08 ARALIK, CUMA, 2017

Şiirimizin Unutulmaz 25 İsmi

Eserleriyle edebiyatımızda yer edinmiş, kimi zaman yaşadıkları dizelerinin önüne geçmiş şiirimizin unutulmaz 25 ismini eserleri ve özel ayrıntılarla sıraladık.

Şiirimizin Unutulmaz 25 İsmi

Nâzım Hikmet

“vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, 
                            ben vatan hainiyim. 
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla: 
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”


Hayatında eserleri kadar davaları ve sürgün yılları da büyük önem arz eden Nâzım Hikmet hakkında o kadar çok dava açılır ki belki de bu sebeple birçoğu Nazım'ı "romantik devrimci" diye tanımlar. Ama şiirleri, oyunları ve romanlarının yanı sıra akıldan çıkmayan ve onu en iyi tanımlayan ifade “Mavi Gözlü Dev” dir.

Cem Karaca, Fuat Saka, Ezginin Günlüğü, Zülfü Livaneli gibi sanatçı ve gruplar tarafından bestelenir şiirleri. Hatta "Nikbinlik" şiiri bestelenmekle kalmaz “Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler göreceğiz…” dizesi dergilere motto olur.

Cemal Süreya 

“Senin bir havan var beni asıl saran o 
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak”


Osman Mazlum, Ali Fakir, Dr. Suat Hüseyin, Hasan Basri, Cemasef, Charles Suares, Suna Gün, Ali Hakir, Hüseyin Karayazı, Adil Fırat, Genco Gümrah, Ahmet Gürsu, Birsen Sağanak... 59 yıllık yaşamına birçok takma ad ve birbirinden güzel eserler sığdırır şair. Bunca ismin yanında soyadının da bir hikâyesi vardır. Üvey kızı Gonca Uslu'nun aktardığına göre iddiaya girmeyi çok seven şair, arkadaşıyla bir telefon numarası üzerine iddiaya girmiş, kaybederse soyadındaki "y" harfinden birini sildireceğini söylemiş. İddiayı kaybetmiş ve Süreyya olan soyadını Süreya olarak değiştirmiştir.

Müfettişlik, darphane müdürlüğü, danışma kurulu üyeliği, editörlük, çevirmenlik gibi geçinmek için birçok işte çalışır. Bunların yanında ara verse de uzun yıllar Papirüs dergisini çıkarır. İkinci Yeni hareketinin önde gelen şairlerinden olmasına rağmen günümüzde daha çok Tomris'e olan aşkı ile konuşuluyor.

Edip Cansever

“Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.”


Kartvizitini görenler vardır muhakkak, Kapalıçarşı'da turistik eşya ve halı ticareti ile uğraşır. 1976’ya kadar ticaret ve edebiyat hayatında beraber yer etse de 1976’dan sonra yalnızca şiirle uğraşır. Günümüzde okurlar onu da Tomris’e olan aşkından ya da duvar yazılarından tanısa da unutulmaz birçok eseri var.

​İkinci Yeni'nin en güzel şiirlerini ortaya koyan Cansever, 17-18 yaşlarındayken komşuları Nigar Hanım'ın kardeşi Ahmet Hamdi Tanpınar'a ilk şiirlerini göstermeyle başlar yolculuğuna. 1953'te Nokta dergisini çıkarır, genç şair ve yazarlarla tanışma fırsatı bulur. Ardından yayımladığı kitaplarıyla da kendisine özgü bir şiir evreni kurar. Sürekli yazması ve ilgileri üzerinde tutması belki de en dikkat çekici yönüydü. Bodrum’da tatildeyken beyin kanaması geçirir, tedavi için getirildiği İstanbul’da 28 Mayıs 1986’da yaşamını yitirir.

Turgut Uyar

“Hüzünlü bir çocuktum. Nedense hep ağlamaya hazır.
Ağabeyim bana sataştıkça annem “Yapma oğlum” derdi ona, “O içli bir çocuk…”


Subay olan babasının ailesinden uzakta yaşamak zorunda kalması sebebiyle bir yanı eksik kalan Turgut Uyar, biraz daha hüzünlü bir çocuk olarak büyür. İlk şiiri 1947'de Yenigün dergisinde yayımlanır. Bundan hemen iki sene sonra hece ölçüsüyle yazdığı ilk kitabı Arz-ı Hal çıkar. İkinci Yeni akımının öncüleri arasında kalan Uyar'ın belki de en çok bilinen şiiri Göğe Bakma Durağı’dır. Okur tarafından benimsenir, filmlerde, şarkılarda yer eder dizeleri...
Tomris ile olan aşkları, evliliği uzun yıllardır anlatılır. Toplumsal konulara ve bireyin iç dünyasına yönelir şiirlerinde, özellikle yaşamının son dönemlerinde sınıfsal mücadeleyi konu edinir. Alkol tüketimi siroza yol açınca zor günler başlar Uyar için ve şair 22 Ağustos 1985'te yaşama veda eder.

Nilgün Marmara

"Ey, yüzleri

bir babakuş gölgesine

çakılmış olanlar,

Üzgün adım, ileri marş!"


İstanbul'da doğup büyüyen Nilgün Marmara , Boğaziçi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde eğitim alır. Sylvia Plath üzerine uzun süre incelemeler yapan ve bu konudan tez çıkaracak kadar etkilenen Marmara'nın bu çalışması Türkçe'de "Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi" olarak yayımlanır. Çeşitli dergilerde yazan Marmara, 13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken o zamanın şair ve yazarlarının toplanma mekânı olan Kızıltoprak’taki evinin penceresinden atlayarak intihar eder. Slyvia’nın da 30 yaşındayken intihar etmesi sebebiyle uzun zaman intiharları birbirine benzetilir. 

Vasiyeti üzerine Daktiloya Çekilmiş Şiirler ve Metinler adlı kitapları eşi Kağan Önal tarafından bastırılır, o dönem oldukça tartışma yaratan Kırmızı Kahverengi Defter’i ise Gülseni İnal tarafından hazırlanıp yayımlanır.

Orhan Veli Kanık

“Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.”


Çocukluğu İstanbul'da geçen ve daha o yıllarda edebiyata ilgisi başlayan Orhan Veli'nin ilk hikâyesi Çocuk Dünyası isimli dergide basılır. Lise yıllarında edebiyat öğretmeninin Ahmet Hamdi Tanpınar olması aslında birçok öğrenciye göre şanstır. Ondan öğütler ve yönlendirmeler alır.

​Ardından arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet ile Sesimiz isimli bir dergi çıkarır.

Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile aynı zamanda yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, şiirde eski yapıyı değiştirmek için adımlar atar.

Ahmed Arif

“Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...”


Yayımlanmış tek bir kitabı olması sebebiyle belki de birçok insan “Şairin Gömleği” hikâyesi ile tanıdı Ahmed Arif’i. Hayatı zorluklarla dolu olan Arif’in o şiir kitabını bastırması da aslında zamanında çok güç olur. Asıl adı Ahmed Önal olan şair Diyarbakır'da dünyaya gelir ve liseyi bitirene kadar orada yaşar. Ardından Ankara'da Felsefe Bölümü’nde okur. Kendine haz bir lirizmi olan şair o dönemde yayımladığı şiirleri ile edebiyatımızda yer eder. Ezilenlerin yanında olmaya çalışıp metinlerinde bunu vurgulayan şairin, Hasretinden Prangalar Eskittim’i 1968’de yayımlandıktan sonra en çok basılan kitaplar listesine girer. 

Ahmet Erhan

“Anne ben geldim, ağdaki balık
Bardaktaki su kadar umarsızım
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın..”


Bilenler vardır; bazı şairler edebiyatla iç içe olmadan önce futbol sahalarında boy göstermişlerdir. Ahmet Erhan da bunlardan birisi aslında. Adana Demirspor'da futbol oynayan Erhan, ağır bir sakatlık geçirince sahalardan uzaklaşır ve şiir yazmaya başlar. Uzun süre öğretmenlik de yapan Erhan henüz 23 yaşındayken Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü kazanır.  Bunlarla da yetinmez, Cemal Süreya Şiir Ödülü, Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü gibi birçok ödülü kazanır. Hayatına birçok eser ve ödül sığdıran Erhan’ı en güzel özetleyen cümle ise Ercan Kesal’a aittir: “Hüzünlü bir Adanalı”

Özdemir Asaf

“Yalnızlık paylaşılmaz.  
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.”


Eğitim yaşamı boyunca birçok kez okul değiştiren Özdemir Asaf; gazetelerde çevirmenlik, sigortacılık ve yayıncılık gibi işlerle uğraşır. Bunca işin arasında vazgeçmediği tek bir şey vardı, o da şairlik. İlk yazısı Servet-i Fünun dergisinde çıkar. Ardından gelen yıllarda kitaplarını kendi yayınevinde basar ve okurlarla buluşmasını sağlar. Yaşadığı dönemde Twitter olmasa da şimdilerde adına açılan hesaplar, şiirlerini yaşatıyor biraz daha...

Behçet Necatigil

“Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.”


Behçet Necatigil akımlardan uzak duran bağımsız bir şair, fikir adamı, öğretmen ve çevirmen. Şiir dışında birçok türde eserler vermesine rağmen belki de en çok öğretmen kimliği ile biliyoruz şimdilerde. Bunda Yılmaz Erdoğan'ın yazdığı ve yönettiği Kelebeğin Rüyası filminin payı var.

Kabataş Lisesi'nde okuduğu dönemde fıkralar, şiirler, öyküler yazar; bunlar gazete ve dergilerde yayımlanır. Yüksek öğretmen okulunda Ahmet Hamdi Tanpınar'ın öğrencisi olma şansını yakalar; ardından öğretmen olarak Kars'a, oradan da Zonguldak'a atanır, orada Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur ile ortak çalışmalar yapar...

Ece Ayhan

“Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
Devlet dersinde öldürülmüştür”


Ankara Siyasal Bilgiler'den mezun olduktan kısa bir süre sonra kaymakam olarak çalışmaya başlar Ece Ayhan. Disiplinli bir çalışma sistemi olduğu için "hırçın şair" olarak anılan Ayhan 35 yaşında memurluktan ayrılarak İstanbul'a gelir ve yazarlık, yöneticilik yapmaya başlar. 1974'ten ölümüne kadar beynindeki tümörün yol açtığı rahatsızlıklarla uğraşır Ayhan. Bu sebeple de büyük bir ekonomik sıkıntı içerisinde yaşar uzun yıllar. 2000'lerde biraz daha iyileşip telif gelirleriyle yaşamak istese de pek mümkün olmaz ve 2002'de aramızdan ayrılır...

küçük İskender

“seni ne çok öldürmüşler anne
beni ne çok dövmüşler
artık evlenelim anne hayata karşı
ve gel, beraber kaybedelim mor savaşı 
benimle birlikte intihar et anne


Birçok insandan farklı olarak diplomaları göz ardı eden küçük İskender tıp fakültesini son sınıfta, sosyoloji bölümünü ise üç yıl okuduktan sonra bırakır. 80'li yıllardan itibaren çeşitli dergilerde şiirler, eleştiriler ve denemeler yazar. Bugüne kadar birçok kitabı yayımlandı ve bu kitaplar ile Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü gibi ödüller kazandı. Aynı zamanda Metin Kaçan'nın romanından uyarlanan Ağır Roman filminde yer alır. 

Oktay Rifat

“Elleri var özgürlüğün, 
Gözleri, ayakları; 
Silmek için kanlı teri, 
Bakmak için yarınlara, 
Eşitliğe doğru giden.”


Dilbilimci, şair ve Trabzon valisi Samih Rifat'ın oğlu olan Oktay Rifat sanatçı ve yazarlarla dolu bir ailenin içerisinde yetişmesi itibariyle şanslı bir çocuk sayılır aslında. Soyadı kimi kaynaklarda "Horozcu" olarak geçse de resmi evraklarda böyle bir kayda rastlanmaz hiç. Garip akımını kurmasıyla bilinen Oktay Rifat genelde şiir yönüyle bilinse de aslında roman ve oyun türlerinde de eserler verir. Hatta Nâzım Hikmet'in kuzeni olması da az bilinen başka bir yönüdür.

Gülten Akın

“Ben yağmura deli buluta deli
Bir büyük oyun yaşamak dediğin
Beni ya sevmeli ya öldürmeli”


Erken yaşlarda şiirle yolu kesişen Gülten Akın'ın ilk şiiri 1951'de Son Haber gazetesinde yayımlanır. Son Haber gazetesinin ardından birçok dergi ve gazetede şiirleri çıkan Gülten Akın'ın şiirleri ilk başlarda İkinci Yeni çizgisinde görülse de sonraları bireysellikten toplumculuğa yönelmesi ile o benzetmelerden kendini arındırır. Şiirleri pek çok dile çevrilen ve ödüller alan Akın'ın aynı zamanda birçok dizesi de bestelendi.

Didem Madak

“Annem
Ki beyaz bir kadındır.
Ölüsünü şiirle yıkadım.”


Belki de dizelerini duyar duymaz bizde oluşturduğu his ile kim olduğunu doğrudan bilebildiğimiz ender isimlerden. Didem Madak o kısacık ömrüne sığdırdığı isimlerle geç tanıyanların içinde acılar yaratan, yaşarken keşfedenler içinse daima dizeleri ile yer eden bir isim. Şiirlerindeki derin anlamla okurunu büyüleyen şair bu dünyaya üç kitap bıraktı; Grapon Kağıtları, Ah'lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi...

Birhan Keskin

“omurgamı aldın benim.
omurgamı aldın.
omurgamı aldın.
omurgamı.

niye?”


İlk şiiri 1984 yılında yayımlanan Birhan Keskin, 95-98 yılları arasında arkadaşlarıyla birlikte Göçebe dergisini çıkarır. Yayın kuruluşlarında editör olarak çalışır ve 1991 ile 2002 yılları arasında beş şiir kitabı yayımlanır. 2006'da Altın Portakal Şiir Ödülü'nü Gülten Akın'ın ardından kazanarak, bu ödülü kazanan ikinci kadın şair olan Keskin ayrıca Sema Kaygusuz'un Karaduygun isimli öykü kitabında bir karakter olarak okurların karşısına çıkar ve Türk edebiyatında ilk kez bir şair kitap kahramanı olması ile kayda geçer. 

Attila İlhan

“an gelir ömrünün hırsızıdır           
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır”


Mektuplaştığı bir kıza Nâzım Hikmet’in bir şiirini yazması ve daha 16 yaşındayken tutuklanmasıyla eğitim hayatına bir süre ara vermek zorunda kalır. Lise yıllarında ilk şiir ödülünü alır ve üniversite yıllarında çeşitli dergilerde şiirleri yayımlanır. Aynı zamanda ilk şiir kitabı olan Duvar'ı kendi imkanlarıyla yayımlar. Askerlikten sonra sinemaya ağırlık verir ve müstear adla on beşe yakın senaryo yazar. Tiyatro ve sinema sanatçısı Çolpan İlhan'ın da ağabeyi olan şair, şiir ve senaryo dışında roman, deneme ve eleştiri yazıları da kaleme alır.

Haydar Ergülen

“Mırıldandığın her şeysin, sesinden öpüyorum
sessizliğine de eğiliyorum fakat neredesin”


Onun şiiri ile tanışan birçok okur bir süre sonra Haydar Ergülen değil de Nar'ın Babası olarak tanıyor kendisini. Sosyoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra yayımcılık ve reklamcılık alanında çalışan Ergülen 1980 sonrası Türk şiirinin önemli isimlerindendir. İlk şiiri 1972'de Deneme dergisinde "Umur Elkan" adıyla yayımlanır. Ardından gelen yıllarda Türk Dili, Varlık, Gösteri gibi dergilerde şiirleri ile yer alır. Kitapları ile Cemal Süreya Şiir Ödülü, Metin Altıok Ödülü gibi birçok ödül alır.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

“Peki niye
Bunca güzelliklere karşı  
Böylesine çirkin giyinmek”
 

İstanbul dergisinde 1933'te çıkan Yavaşlayan Ömür adlı şiiriyle adını duyurmaya başlayan Dağlarca uzun zaman orduda görev alır, ordunun ardından bakanlıkta da bir süre çalıştıktan sonra kendi kitabevini açar ve yayıncılıkla uğraşır. Şiirleri Varlık, Kültür Haftası, Yeditepe ve Türk Dili gibi dergilerde yayımlanır. Bugüne kadar birçok ödül alan şair 1967'de ABD'de "En İyi Türk Şairi" seçilir. Türkçeyi oldukça önemseyen ve Türk Dili Kurumu Yönetim Kurulu üyelirinden olan Dağlarca'nın Türkçeye bakışını şu sözleri özetler "Türkçem, benim ses bayrağım."

Murathan Mungan

“Oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim”


Üniversiteyi bitirdikten sonra Ankara Devlet Tiyatroları ve İstanbul Şehir Tiyatroları'nda çalışan Mungan'ın gazete ve dergilerdeki ilk yazıları 1975'te yayımlanmaya başlar. Birçok türde eserler veren Mungan; şiir, öykü, deneme, roman, tiyatro oyunu gibi alanda birçok çalışma yapar. İlk kitabı ile Türkiye İş Bankası'nın açtığı yarışmadan ikincilik ödülünü alır. Ardından gelen kitapları da çeşitli ödülleri alır. Yazıları ve şiirleri bugüne kadar İngilizce, Almanca, Fransızca başta olmak üzere birçok dile çevrilir.

Necip Fazıl Kısakürek

“Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.”


Uzun bir süre sadece şair olarak anılan ve daha 24 yaşındayken yayımladığı ikinci şiir kitabı Kaldırımlar ile tanınan Necip Fazıl'ın şiirleri ve fikirlerindeki değişim Abdülhakim Arvasi ile tanışmasıyla olur. 1943-1978 arasında 512 sayı Büyük Doğu Dergisi'ni yayımlar. Ayrıca Büyük Doğu Hareketi'ne önderlik eder. Küçük yaşta şiir yazmaya başlayan ve deneme, roman, tiyatro gibi birçok alanda yazıları olan Necip Fazıl'ın tiyatro oyunları kapalı gişe sahnelenir.

Melih Cevdet Anday

“Kuşlar yağmur yağdırır da  
Yağmur güneşi vururdu ya  
Ben sana gelirdim” 


Garip akımının temsilcilerinden olup Türk şiirindeki yenilenmede önemli rol üstlenen Anday kendine özgü felsefi şiir akımını başlatarak Garip akımından ayrılır. 1936'da Varlık dergisinde başlayan yolculuğu Ses, Yaprak, Papirüs gibi dergilerle devam eder. 1971'de UNUSCO'nun Courrier dergisinde de kendisine yer bulan anday şiir dışında tiyatro, roman, deneme, makale alanlarında da eserler ortaya koyar.


Sezai Karakoç

“Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın”


Okurların aşk hikâyesi ile sürekli deştiği ve kimilerinin sadece Mona Rosa şiiri ile bildiği Sezai Karakoç'un aslında bu şiirin dışında da birçok şiiri ve kitabı var. Siyasal Bigiler'den mezun olduktan sonra devletin çeşitli kurumlarında 1973'e kadar birçok görev alan Karakoç, 73'te istifasını vermesinin ardından hiçbir resmi görevde yer almaz. İstifasının ardından Diriliş Yayınları ve Diriliş dergisini, 1990 geldiğinde ise Diriliş Partisi'ni kurar ve yedi yıl genel başkanlığını yürütür. 2006'da Kültür Bakanlığı özel ödülünü kazanır ancak para ödülünün sanat işlerine harcanmasını talep eder, ödülü ise vereceği adrese gönderilmesini belirttiği bir mektup gönderir. 2011 yılında ise Cumhurbaşkanlığı Edebiyat Ödülü'ne layık görülür fakat ödülü reddeder ve almaya gitmez.

Metin Altıok

“Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.”

Birçoğumuzun "acı" hissiyle hatırladığı bir isim aslında. Sivas katliamından ağır yaralı olarak kurtulan ancak komadan çıkamayarak Ankara'da vefat eden şairin aklımızda kalan fotoğrafında yazan cümle, içimizde derin yaralar açar: "babanı hep böyle güleç hatırla"

Kuşağının en romantik, duygucu şairleri arasında yer alan Altıok'un şiirlerinde kendine özgü bir sesi, yalın bir söyleyişi vardır. Ölümünden sonra bazı şiirleri bestelenmiştir. (Kavaklar-Onno Tunç)

Cahit Zarifoğlu

“Tabutunuz
Pırıl pırıl çivileri ve talaş kokuyor
Demek taze ölülerdensiniz hemşehrim”


Birçok okurun kısa tanımıyla: “ACZ” yani Abdurrahman Cahit Zarifoğlu... İsmi birçok sokağa, okula, kültür merkezine verilen Zarifoğlu, Cumhuriyet sonrası Türk edebiyatının önemli şairlerinden biri olur. Şiirleri ilkin Diriliş dergisinde yayımlanan şair daha sonraları Mavera dergisinin kuruluş çalışmalarında yer alır ve şiir dışında hikâye, deneme, roman alanlarında da çalışmaları ile edebiyatımızda kendi okur kitlesini oluşturur… 

1
3125
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
09.12.17
00:03
LOVE IT