26 HAZİRAN, SALI, 2018

“Dünyayı Hissettiğimiz Müziğe Dönüştürüyoruz”

Big Jet Plane adlı şarkılarıyla uzun süre listelerde kalmayı başaran Angus & Julia Stone, Temmuz’da ilk kez İstanbul’a geliyor. Angus & Julia Stone kardeşlerle konser öncesi bir araya gelerek Snow albümlerinin detaylarını, şarkı sözlerinin arkasındaki hisleri ve yaratılış süreçlerini ve Türkiye’de verecekleri ilk konserleri hakkında sohbet ettik.

“Dünyayı Hissettiğimiz Müziğe Dönüştürüyoruz”

2006 yılında başladıkları müzik kariyerleri gittikçe yükselen, Sydney çıkışlı folk rock ve indie pop ikilisi Angus & Julia Stone, geçtiğimiz yıl yayımlanan Snow albümüyle de oldukça ses getirdi. Çalışmalarıyla birçok ödül alan ikili, ilk EP’leri Chocolates&Cigarettes’ten bugüne fazlaca hit şarkı üreterek, milyonlarca kişiye ulaştı. Angus & Julia Stone kardeşler, 11 Temmuz’da Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’ne konuk olacak. 

Müzisyen bir ailenin çocukları olarak küçük yaşlarda enstrümanlarla tanıştığınızı biliyoruz. Peki iki kardeş olarak çocukluktan beri hayaliniz beraber müzik yapmak mıydı?

Ben 20, Angus ise 18 yaşındaydı o sıralarda. Bir yıl boyunca dünyayı dolaştıktan sonra babamızın evine taşındık ve birlikte şarkılar yazmaya başladık. Tüm gün müzikle uğraşıyorduk ve akşamları da Sydney'de açık mikrofon gecelerine katılmak için dışarı çıkıyorduk. Şarkılarımızı birleştirmeye ve şovları birlikte yapmaya başladığımızda her şey birdenbire gelişti. Aslında müzik yapmamızın en uygun yolu da buydu; birlikte üretmek ve sahneye çıkmak. Yaklaşık altı ay sonra yerel radyoların ve bazı menajerlerin dikkatini çektik ve artık ikimizin uzun zamandır birlikte çalıştığını fark ettik. Yani birlikte müzik yapmamız çok planlanmamıştı diyebilirim.

Biraz da müziğinizin üretim aşamasından bahsedelim. Üretim süreci nasıl gelişiyor, sizi neler besliyor?

Her türlü şey aslında. Farklı enstrümanlar, yeni müzik programları veya değişik pedallar denemeyi seviyoruz. Mesela, son albümüz Snow’un ritimleri ve sesleri için elimizde eski bir org ve davullar vardı. Fakat bu davulların bazılarının çıkardığı ritimler şarkıların ortaya çıkmasını sağladı. Örneğin Snow ve Sylvester Stallone elimizdeki o eski orgun sayesinde çıkmış şarkılardan. Mesela Château bir gece Angus çalışırken gidip yanına oturup, aniden söylemeye başlayıp hemen baslarını oturttuğumuz ve bir gecede çıkardığımız bir şarkıdır.  Diğer şarkılar bir gitar riff’inden ya da doğaçlama fikirlerle başladı. Sonra her şey şekilleniyor ve biz çalıştıkça, deneme yanılma yöntemiyle bir şeyler yerine oturuyor. Dolayısıyla müzik araçları değişse bile biz yine farklı enstrümanlar keşfederek çalmaya devam edeceğiz.

All of Me, Mango Tree gibi EP’lerinizden sonra, A Book Like Like'ı yayımladınız. Sonra üç albüm daha geldi. Bütün bu süreç nasıl gelişti bahsedebilir misiniz?  

Angus ve benim için çok zorlu bir süreç yoktu. Hepsi, kendi koşulları içinde ortaya çıkmış albümler. Örneğin, Chocolates and Cigarettes adlı ilk EP'mizi, babamın oturma odasında yaptık çünkü rahat olduğumuz yerdi ve bir arkadaşımız gelip mikrofonları oraya kurdu ve o şekilde başladık. Sonra A Book Like Like albümü ortaya çıktı çünkü Fran Healy (Travis’in solisti) müziğimizi beğenmişti ve kendi oturma odasında bir sürü şarkı kaydetmemize yardımcı olmuştu. Sally Herbert inanılmaz bir aranjör ve onun desteğiyle Londra’da müziğimize çok şey ekledik. Takip eden kayıtlar aynıydı. Yol boyunca karşımıza çıkan her şeyi veya hissettiğimiz çoğu şarkımıza ekleyelim dedik. Bu karardan sonra hissettiklerimizi kaydetmeye başlayınca bir baktık ki sıradaki kaydımızın adı neredeyse “hahaha” oluyordu. 

Solo çalışmalarınızdan sonra tekrar bir araya gelişiniz nasıl oldu? 

Rick Rubin gerçekten harika bir insan ve onun sayesinde tekrar bir araya geldik. Solo projelerimizi yaptığımız sırada bizimle iletişime geçti ve bir arada yeni bir albüm yapmamızı önerdi. İkimiz de farklı zamanlarda Rick ile görüştükten sonra yeni bir albüm fikri iyi göründü ve evet dedik. Yani aslında bir araya gelişimiz yeniden kendiliğinden olmuş oldu.

Şarkılarınızın odağında hangi duygular veya eylemler var?

Şarkılar genellikle “gitmek” ya da “kalmak” ile ilgili. Ama sanırım şaşırtıcı değil çünkü hayatımız ayrılmak, gelmek, gitmek ya da kalmak üzerine kurulu. Yapılacak en güzel şeylerden biri dünyayı hissettiğimiz müziğe dönüştürmek. Sevdiğimiz insanlara kavuştuğumuz ya da ayrıldığımız zaman, heyecan veya üzüntü verici hisler de geliyor. Bu yüzden şarkı sözlerimiz ve müziğimiz yaşanmış deneyimleri oldukça iyi yansıtıyor.

Son albümünüzde yer alan Snow şarkısı albümle aynı ismi taşıyor. Klasik bir Angus & Julia Stone tarzını da oldukça yansıtıyor. Bu şarkının hikâyesini anlatabilir misiniz?

Angus ve ben İsviçre'de Zermatt’ta bir defilede çalıyorduk. Angus & Julia Stone albüm tunesini de henüz bitirmiştik ve yapacak yeni bir şeyler arıyorduk. Zermatt Dağı’nda harika bir toplulukla birlikte kardan bir cennetin içindeydik ve orada bir hafta kaldık. Bizim için gerçekten inanılmaz bir deneyimdi ve yeni bir albüm üzerine konuşmaya başladık. Snow, yazdığımız ilk şarkının adıydı ve o şarkı her seferinde bizi orada geçirdiğimiz bir haftaya geri götürüyor. 

Müzik videolarınız nasıl bir yaratıcı süreçten geçiyor?

Müzik videolarımız daima Angus'un veya benim vizyonunu temsil ediyor. Sonra fikirlerimizden emin olduğumuzda iş birliği yapmak üzere bir video yönetmeni (ki bu genellikle arkadaşımız Jessie Hill oluyor) ile çalışıyoruz. Jessie Hill çok yetenekli biri. Biz hep beraber Sydney'in kuzey sahillerinde, eski çocukluk arkadaşlarımızla birlikte büyüdük. Birlikte otururuz, eğleniriz ve bir şarkının hikayesini oldukça farklı bir biçimde aktarabilecek çok fazla seçenek üretebiliriz. 

Yakınlarda yeni bir EP ya da albüm bizi bekliyor mu?

Yeni müzikler yapmayı düşünüyoruz ancak dürüst olmak gerekirse turnede olmak bütün düşüncelerimizi ve zamanımızı alıyor. Zaman zaman yeni müzikler üzerine fikirler üretip, konuşmalar yapıyoruz. Muhtemelen gelecek yıl bütün bu fikirler hayat bulmaya başlayacak gibi görünüyor. 

11 Temmuz'daTürkiye'deki ilk konserinizi gerçekleştireceksiniz. Türkiye sizin için ne ifade ediyor? Konserde bizi neler bekliyor?

Türkiye'ye ilk defa geleceğiz. Orada çok eğleneceğimizi düşünüyoruz. Türk yemeklerini çok seviyoruz zaten. Konserde de çok eğleneceğiz çünkü hem şarkılarla biraz oynayacağız hem de güzel bir şov yaratmak istiyoruz. Çünkü biz eğlenirsek konsere gelenler de harika zaman geçirir. Umuyoruz ki tüm dinleyiciler harika zaman geçirecekler. Bu yüzden İstanbul'da  konser vermekten gerçekten heyecan duyuyoruz! Öte yandan görmek ve ziyaret etmek istediğimiz çok yer var.

https://www.youtube.com/watch?v=LFwcHebGZU0

0
4907
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle