30 ARALIK, ÇARŞAMBA, 2015

Moda Sahnesi’nde Bizden Bir Shakespeare

Kendinize bir şans daha verin! Bu çağrı, W. Shakespeare oyunlarını, ağdalı dili ve beyin jimnastiği yaptıran alt metinleriyle “ağır” bulanlara… Moda Sahnesi’nin bu sezon sahnelemeye başladığı En Kısa Gecenin Rüyası, zihninizdeki Shakespeare’i baştan yaratabilir.

Moda Sahnesi’nde Bizden Bir Shakespeare

Orijinal adı A Midsummer Night’s Dream olan ve çoğunlukla Bir Yaz Gecesi Rüyası olarak bildiğimiz oyunu, 11 yıl önce Bahar Noktası (Can Yücel çevirisi) adıyla izlemiştim. O uyarlama, fes, bel çantası, sokak dili gibi ayrıntılarla “biz”leştirilen ve günümüzle buluşan anlatımı ve o dönemki İzmit Şehir Tiyatroları kadrosunun şahane performansıyla leziz bir seyirdi. Moda Sahnesi’nden çıkarken bu flashback’in boş olmadığını, çevirmenler Emine Ayhan ve Aysun Şişik’in Can Yücel’e selam gönderen açıklamalarından görmek mümkün. Bu dirsek temasının da etkisiyle, oyunun keyfini tamamen açığa çıkaran, berrak bir iş çıkmış ortaya.

Kemal Aydoğan yönetimindeki En Kısa Gecenin Rüyası, sadece çevirisiyle değil sahnelenme biçimiyle de anlaşılırlığın tüm kapılarını zorlamış. Shakespeare’in şiirselliğiyle günümüzün dili arasında kurulan denge, dekorda, müzikte ve oyunculuklarda da kendini hissettiriyor. Gerçekten de rüya gibi bir oyun olmuş; özellikle aşıkların dans sahnesiyle!

Sahnenin, dördüncü duvar yıkılarak seyircinin ortasında kalacak şekilde konumlanması (bu seçim Destar Tiyatro’nun Gor oyununda da beni büyülemişti), hem seyirciyi oyunun içine dahil etmede hem de oyuncuların hareket alanını genişletmede büyük rol oynuyor. Bu şekilde, oyun içinde oyunu ve birden fazla mekanı tek sahnede anlatırken, seyir süresini de ekonomik kullanmış Kemal Aydoğan. Zira karşımızda soylular ve proletaryanın gerçek dünyasıyla ormandaki perilerin fantastik alemi var.

Atina dükünün düğün hazırlıklarıyla başlayıp, perilerin dünyası ve Atinalılar arasında gidip geldiğimiz oyun, aslen uzun uzun tiratlar içeriyor. Ritmi yükselten dans sahnelerindeki beden dili, metindeki erotizmin tavanda asılı iç çamaşırlarına emanet edilmesi, perilerin sayısını azaltma gibi tercihlerle oyunun birçok yerine ustaca makaslar atılmış. Atina’daki sınıfsal farklılığın esnafların kurduğu tiyatro grubuyla anlatıldığı bölüme Türkiye şivelerini ekleyen Aydoğan, mesajı “anladığımız” dilden aktarma yolunu seçmiş. Bununla ilintili finalde bizi bir sürpriz daha bekliyor.

Tüm bu sadeleştirmeler meydanı oyunculara bırakmış olmalı ki 14 kişilik kadronun her biri, “başrol” kavramını alaşağı ediyor. İki farklı karakteri birden canlandıran Timur Acar ve Didem Balçın’dan rollerine seviye atlatan Onur Ünsal, Mert Fırat ve Melis Birkan’a, Puck’ı sevimlilik abidesine dönüştüren Volkan Yosunlu’dan sahnede az görünse de Egeli esnafı canlandıran Çağlar Yalçınkaya’ya kadar oyuna çelme takan bir oyuncu dahi yok. 

Uzun lafın kısası, hem çevirisi hem de rejisiyle ter akıtan bu oyunu görmeden sezonu kapatmayın. Ha bir de bilet alma işini sona bırakmayın çünkü bulamazsınız.

0
6506
4
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle