17 NİSAN, SALI, 2018

Hayvanlar Üzerinden Toplumsal Ötenazi

37. İstanbul Film Festivali’nin Dünya Festivallerinden kategorisinde yer alan Euthanizer (Öldürücü) filmi, yönetmen Teemu Nikki’nin kara mizahı güçlü bir olay örgüsünde harmanladığı üçüncü filmi olarak karşımıza çıkıyor. Film, hayvanlar üzerinden toplumdaki zümrelere eleştirel bir dille bakarak güçlü önermeler ortaya koyuyor. 

Hayvanlar Üzerinden Toplumsal Ötenazi

Euthanizer, sivri kara mizahıyla hem rahatsız eden hem de güldüren bir film. Çocukluğu bir domuz çiftliğinde VHS kasetler arasında geçen alaylı yönetmen Teemu Nikki’nin bu üçüncü uzun metrajlı filmi, dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı. Filmin oyuncu kadrosunda ise Matti Onnismaa, Jari Virman, Hannamaija Nikander, Pihla Penttinen ve Heikki Nousiainen yer alıyor.

Hayvanları delicesine seven, asosyal, birçoğumuza göre psikopat sayılabilecek Veijo, Finlandiya’da rengi solmuş, ıssız bir orman köyünde, sahiplerinin talebiyle hasta, yaşlı veya artık istenmeyen evcil hayvanlara ötanazi yapar. Hayvanlarla arasında telepatik bir iletişim olduğu düşünülen Veijo, öldürmek için aldığı her hayvanın sahibine de bir ders verir. Hayvanlara duyduğu sevgi, insanlara olan sevgisini aşmış olan Veijo, görünürde bir otomobil tamircisidir ve öldürme işlemini de tamirhanesinde kurduğu bir dizi araç gereçle gerçekleştirir. 

Euthanizer filmi ilk bakışta ana karakterimiz Veijo’nun (Matti Onnismaa) acımasız bir insan olduğu ön yargısıyla selamlıyor bizi. Hatta filmin başlarında hayvanlara ötanazi yapan bir oto tamircisinin hikâyesinin neye evrileceği konusunda meraklanmaya başlıyoruz. Ancak ilerleyen sahnelerde filmin hem senaristi hem de yönetmeni olan Teemu Nikki’nin anlatmak istediği konusunda oldukça net olduğu belli olmaya başlıyor. Film, hayvanlar ve sahiplerinin karakter yapılarına ve bu duruma dâhil olan tüm zümrelere gönderme yapıyor. Veijo, evcil hayvanından kurtulmak isteyen insanlara tamirhanesinde kurduğu ötanazi düzenekleriyle hizmet veriyor. Aynı işlemi yapan veteriner hekimlerin üçte bir fiyatına bu hizmeti sağlıyor ve üstelik anlaşılıyor ki Finlandiya’da bu yasa dışı bir durum sayılmıyor. Veijo, hayvanları öldürmeden önce sahiplerine daima nedenini soruyor ve getirilen hayvana yaklaşarak onun ne düşündüğünü veya hissettiğini sahibine söylüyor. Hayvanlar aslında bir şekilde sahiplerinin kaderlerini yaşıyorlar ve küçük evlerde hareketsiz kalmaktan, artık sevilmemekten veya ayak bağı olmaktan dolayı ötanazi yapılmak üzere getiriliyorlar. Veijo ise onların bu acılarına son veriyor ancak hayvanları sevmediğinden değil, sahiplerinin elinde daha fazla acı çekmemeleri için. Ötanazi işlemini, sahiplerinin hayvanlarına karşı empati kurabilmeleri için, hayvanlarına geçmişte yaptıklarının aynısını sahiplerine de yapıp (sıcakta arabanın içinde saatlerce sahibini bekleyen köpeğiyle empati kurması için sahibini de aynı şekilde bekletmesi veya hobi olarak alabalık avlayan bir adamın çenesinde aynı olta acısını hissetmesi gibi) onlara ceza verdikten sonra kabul ediyor. Çünkü Veijo, hayvanların acılarına karşı katı bir ahlak kuralına sahip ve hayvan ıstırabının insan ıstırabına eşit olduğuna inanıyor. Bu karmik dengeyle, bir hayvana zarar veren herhangi bir kimsenin, hayvana uyguladığı aynı acıyı veya onursuzluğu kendisinin de hak ettiğini ifade etmeye çalışıyor.

Filmin temelinde, Finlandiya’daki mutsuzluğa yönetmenin nasıl bir neden-sonuç ilişkisi üzerinden baktığı görülüyor. Hayvanlarıyla artık mutlu olmayan veya onlara ayıracak vakti olmayan insanların temelde tahammülsüzleştiği ve kendilerinden başka hiçbir canlının yaşama hakkını önemsemediği görülüyor. Ötanazi işlemini daha pahalıya yapan paragöz veteriner hekime ise bugünün sosyal hizmetleri, hastanesi veya klasik bir doktoru olarak bakmak mümkün. Tek istediği arabasını her sene yenilemek olan ve o arabayla çarptığı bir hayvanın sağlık durumunu umursamayıp, olay yerini terk edip gidebilecek bir veteriner. Veijo ile yolları kesişecek olan saf ve toplumun alt tabakasından sayabileceğimiz Petri’nin (Jari Virman) kendisinden daha maço ve holigan olan neo-nazist arkadaşları köpeğiyle dalga geçtiği için köpeğine ötanazi yapılmasını isteyip, daha sonra özendiği çete arkadaşlarıyla erkeklik gösterisi yapması ise bir başka zümreye dikkat çekiyor. Oldukça bağnaz fikirli, eli palalı, kendine “Finlandiya’nın Askerleri” diyen neo-nazist grup; tüm cahil testosteronunu en maganda hâliyle etrafta terör estirerek saçıyor. Sonrasında aslında en korkakların, en güdülmüşlerin onlar olduğu ve de toplumu korumak yerine dibe sürükleyen en hastalıklı halkalar oldukları görülüyor. Bir başka kesişmeye gelecek olursak, Petri de Veijo gibi bir oto tamircisi. Dürüst bir oto tamircisinin yanında çalışıyor ve bu tamirhaneden sürekli lastik çalıp, neo-nazist arkadaşlarına satıyor. Onunla sürekli dalga geçen arkadaşları ise bu lastikleri başkalarına satarak geçiniyor. Siyasal bir düzlemden bakıldığında da katmanlı ilerleyen yolsuzluğun kaç el değiştirdiği ve emeğin nasıl sömürüldüğü bu sahnelerde aktarılıyor. Burada dikkat çekilmek istenen bir diğer nokta eğitimsizlik elbette, ancak bugün eğitimde dünya standartlarının üstünde olan Finlandiya’dan bir yönetmenin böyle bir sorunsalı filme taşıması da kafalarda soru işaretli bırakıyor. Tüm bunlar olurken bir yanda da çocuklar var. Aslında onlar da Finlandiya’nın umudunu temsil ediyor. Petri’nin yalanla kuşattığı çocukları, Veijo’nun geçmiş çocukluk travmaları… Finlandiya’nın dünü, bugünü ve olay örgüsüyle seyirci yorumuna bırakılan yarını…

Veijo’nun hastanede çalışan Lotta (Hannamaija Nikander) ile kurduğu pek de alışık olmadığımız ilişki biçimi ise hikâyede bir yandan sürüyor. Sado-mazoşist bir ilişkiyle örülü sevgi dünyaları Veijo için anahtar-kilit sayılabilecek bir uyumla devam ediyor. Veijo’nun yoğun bakımda yatan babasının hemşiresi olan Lotta sınırı aşıp, Veijo’nun hayvanlara uyguladığı ötanazi biçimini babasına uyguluyor. Gittikçe birbirine benzeyen bu ikili arasındaki ilişki ise bugünün bir arada olmak için gerekli uç gereksinimlerini ifade ediyor

Yönetmenin, bugün neredeyse herkesin bir evcil hayvanının olduğu düşüncesiyle çıktığı yol ve işlemeye çalıştığı motif oldukça yerinde görünüyor. Evcil dostlarımız, bizim kim olduğumuzu, yalnızlığımızı, hayata nereden baktığımızı ve sorumluluklarımız ile bencilliklerimizi sorgulamamız açısından güçlü bir tercih olarak görünüyor. Film, henüz yaşayan bu cenazeye kimsenin elini sürmek istemediğini, sürmek isteyeninse bunu kapital forma dayalı bir hizmete dönüştürdüğünü, bu döngününse toplumsal mutsuzluğun ve bencilliğin devridaim yapmasına neden olduğunu seyircinin belleğine sunuyor. Birbiriyle kesişen hayatlar ekseninde, kötülüğün günün sonunda gelip en korunaklı kimseyi dâhi bulabileceğini, toplumdaki bozuklukların görmezden gelindikçe zamanla herkesi dibe çekeceğini anlatıyor. Oyunculuk performanslarıyla özellikle Matti Onnismaa ve Jari Virman’ı takdir etmeli. Gerilimi ve mizahı, minimal ve doğal oyunculuklarıyla oldukça tutarlı bir biçimde sunduklarını belirtmek gerek. Dolayısıyla tüm bunlarla birlikte gerek müzikleri gerek anlatısı gerekse toplumsal olana getirdiği yepyeni bakışıyla Euthanizer, bu yılın öne çıkabilecek filmleri arasında hem yerini sağlamlaştırıyor hem de hayvanların dünyasındaki insan adaletini sarsıcı bir biçimde sorguluyor.

https://vimeo.com/229836159

0
3049
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle