14 EYLÜL, ÇARŞAMBA, 2016

Tarzı Bir Türe Ait Olmayan Müzisyen

İsveç'te doğan ve 20’li yaşlarında taşındığı New York'ta müzik kariyerini devam ettiren, ünlü müzik okulu Berklee'den burs alan uluslararası bir müzisyen; İlhan Erşahin. Birbirinden farklı projeleriyle müziğin her türüne değinirken, düzenlediği müzik festivali ve üç müzik kulübüyle sanatıyla olduğu kadar işin mutfağında da çalışan bir isim. 30 yıldır New York’ta yaşayan Erşahin’le geçtiğimiz hafta Bursa’da gerçekleştirilen Nilüfer Müzik Festivali’nde bir araya geldik, projelerini, müziğini ve planlarını konuştuk.

Tarzı Bir Türe Ait Olmayan Müzisyen

Bugüne dek çok fazla projede yer aldınız ancak özellikle son dönemlerde dikkat çeken İstanbul Sessions adlı projenizden biraz bahseder misiniz?

Sekiz sene evvel takılmak amaçlı dört arkadaş bir araya geldik ve bir iki partide çaldık. Ondan sonra da konserler vermeye başladık. Sonra yavaş yavaş gruba döndük, birlikte parçalar yazıp albüm yaptık. Aslında 2005’ten beri birlikteyiz ama ilk üç, dört sene her ay değil de senede bir ya da iki kere çalıyorduk. Sonraki senelerde daha çok Avrupa’da çaldık. Son albümümüz de geçen sene çıktı, böyle devam ediyoruz.

Peki diğer projeleriniz ne durumda şu an? Onlarla da devam ediyor musunuz?

Evet, ediyoruz. Bazıları aktif bazıları değil. New York’ta yaşadığım için orada daha çok Love Trio olarak çalıyoruz. Free Live ve Oceanvs Orientalis diye bir DJ’le birlikte bir şeyler yapmaya başladım. Ama şimdilik daha çok İstanbul Sessions’la turne yapıyoruz. Bu sene ayrıca Wax Poetic’le de bir turne yapacağız. Böyle proje proje her şey devam ediyor. 

Daha önce Rock’n Coke, One Love gibi caz dışı festivallerde de çaldınız. Bugün yine burada birçok türden müziği bir araya getiren bir festivalde çalacaksınız. Böyle farklı kitlelere çalmak size ne hissettiriyor? 

Vallahi bu bana “biz kazandık” diye hissettiriyor. Çünkü festivaller genelde ya rock ya elektronik olur ama artık festivallerin olayı da değişiyor. 15-20 senedir biz bunun peşindeyiz. Gençlerin de düşüncesi değişti onlar da tek bir şey sevmiyorlar, artık herkes her şeye açık. Bizim müziğimiz; caz, rock veya elektronik değil. 

©Derya Ülkar

©Derya Ülkar

Yani siz kendi tarzınızı bir tür olarak görmüyorsunuz...

Görmüyorum evet. İnsanlara göre müzik yapıyoruz ve bir stil bulduk onu paylaşıyoruz. Ve tabii ki festivallerde bizim gibi enstrümantal, gitarsız, keyboardsız, sözsüz bir grup çaldığı için seviniyoruz. Bu çok hoş bir şey.

Sizin de Nublu Jazz Festival adında düzenlediğiniz bir festival var. O ne durumda şu an devam ediyor mu?

Her sene New York'ta aralık ayında ve Brezilya’da San Paulo’da düzenliyorum. Türkiye’de de dört kez düzenledim önceden, 2017 senesinin Mart ayında da olacak. İsmi caz festivali ama biliyorsun artık caz da çok açık bir şey oldu. İndie, caz, pop  artık herkes birkaç şeyi birarada kullanıyor. 

Uluslararası bir müzisyen olduğunuz için farklı ülkelerdeki farklı müzik dinleyicilerini sizin daha iyi görme şansınız oluyordur. Uluslararası müzik dinleyicisini Türkiye'deki dinleyiciyle nasıl kıyaslıyorsunuz?

Herkes bunu soruyor ama bence artık o da çok yok. İnternetten sonra çoğu insan festival videolarından her şeyi duydu araştırdı, başka festivallere gitti geldi, yani herkes her şeyi gördü. Festivallerde de artık belli bir düzen olduğu ve birbirlerine benzedikleri için çok farklı görmüyorum. Mesela bu festival Türkiye için acayip geldi bana, etrafı biraz dolaştık backstage’i de öyle.Bu festival Hollanda’da da olabilirdi, Fransa’da da. Bence yavaş yavaş her şey değişiyor. 

İstanbul çok hızlı akan bir şehir ve bir çıkıp dışarıdan bakmadıkça güzel yönleri pek fark edilemiyor. Siz New York’ta yaşadığınız için dışardan bakan biri olarak İstanbul’u nasıl görüyorsunuz?

İstanbul benim için çok güzel bir şehir. Çok heyecanlı, gece hayatı farklı. Bence çok güzel insanlar var ve çok umut dolu. Bu sene daha az geldim ama birçok insanın “eski zamanları gibi değil, artık öldü” gibi şikayetleri var. Ben az geldiğim için bunu zor görüyorum tabii. Geldiğim zaman konsere gidiyorum restorana gidiyorum, yani ben o negatif tarafı pek görmüyorum. Hayatta her şey değişiyor, genel olarak pozitif görüyorum. Sonuç olarak insanlar kazanacak diye hissediyorum ve bence İstanbul gerçekten acayip bir yer. 

İstanbul’a ne sıklıkla geliyorsunuz?

Her sene değişiyor ama bu sene çok az geldim. Ondan önceki sene her ay gelmiştim. Ekim ve aralık ayında tekrar geleceğim. Genelde iki, üç ayda bir geliyorum. 

Düzenli olarak bir yerde sahne alıyor musunuz? Kendi mekânınız Nublu’da mesela...

Artık İstanbul’da Nublu yok. Genelde festival veya Babylon’da çalıyoruz. Çok yerde çalmıyoruz aslında ama daha çok yerde çalmak istiyoruz. Mesela Salon’da hiç çalmadık, Peyote’de de çalmadık. Yani aslında henüz birçok yerde daha çalmadık. Eskiden bir yerde dört gün çalardım; bir gün Hayal Kahvesi’nde ikinci gün orada üçüncü gün burada. Şimdi durum biraz değişti. Bir yerde çaldığın zaman başka yerde çalamıyorsun. Yani geldiğimiz zaman bir konser ya da iki konser yapıp gidiyoruz. Keşke İstanbul’a gelince bir hafta değişik yerlerde çalınabilse ama o zor. Bence insanlar da bunu istiyor. Ama işte düzenleme onu istemiyor. Bugün böyle ama ileride belki bu da değişir. 

  • ©Derya Ülkar
  • ©Derya Ülkar

©Derya Ülkar

Peki yaşadığınız yerde de böyle mi?

Biraz duruma bağlı. Orada çaldığın zaman başka yerde çalamazsın gibi bir durum yok. Hem o kulüpte hem Nublu’da çalarlarsa fark etmiyor. Tabii ki orada izleyici daha çok. İstanbul'da cuma günü çıkanlar 5000 kişi diyelim, Newyork’ta belki 75.000 kişi. 

Uzun yıllardır New York’ta yaşıyorsunuz. Peki New York müziğinize ve size ne kattı?

Beni her yer etkiledi ama tabii ki en çok New York. 30 senedir oradayım ve artık New Yorklu oldum. Tabii orada seviye çok yüksek ve herkes bir yenilik peşinde olduğu için hem rekabet var hem de herkes birbirine bir şey veriyor. Biri elektronika yapıyor diyelim üç sene sonra herkes daha çok bu tarz şeyler yapmaya başlıyor. Aynı zamanda burada en sevdiğim durum son zamanlarda New York’ta hep punk olması. Bir şey kırman ve aşman lazım hep. New York’ta yabancılık, ırkçılık var ya hâlâ biraz tehlikelilik, olduğu için rahatlık yok orada. Ben New York'u bu yüzden seviyorum çünkü herkes yenilik ve değişiklik arayışında. 

New York hayatınızda çok önemli ama böyle tek cümleyle söyleyebileceğiniz, hayatımın dönüm noktası diyebileceğiniz bir şey var mı? İlk enstrümanımı aldığım gün ya da okula kabul edildiğim gün gibi...

Ben okulcu değilim aslında…

Herkes o okulun adını duyunca bir durur ya hani...

New York’a gideceğim orada oturacağım ve kalacağım diye bir karar verdim. Saksafon için de müzik için de değil New York'u sevdim, oradaki stili sevdim ve oradaki insanlar hayat bana çok heyecanlı geldi. Gittiğim, havaalanından taksiye bindiğim köprüyü geçtiğim zaman hâlâ öyle hissediyorum “vay be gerçekten buradayım ve hakikaten burada oturuyorum” diyorum.

İlk enstrümanınız neydi?

Saksafon.

Ne zaman çalmaya başladınız?

Ben biraz geç başladım, 15 yaşındayken. Ama ciddi olarak 19-20 yaşındayken ben bunu yapıyorum diyebildim. 

Peki başka çaldığınız enstrüman var mı?

Birkaç grupta keyboard çalıyorum. Piyanist değilim, daha çok sesler akorlar çalıyorum. Parçalarımı saksafonda değil piyanoda yazıyorum genelde. Mesela Love Trio, Wax Poetic’de daha çok keyboard çalıyorum. Bazen keyboard bazen saksafon.

Dinlediğiniz müzik türleri neler?

Ben birsürü müzik dinliyorum. New York’ta üç tane kulübüm var.

Üç tane mi sadece Nublu yok muydu?

Üç tane oldu. İki tane Nublu oldu bir tane Stüdyo 151. Stüdyo 151 dj performanslarının olduğu bir yer. Orada elektronik çalıyor, ben hep böyle sadece caz dinlemiyorum yani. Her gün değişik bir şey dinleyebiliyorum. Küba müziğinden, free caz'a her şeyi dinliyorum ve iyi müzikse seviyorum. 

Peki Türkiye'de neler olup bitiyor diye takip eder misiniz?

Bayağı takip ediyorum evet. 

©Derya Ülkar

©Derya Ülkar

Kimleri dinlersiniz mesela?

Gaye Su Akyol, Ceylan Ertem, Duman, Athena gibi. Bir sürü DJ de var dinlediğim Mehmet Arslan var. Barış K., Kağan Düzarat, Oceanvs Orientalis gibi isimler var. Birsürü indie ve rock’n roll gruplar var dinlediğim. The Ringo Jest mesela. 15 sene önce sekiz tane grup, 20 tane cazcı vardı. Şimdi böyle 250 tane cazcı var 200 tane rockçı var. Birsürü farklı grup var ama öyle de olsun zaten İstanbul'da kaç milyon kişi var. Normal aslında yani. İyi gidiyoruz onu demek istiyorum.

Peki plak şirketiniz Nublu Records hâlâ devam ediyor mu?

Son dört senede yeni mekân açtım, ekonomi kötüleşti. Şimdi biraz iyileşecek ama devam ediyoruz. İnşallah bu sene biraz daha hareketli olacak. Amacım onu devam ettirmek. 

Şu sıralar plaklara ciddi anlamda bir geri dönüş de var...

Biz zaten en başından beri plak basıyoruz. Plakları New Yok’ta basıp Türkiye'ye getiriyoruz. Bu sene daha çok plak basmak istiyoruz. 

Son olarak yeni bir albüm hazırlığı veya başka projeleriniz var mı?

Birkaç tane var, Brezilya’da Praia Futuro diye bir grup kurdum. O daha saykodelik rock bir grup. Duman’ın gitarcısı, Athena'nın bascışı gibi düşünün. Öyle bir grup kurduk dört kişilik. O da İstanbul Sessions gibi, aslında biz dört arkadaş hep birlikte takılıyoruz. Ama hiç çalmadık, mart ayında da karar verdik hadi bir plak yapalım diye. Şimdi birkaç ay içinde çıkacak. İnternette de olacak ama plak Brezilya'da çıkacak. Silver diye başka bir proje var. O daha çok İskandinav, New York caz arası daha sinematik bir müzik. O plak da bitti iki tane usta cazcı var o plakta da. Daha meditasyon, medidativ müzik tarzında. ilhanersahin.net'te bütün projeler yer alıyor.

0
4078
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle