olursak… Aslında herkese mâl edilmiş bir mit. Adem ile Havva’nın yasak elmayı yemesi ve cennetten kovulması üzerine. Bu konuyu tercih etmekteki sebebiniz nedir?

Resimlerimi yaparken cinsiyet aidiyetinden yola çıkıyorum. Havva’ya öykünen, Adem’siz saklı cennetlerinde büyük bir cesaret ve tutkuyla tek başına var olan modern Havva’lar resmediyor ve hiç utanmadan, acımadan, sakınmadan Adem’lerine bakıp onları hem günaha davet eden, hem de sorgulayan bu modern Havva’lar aracılığıyla toplumdaki kadın kimliğimi/kimliğini sorunsallaştırıyorum. Maskülen ideolojiye karşı, feminen bir eleştiri diyebiliriz bu duruma!

Havva olarak betimleyeceğimiz kadın figürü hep var ama peki Adem?  Nerede?

Adem aslında her yerde, bir nevi bu resimlerin ortaya çıkma sebebi ve gizli öznesi! Resimlerde her ne kadar erkek figür olmasa da, varlığını ağırlıklı olarak hissettirmeye çalıştığım fondaki bir boğa, bazen birbiri ile kapışan geyikler, bazen prensini kaybetmiş yorgun bir at, bazense her çiçekten bal almaya hevesli arılar…

Resimlerde olan kadınların hepsi doğrudan izleyiciye bakıyor, bakışlar hep tedirgin. Sessiz bir çığlık gibi sanki… İlk odaklanılan yer gözler oluyor. Niye bu tedirginlik?

Tedirginlik aslında son yıllarda toplum olarak yaşadığımız ve kanıksadığımız da bir durum! Özellikle de bu coğrafyada kadınsanız, durum daha da vahim! “Kadın” kimliğinin neredeyse ideolojik bir harp nesnesine dönüştürüldüğünü ve kadın bedeninin, fikrinin, zikrinin, yaşam tarzının, hatta seksüel tercihlerinin bile sorgulandığını görüyoruz. Bekâret üzerinden namus siyaseti yapılıyor, rahim ve yumurtalıklara sözde sahip çıkarak ve kadını yok sayarak cinsel politikalar üretiliyor! Kadın kendi rahmi ve doğurganlığına yabancı kılınıyor, toplumun her kesiminden erkeğin “kadın” üstünden ahkâm kesmesine ve iktidar savaşlarına şahit oluyoruz! Bir kadın olarak, kadın resimleri yaparken bu kötü gidişat, karamsar hâletiruhiye de ister istemez resimlere yansıyor!

Dikkatimi çeken bir husus daha oldu resimlerinizde. Arılar ve kuşlar… Aslında arı çok sık rastlanan bir karakter değildir ama bu sergide hemen hemen her resminizde var. Arılar ile izleyiciye geçirmek istediğiniz his nedir?

Hayvan figürleri hep vardı resimlerimde ancak bu sergide biraz daha fazla kullandım. Tavus kuşları, kuşlar, horoz, arka planda gördüğümüz geyikler ve boğalar ve ilk defa arılar… Hayvan figürlerini resmederken hem mitolojiden yararlandım hem de ironik göndermelerde bulundum. Diğer tüm hayvan figürleri gibi, arılar için de “gizli özne” erkek figürü diyebiliriz aslında…

Yakın zamanda başka bir sergi planınız var mı?

Gelecek için bir şey söyleyemiyorum, genelde de plan yapmıyorum ancak hayat ne getirir bilinmez, katılacağım birkaç karma sergi var şimdilik bunu biliyorum. Resim yapmak benim için bir yaşam biçimi ve her gün disiplinli bir şekilde 9-10 saat çalışırım, sergi planım olsun veya olmasın…

0
1371
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle