21 EYLÜL, ÇARŞAMBA, 2016

“MFÖ’nün Bütün Mirasını Emiyoruz”

“Bu ülkenin müzikal geçmişini, Anadolu pop’unu, rock’ını en iyi süzen gruplardan biri” olarak tanımlıyor Flört’ü müzik eleştirmeni Murat Beşer. 1991 yılında Bekarlar olarak başladıkları müzik yolculuklarına Kim Bunlar’ın ardından Flört adıyla devam eden grup sound’u ve analog kayıtlarıyla müzik eleştirmenlerinden tam not alıyor. Grup elemanları Ozan Kotra, Ata Akdağ, Çağatay Kehribar ve Hakan Çağlar’la sahne aldıkları Nilüfer Müzik Festivali’nden sonra bir araya geldik sound’larını, son albümlerini ve dijital müzik piyasasını konuştuk.

 “MFÖ’nün Bütün Mirasını Emiyoruz”

Son zamanlarda sık sık konserler, festivaller iptal ediliyor. Bu sizi umutsuzluğa düşürüyor mu?

Ozan Kotra: Aslında gerçeği söylemek gerekirse, biz bu zamana kadar grubun kendi kişisel kompleksi ve egosundan dolayı hiçbir festivale katılmıyorduk. Yüksek miktarda para istiyorduk, verirlerse katılıyorduk ya da hiç katılmıyorduk. Çünkü kendimizi bu müzik dünyasının kulvarının çok daha dışında görüyorduk. Fakat bunun çok büyük bir ahmaklık olduğunu anladık, özellikle menajerimiz Volkan Seviğ “Saçmalamayın” dedi ve bu sene neredeyse bütün festivallere katıldık.

Bu sene katıldığımız tüm festivallerde on binlerce genç gördük. Yani hiçbir festival boş değildi. Her festivalde insanların neredeyse içeriye giremeyeceği kadar büyük bir kalabalık ve izdiham vardı. Örneğin Zeytinli Rock Festivali, Kuşadası Gençlik Festivali… Hatta darbe girişiminin olduğunun ertesi günü biz Kuşadası Gençlik Festivali’ndeydik ve 11 bin kişi vardı. İnanamadık. Festival iptal edilecekken festivali tertipleyen Serkan Fidan ve Umut Kuzey, iptale engel oldu, çünkü orada 11 bin genç vardı. Aynı şekilde Zeytinli de öyle, neredeyse 100 bini bulan bir rakamdan bahsediyoruz.

Biz burada erken saatte sahneye çıkmamıza rağmen gördüğüm kadarıyla altı-yedi bin kişi vardı belki daha da fazla. Dolayısıyla festivaller son derece iyi geçiyor, gençler bir arada olmak istiyorlar, sevgi istiyorlar, barış, sanat istiyorlar. Burada bulunan binlerce kişi arasından bir kişi bile karınca incitemez. Devletlerin bunu görmesi gerekiyor. Asıl dünyayı güzelleştirecek, dünyayı sevgiye ve barışa boğacak olan gençler ve o ruh hâli, işte buradaki ruh hâli. Dolayısıyla burada olmaktan elbette ki çok mutluyuz.

Ata Akdağ: Konserlerin iptal olmasına üzülüyoruz tabii ki ama siz de bizim gibi görüyorsunuz ki bunun savaşını veriyoruz. Siz buraya katılarak biz buraya gelerek, gençler buraya gelerek buna üzülsek dahi bu savaşı vermek için yine hep beraber toplanıyoruz. 

Sizi Flört olarak 2000 yılından itibaren tanıyoruz ama aslında grubun geçmişi çok daha eskiye dayanıyor. Hemen hemen aynı tarzda birçok isimle yolunuza devam ettiniz. Peki, o günden bugüne Flört nasıl bir gelişim gösterdi?

O.K.: Bekarlar, Kim Bunlar ve Flört. Bekarlar bizim 90’lı yıllardaki tıfıl hâlimiz. Kim Bunlar ilk meşhur olduğumuz hâl, Flört ise olgunluğa doğru merdivenleri yavaş yavaş çıktığımız hâl.

A.A.: Aslında amatör, yarı profesyonel ve profesyonel diyebiliriz. Flört’le artık profesyonel olduk.

Grupta bir süre ayrılıklar yaşandı geçen yıl yayımladığınız Onun Adı Hasan single’ı ile eski ekip yeniden bir araya geldi. Peki, neden yeni bir şarkı değil de eski bir şarkının yeni düzenlemesi?

O.K.: Biz Flört olarak 2010 yılında Demli albümünü çıkarttığımızda küllerimizden doğmuştuk ama Ata kendini o esnada buzdolabına kapatmıştı. Demli’den daha ziyade Rasta Baba yani ilk Flört albümünde yer alan şarklardan birtanesi Demli’den daha popüler oldu. O Demli’yi peşinden sürükledi. Daha sonra yine ilk Flört albümünden, Yola Devam’ı yaptık. Albüm çıktığı zaman pek tutmadı ama 10 yıl sonra meşhur oldu. Ata da dönünce o albümden Onun Adı Hasan’la devam ettik. Yani hep o albümden referans göstererek Flört’ü tekrar olgunlaştırdık diyebiliriz. 

Son albümünüzde Fuat Güner’le çalıştınız. Birlikte çalışma fikri nasıl gelişti? Usta bir isimle çalışmak sizin için nasıl bir deneyimdi?

A.A.: Fuat Güner aslında gruba 1992’den beri destek oldu ama bu sefer ilk defa prodüktör olarak, yani resmi olarak işe elini attı. Şarkıların her birinin bir diğerinden farklı olduğunu gördü. O bir albümde tek bir tarz değil de birbirinden değişik parçaların olmasını çok seviyor. Her şeyin altına da kolay kolay imza atmayan birisidir. Flört’le çalışması bizim için büyük bir onurdur. Herhangi başka bir grubu kabul edebileceğini pek düşünmüyoruz şu anda o yüzden çok şanslıyız bu albümde.

O.K.: MFÖ’nün bütün mirasını emiyoruz yani. Hatta şöyle enteresan bir hikâye vardır: Fuat’ın kalbine bir stent takılması gerekiyordu ve o esnada biz Aşk Böyleymiş Meğer’le uğraşıyorduk. Şarkının bir kısmında oldukça tartışmalı bir yer vardı bayağı bir kaos durumu hâkimdi. Tam stent takılacak anestezi verilmek üzereyken telefon açtı “Ameliyata gireceğim sizin yüzünüzden bu şarkı hâlâ kafamda. Neyse ben ameliyata giriyorum, ameliyattan sonra görüşürüz” dedi. O kadar da takıntılı adamlarız müzik konusunda. Yani düşünün kalp ameliyatına girerken şarkı aklındaydı.

  • ©Derya Ülkar
  • ©Derya Ülkar

©Derya Ülkar

Az önce de sahnede “Aşk Böyleymiş Meğer’in klibi Flört tarihinin en tartışmalı klibi” dediniz. Genel olarak albümü Flört tarihinde nereye koyarsınız?

O.K.: Biz geçiş albümü diyoruz.

A.A.: Bir yandan da çalış olarak en sade olan, en olgun çalınan ve söylenen albüm ama bu fark edilmiyor. Bunu biraz da Fuat Güner’in prodüktör olmasından dolayı onun verdiği güvenle söylüyorum; her şey o kadar yerli yerinde ve düzgün gitti ki ve öyle sakin profesyonel çalındı ki çok dikkat çekmiyor. Aslında yıllar sonra keşfedileceğini düşünüyoruz.

O.K.: Ben iyi bir albüm olduğunu nerden anladım biliyor musunuz? Zeytinli’de İskender Paydaş bana “Ne biçim albüm yapmışsınız, sabah akşam dinliyorum” deyince “Evet bu fena bir albüm olmadı” dedim. Şimdi Fuat ve biz bir araya gelince “Dünyanın en büyük grubu biziz” gibi bir hava doğabiliyor ama ertesi gün şarkıyı dinleyince olmamış galiba diye herkesin suratı asılabiliyor. Albüm bittikten sonra o kadar çok çalışmış, uğraşmış ve üstünde düşünmüş oluyoruz ki albümden bıkmış oluyoruz dinlemiyoruz. Nasıl bir şey olduğu hakkında pek bir bilgimiz olmuyor. Albüm çıktıktan üç ay sonra yeni yeni “Evet fena bir albüm değil, güzel bir albüm oldu” diyebiliyoruz. Sevdiğimiz müzisyenler de “Ne güzel bir albüm olmuş” deyince kendimiz de iyi bir albüm olduğuna inanmaya başladık.

Çağatay Kehribar: Biz müzik tarihinde bir yere koymayacağız da müzik tarihi albümü bir yere koyacak açıkçası.

Hakan Çağlar: Ben kendi açımdan, müzisyenliğim açısından en beğendiğim albüm olduğunu söyleyebilirim. Ben son albümde iyi davul çaldığımı düşünüyorum.

Analog kayıtlar da yapıyorsunuz. Teknik olarak bu albümün diğer albümlerden farkı nedir? Albümün hazırlanış aşamasından biraz bahsedebilir misiniz?

Ç.K.: Diğer albümlerden farkı dijital ve analog teknikleri bir arada kullanmamız. Albümü banda kaydedip dijital süreçlerden de geçirip, yani günümüz teknolojisinin nimetlerinden de faydalanarak bir yere getirdik. Diğerlerinden farklı oldu ama yine analog işin içinde var, temeli analog.

Siz bir taraftan analog çalışıyorsunuz fakat dijitali de işin içine katıyorsunuz. Diğer taraftan retro bir görüntünüz var ama kliplerde çok daha modern şeyleri kullanıyorsunuz. Aradaki dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Ç.K.: 5-6 kişi bir şeyin üzerine oturup tartıştığımız için ortak bir düşünce çıkıyor. Yani hepsi bir sentez hâlinde.

O.K.: Bir de hiçbirimiz aslında bakarsanız 70’ler teknolojisinde yaşamak istemiyoruz. Aramızda herkes cep telefonlarından, internetten gayet memnun. Günümüzün tüm yeniliklerinden çok memnunuz ve sonuna kadar da kullandığımızı düşünüyoruz. Ben değil ama diğer çocuklar bu işi gayet iyi beceriyorlar. Günümüzün bu hâlinden memnunuz ama o banda kaydetmek gerçekten çok şeyi değiştiriyor. Dünyada analog kayıt hâlâ çok revaçta. Mesela Daft Punk, Coldplay hepsi hâlâ analog kayıtlar yapan gruplar. Aslında biz Türkiye’de de Avrupa’da, dünyada yapılan bir sistemi kullanıyoruz. Retro görüntüsü için konuşacak olursak, özellikle söyleyeyim inanın hiçbir şeyi bilinçli yapmıyoruz. Belki 70’lerde doğmamızın etkisi olabilir bilemiyorum.

Ç.K.: Analogla dijital arasında şöyle temel bir fark var. İçeri girip çalıp söylerken ki banda kayıt psikolojisiyle, bilgisayara kayıt psikolojisi arasında dağlar kadar fark var. O psikoloji bile çalma ve sound’da çok büyük etki yaratıyor.

  • ©Derya Ülkar
  • ©Derya Ülkar
  • ©Derya Ülkar
  • ©Derya Ülkar
  • ©Derya Ülkar

©Derya Ülkar

Analog kayıt demişken bunu taşıyan plaklara da son zamanlarda bir geri dönüş yaşanıyor...

O.K.: Bunu Anadolu Beat plağıyla beraber ilk başlatanlardan biri biziz. Anadolu Beat’i 2012’de plak olarak bastık ve işin içinde hiç bilgisayar yoktu. Berlin’e gittik ve Berlin’de hiç bilgisayar görmeden direkt Beatles’ın mastering masasından geçirip öyle bir plak basmıştık. Yüzde yüz analog, plağı pikaba koyduğunuz an direkt stüdyonun içinden dinliyorsunuz. Bizim de plağı çıkmamış bütün albümlerimizin plağı da çok yakında basılıyor.

A.A.: Plaklara geri dönüş sürecinde de çoğunluğu dijital kayıtları plağa basıyor.

O.K.: Plaktan CD dinliyormuşsunuz gibi. Biz özellikle onun için çok uğraştık, Almanya’ya gidip tamamladık.

H.Ç.: Sound konusuna çok önem veriyoruz, çünkü aslında dünyamızda artık gençlerin peşinden koştuğu müzik akımları yok. Herkes “Daha iyi nasıl sound yapabiliriz?” bunun peşinde. Ülkemizde bu konuda biraz eksiklik olduğunu düşünüyoruz ve bizim albümümüzün bu konunda örnek teşkil edebileceğini düşünüyoruz. 

Sound konusunda öyle, peki sözler konusunda nasıl? Genel olarak şarkılarınızın teması nedir?

O.K.: Her şey var. Mesela Aşk Böyleymiş Meğer şarkısında Flört dinleyicisi “Bu sözler çok basit geldi bize” diye çok tepki gösterdi. Ama her Flört şarkısından bir Yola Devam ya da Onun Adı Hasan veya Balon beklemeyi ben anlayamıyorum. Yeni her Flört şarkısının ağır sözleri, felsefesi olmak zorunda değil. O çok basit bir şarkıydı, çok samimi bir şarkıydı ve karım için ne düşünüyorsam bir turne sırasında yolda giderken çalakalem yazdığım bir şarkıydı. Evet sözleri çok basitti ama bana sorduklarında yazdığım en samimi şarkılardan biri diyorum mesela.

A.A.: Bizim aramızda da parça önümüze geldiğinde “Ya bu şarkının sözleri ne kadar basit” diye en ufak bir tartışmamız olmadı. Çünkü şarkı kendini doğal anlatıyordu. Bu konu aramızda hiç gündeme bile gelmedi. Yani Flört’te bir şarkı yayınlanmışsa orada herkesin onayı vardır.

H.Ç.: Daha çok yaşanmışlıklara bağlı. Yaşadığımız şeyleri yansıttığımız için tema değişebiliyor. Mesela Fethiye’de yaşadığımız zamanlar daha doğayla ilgili şarkılar çıkıyordu. 

©Mikail Yılmaz

©Mikail Yılmaz

Dijital müzik sektörü çok daha farklı bir yere gidiyor artık. Basılı albümlerden ziyade Apple Music, Spotify gibi platformlardan dinleniyor şarkılar. Siz bunu olumlu/olumsuz nasıl görüyorsunuz?

Ç.K.: Ben kişisel olarak olumlu görüyorum. Çünkü artık internetin ve dijital çağın bir sınırı yok ve herkes istediği kişiye ulaşabiliyor. En azından bunu bir platformda belirli bir şekle getirmek daha iyi oldu diye düşünüyorum.

O.K.: Ben Çağatay’la aynı fikirde değilim, olumsuz düşünüyorum. Çünkü abilerimin söylediklerini örnek alıyorum mesela, Roger Waters’ın bu konuda çok büyük bir intizarı var, Steve Jobs’un çok büyük bir düzenbaz olduğunu söylüyor, kendi çapında çok haklı. Kendi çapında derken dünya çapından bahsediyorum. Çünkü üretiyoruz, oluşturuyoruz, emek veriyoruz, saatlerimiz, günlerimiz geçiyor bunun karşılığında para alıyoruz ama o ürünün bedavaya ulaşmaması gerekiyor. İnsanların muhakkak ona bir bedel ödemesi gerekiyor ki, bu sadece bize değil plak firmalarına sektörün geneline etki ediyor. Yani bodyguard mesleğini yapan bir insanı bile etkileyen bir sektörden bahsediyoruz. Dolayısıyla bunun bir dengeye oturması gerekiyor. Umarız önümüzdeki on yıl içinde dijital sektörü bir dengeye oturturlar. Çünkü Flört long play’leri gayet iyi satıyor, biz çok memnunuz, plak firması da çok memnun ama CD satışları korkunç ve herkes longplay basmıyor çünkü herkesin long play alacak dinleyicisi yok. Onlar CD üzerinden ya da dijital camiadan para kazanmak zorundalar. Dolayısıyla bunu bir kanuna oturtmak gerekiyor, henüz dünyada da oturmuş değil bu. Bundan Elton John da şikayet ediyor, Roger Waters da biz de şikayet ediyoruz.

Ç.K.: Ben şöyle bir artısı olduğunu düşünüyorum; dünyanın herhangi bir yerinde müzik yaptığınızda bu platforma girdiğinde bütün dünya bu müziğe aylık bir ücret ödeyerek ulaşabiliyor. Yani en azından alakasız sitelerden dinlenmek yerine böyle standart güzel bir platformda oluğunda bundan bir gelir elde edilebiliyor. En azından bir sisteme oturması için bir başlangıç oldu bu.

H.Ç.: Spotify, iTunes gibi örnekler onların telif haklarını alabilmek için bir platform oluşturuyor. En azından onlar yine kanunen bir şeyler yapabiliyor. Son dönemde çıkmış kurallara uygun olanlar da…

Ç.K.: Son bir şey söyleyeyim müzik gerçekten bilgisayardan, MP3 player’dan değil, plaktan kaset çalardan dinlenir. Zaten bunu böyle dinleyen insanlar da gidip plak ya da kaset alır.

A.A.: Gerçek, basılmış materyaline de sahip olmak başka bir güzellik.

H.Ç.: Bu en sonunda bir koleksiyonerlik işine dönüşecek gibi görünüyor.

A.A.: Evet, evet kesinlikle ve daha da değerlenecek. 


0
3699
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle