17 ARALIK, PERŞEMBE, 2015

Bir Performans Alanı Olarak Hair Mafia

“Eline düşmek isteyeceğiniz tek mafya” sloganıyla hizmet veren bir kuaför Hair Mafia... Tek sloganları bu değil; mekanın camına canları sıkıldıkça değiştirdikleri “özlü sözleri”, Spinoza’dan alıntı yaptıkları manifestolarıyla farklı bir duruşları var. Zaten yaptıkları işi de bir çeşit performans olarak değerlendiriyorlar! Hair Mafia’nın ortakları Ahmet Ağırbaş ve Ata Dikbaş’la konuştuk.

Bir Performans Alanı Olarak Hair Mafia

Manifestosu olan bir kuaför, Hair Mafia. Altı yıl önce nasıl yola çıktınız, zaman içinde nasıl evrildiniz?

Ahmet: Her alanda bir mafya, tekelleşme var artık neredeyse. Sanatta bile... Biz de bu endüstri içinde çok da endüstrileşmeden, makineleşmeden yer almak için mafya adını seçtik. Mafyanın daha yaşayan bir hali var. Daha gerçek. Dünya zaten mafyalar tarafından yönetiliyor. Biz bunu mizahi bir şekilde ele alarak, kendi içimizde o ruhu taşımak üzere yola çıktık. Çevremizde bu sektörden, bu sektördeki usta-çırak ilişkisinin ağırlığından sıkılan çok fazla kişi vardı. Biz bu ilişkiyi evrimleştirip, fazlalıklarını atıp bugüne senkronize etmeye çalıştık. Bu nedenle adını Hair Mafia koyduk. Kuzey Avrupa’da çalıştık, eğitimler aldık. 

Neler yaptınız?

Ata: Mesleki tecrübelerimi paylaştığım alanlar oldu. Daha çok imaj danışmanlığı yaptım. Mekanların kişiler üzerindeki etkisinden yola çıkarak, salonlara kimlik belirlemek için çalıştım. Bizim işimiz sadece saçla değil, imaj bütün bir şey. 

  • Ahmet Ağırbaş ©Korhan Karaoysal
  • Ata Dikbaş ile Ahmet Ağırbaş ©Korhan Karaoysal
  • Ahmet Ağırbaş, Ata Dikbaş ve Ece Koçal ©Korhan Karaoysal

Ahmet Ağırbaş, Ata Dikbaş ve Ece Koçal ©Korhan Karaoysal

Peki işinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Ahmet: Yaptığımız işin sonunda insanlara belli bir ruh kattığımıza inanıyoruz. Kişinin içinde barındırdığı, sakladığı ruhu ortaya çıkarıyoruz. Onu sosyal kimliğindeki tarzın ya da iş kimliğindeki tarzın dışındaki bir şeyle görmeye çalışıyoruz. 

Ben gelip karşınıza oturuyorum, bir kerede benim içimde sakladığım ruhu görüp ortaya mı çıkarıyorsunuz?

Ahmet: Bazen bir kerede oluyor, bazen gelip gittikçe daha iyi tanıyoruz. Kişinin beden diline, konuşma tarzına göre onu en uç noktada nereye çekebiliriz, onu anlamaya çalışıyoruz. Bazen kişideki o androjenliği görmeye çalışıyoruz. Zaten kişinin içinde varsa o zaman bize güveniyor. Nihayetinde her şey kafada başlıyor. Kafada başlayan şeye de ellerinle dokunabiliyorsun. O çok ilginç bir şey. Sana kim dokunabilir ki? Ancak sevgilin dokunabilir... Annen baban bile belli bir yaştan sonra dokunmaz. Bunun kıymetini bilmek gerek; ortada çok ciddi bir performans var. Diğer kuaförlerde protest hava yoktur. Zaten bu ülkede kuaförün kimliği bellidir. Statü olarak verilen etiket bellidir. Ama Avrupa’da Amerika’da böyle değil. Kuaför, sanatçı olarak konumlandırılır. Biz buradaki bu eksiği kapatmaya çalışıyoruz. Biz Türkiye’de birtakım şeyleri dönüştürdük. Sloganları olan, sadece saçla ilgili konuşulmayan bir yer burası. İnsanları rahatsız etmek istiyoruz. 

  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

İnsanlar hoşlanıyor mu rahatsız olmaktan?

Ahmet: Bence insanlar rahatlıktan rahatsızlık duymalı. Çünkü rahatlık gerçek değildir. Konfor insanı bencilleştirir. O zaman sanata dokunamazsın. Sanat hep gerçeği ister. Çağdaş sanatın da çok garip bir durumu var.

Takip ediyor musunuz çağdaş sanattaki gelişmeleri?

Ahmet: Tabii... Bir önceki bienalde “Anne ben berber miyim?” diye sloganımız vardı. Sloganlarımızı hep vitrine yazıyoruz. Nihayetinde etrafı camlarla kaplı bir salonda saçlarınızı yaptırıyorsunuz. Bu başlı başına bir performans. Dışarıdan içeriyi izleyebilmek Türkiye’de çok ciddi bir şey. Çünkü kadınlar dışarıdan görünmek istemez. Güzelleşirken göstermek istemezsin kendini. Bu nedenle normalde kuaförlerin camları kapalıdır, ama bizden sonra açılmaya başlandı. Bu ülkenin artık şeffaflaşmaya ihtiyacı var zaten. Her sektörde öyle. Eskiden boyayı sıkarlardı ve yaptıkları tekniği yanındaki çocuğun görmesini istemezlerdi, saklarlardı. Biz aksine her şeyi açtık. 

  • ©Korhan Karaoysal
  • Ahmet Ağırbaş ve Ata Dikbaş ©Korhan Karaoysal

Ahmet Ağırbaş ve Ata Dikbaş ©Korhan Karaoysal

Nişantaşı’ndan sonra Cihangir’de şube açtınız. Saç mafyası olarak daha büyüyecek misiniz?

Ahmet: Biz daha büyümeyi değil küçülmeyi düşünüyoruz. Daha doğrusu çok şubemiz olsa bile küçük durmaya çalışıyoruz. Büyük sözlerimiz var ama onların altında ezilmemek için ukalalık yapmıyoruz. Bizim yaptığımız taşkınlık. Rahatsız ederek taşkınlık yapıyoruz.  

Manifestonuza dönersek... Spinoza’nın “Özgürlük deneysel bir iştir” cümlesiyle bitiyor... 

Ahmet: Anlatmak istediğimiz çok şey var. Ama eliyoruz onları. Okuyoruz, araştırıyoruz. Tek olayımız saç değil; onu zaten yapıyoruz. İnsan biraz robottur ya, bir şey öğrenir yıllarca onu yapar. Korku toplumu olduğumuz için sadece üzerimize düşeni yapıyoruz. Biz de saçla ilgili kim neden korkuyorsa, gelin böyle yaklaşın diyoruz. “Bana bu yakışmıyor” diyor, biz de “Nereden biliyorsun” diyoruz? Biz bu işlere kafa patlatıyoruz. Keşke sadece saç olsa... Ayakkabısından tırnağına yüzüğüne kadar sürekli bunu konuşuyoruz. 

  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

Peki sizin önerdiğiniz veya hatta yaptığınızı karşınızdaki kişi beğenmeyebilir... Beğeni göreceli sonuçta...

Ata: Biz “Bu sana çok yakışacak” diye birini bir şeye ikna etmiyoruz. Ya onun duymak istediği şeyi söylüyoruz ya da onun kafasına takılan bir şeyin cevabını veriyoruz. Yoksa “Sana bir saç yapacağım çok yakışacak” diye bir şey yok. Zaten güzellik üzerine herkes her şeyi yaptı. Lüks salonlar vs... Düşmeyin diye arkanızdan sizi tutacak birileri var neredeyse salonun içinde... Kendi içinde aykırılığı hisseden, cesaret edemeyen, kendi cesaret etse 20 yıldır gittiği kuaföre güvenip kestiremeyen kişiler var. Buraya gelip inanılmaz bir değişime “Evet” diyebiliyorlar. Çünkü burada bir mesaj almış oluyorlar ve buna cesaret ediyorlar.

Ahmet: Riski göze almayan normali yaşar.

Ata: Bir de sen kuaförünü öyle bir noktaya getiriyorsun ki, kuaförün de “Şunu yaparsam sevmez bunu yaparsam hoşlanmaz” diye düşünüyor. Sen onu robotlaştırıyorsun. Bizde öyle bir şey yok. Bu iş denedikçe iyisini bulma hikayesi. Ne aradığınla da alakalı.

Ahmet: Burada yapılan saçı beğenmeyenlerin büyük kısmı, bir gün, en fazla bir hafta sonra arayıp teşekkür ediyor. Biz hayatımızı bu işe verdik. Karşı taraf mutsuz olduğunda en başta ben mutsuz oluyorum zaten. Mazoşist değiliz ki. Hayatın dertlerini burada çözüyorum ben. Mecburum bunu çok iyi yapmaya. Burası benim tapınağım.

Mekan tasarımı itibarıyla da alıştığımız kuaförlerden farklı...

Ata: Bu bizim için iş değil, meşguliyet. Biz de nelerle meşgul olduğumuzu düşündük ve bu mekanı oluşturduk. Kitap okuyorsak kitap var, gitar çalıyorsak gitar var.

Ahmet: Bir ara partiler yapıyorduk, biraz ara verdik. Herkes aynı şeyi yapıyorsa, biraz durup izlemek gerekir. Kalabalıklarla kaybolursunuz, daha yalnız olursunuz. Gerçek işler yapmanın derdindeyiz. Zor bir alanda top oynamaya çalışıyoruz... Sanatın kendisi de böyle çıkmıyor mu? Şartlar zorken, imkanlar kısıtlıyken söylediklerinin bir yere değmesine çalışıyorsun. Buraya çok farklı mesleklerden, statülerden kişiler de geliyor. Bu kişileri bir araya getirmek de çok özel bir şey. Biraz da amacımız o birlikteliği sağlamak. Ama nihayetinde çok konservatif kişiler gelmiyor. Merakından gelip bakıyor ama kalmıyor.  

Ahmet Ağırbaş, Ata Dikbaş ​©Korhan Karaoysal

Ahmet Ağırbaş, Ata Dikbaş ​©Korhan Karaoysal

Az önce stilden de bahsettiniz, hepsinin bir bütün olduğundan. “Farklı”lığımızı göstermek için “farklı” giyinmek zorunda mıyız sizce?

Ahmet: Bizi böyle değişik giyimli görünce deli diyor olabilirler. Bir gün Psikolog Cem Mumcu’yla tanıştım, “Ne ilginç birisin gel otur merak ediyorum seni” dedi... Muhabbet uzayınca siyasete gelince mesela, “Nasıl yani sen bununla da mı ilgileniyorsun?” diyorlar. Bu memlekette bilgi sadece uzmanlarına aittir ya, biliciler vardır, bu yüzden kuaför sadece saç hakkında konuşur diye düşünüyorlar. Ama Avrupa’da temizlik görevlisi de belediye başkanı da aynı kafeden kahve alır. Üçüncü dünya ülkelerinde çok fazla etiket ve statü vardır. Biz bu duvarları kırmak istiyoruz. Mesele saç değil. 

Sizi kişisel olarak en çok etkileyen tarz nedir?

Ahmet: Kolektif bilinçaltına bakıyorum. Herkesin bastırdığı, olmak istediği kişi vardır ya, oradan ilham alıyorum. Nasıl bir kadın olmak istiyor? Seksi mi soğuk mu? Bunlar anlık değişen şeyler. Zaten anların toplamına zaman deniyor. Hangi sarışın olmak istiyorsun, hangi kısa saç olmak istiyorsun? Kadının işi kadınladır.

Ata: Mesela sarı saç istiyor. Ama hangi sarı? Herkese yakışacak bir sarı vardır. Önemli olan onu bulmak. Siyahi kadınlarda bile sarı saç güzel olabiliyor. Önemli olan tonu. Olmaz diye bir şey yok. Biz seni “Aaa saçına ne olmuş” tepkilerine bile hazırlıyoruz. Onu nasıl karşıladığın çok önemli. Alaycı bir şekilde durman sana başka bir alan yaratıyor. Önce senin ne hissettiğin önemli.

Ahmet: Kadın, yaşam-ölüm-yaşam üçgeninden hareket ediyor. Öldürür, yeniden doğar, yeniden öldürür. Varoluşu gereği bu. Erkeğin öyle bir vasfı yok. Kadın anlaşılamaz, ancak hissedilir. Ben 20 yıldır bu işi yapıyorsam, hislerime güvenerek yapıyorum. 

0
7177
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle