09 HAZİRAN, CUMA, 2017

Ağaçlar Gökyüzünün Payandalarıdır

Yeryüzünde medeniyetin girip yer edinmediği, gözlerden uzak, tanımadığımız, bilmediğimiz topraklarda yerliler yaşıyor. Ağaca, doğaya zarar verenlerin cezalandırıldığı Amazonlar'a dair kısa bir öykü.

Ağaçlar Gökyüzünün Payandalarıdır

İnsanlık dünya üzerindeki yaklaşık iki yüz bin yıllık macerasının sonunda gezegenimizin hemen tamamını keşfetmiş durumda. Geldiğimiz noktada gözümüzü yakın gezegenlere hatta yıldızlara çevirmiş, oralara gitmenin yerleşmenin hayallerini kuruyoruz. Evrende yalnız mıyız?, merak ediyor, oradaki olası canlılarla karşılaşmak için heyecanlanıyoruz. İlk karşılaşmanın nasıl olacağı bilimkurgu yazarlarının, bilim adamlarının favori konuları arasında. Oysa gezegenimizde hala ilk karşılaşmalar yaşanabiliyor.

Bugün dünya üzerinde diğer insan grupları ile karşılaşmamış elli ile yüz arasında insan topluluğu olduğu tahmin ediliyor. Bu kabilelerin hemen hepsi Ekvator bölgesindeki balta girmemiş yağmur ormanlarında yaşıyor. İki üç yılda bir gazetelerde ya da televizyonda “Amazon’da yeni bir kabile bulundu” gibi haberler çıkıyor hala. Boyalı yüzleri, çıplak vücutlarıyla ağaçların arasından şaşkın, ürkmüş bakışlarla medeniyetimize bakan görüntüleri oluyor bu haberlerin yanında.

Batı dünyasının büyük keşifler çağı dediği, yerliler için büyük kıyım olan zamanlardan arda kalan bu bir avuç insan hayatta kalabilmelerini “uygarlığımızdan” kaçabilmelerine borçlu. Avcı toplayıcı bir hayat sürdükleri anlaşılan bu insanların genelde saldırgan olmadıkları biliniyor. Ancak son zamanlarda Brezilya’nın Peru sınırına yakın olan Acre bölgesinde yerlilerden kaynaklanan saldırılar bildiriliyor. İlginç olan ise bu saldırıların tek hedefinin ağaç kesimi yapan işçiler olması. Yerlilerin kesim kamplarına ok ve yaylarla saldırdıkları, kesim için kullanılan iş makinalarını yakmaya çalıştıkları bildiriliyor. 

Brezilya hükümetinin yerli halklardan sorumlu bölümünde çalışan ve kendisi de aslen yerli olan Joao Feusta bu saldırıların kökenini araştırmakla görevlendirilmiş. Aylarca yerlilerle birlikte yaşadıktan sonra bir sonuca vardığını düşünüyor: “Yerli inanışında orman sadece yaşam alanı olarak görülmüyor, dünyanın, varlığın temeli de olduğu düşünülüyor” diyor. Yerlilerin yaradılış efsanesini bunun en açık örneği:

“Önce her yer bataklıktı. Ka-ha-renja bataklıkta yürüyordu. Etrafta kimse yoktu. Işık da yoktu. Elindeki sopayı balçığa batırıp sağlam bir yer aradı. Sopası su kaplumbağası Mujepa’yı uyandırdı. “Beni bin yıllık uykumdan uyandıran kim?” Ka-ha-renja “ben arayanım ve bulanım” dedi. “Yarattıklarım üzerinde dursun diye sert yeri yapmak için seni arıyordum” ve güreştiler. On sekizinci günde Mujepa yenildi. Ka-ha-renja onun kabuğundan yeri, bağırsaklarından nehirleri yaptı, gözlerinden ay ve güneşi. Dev kaplumbağanın son nefesinden gökyüzünü yaptı. Gökyüzünü yukarıda tutmak için bir yol aradı. Önce kumlardan bir tepe yaptı destek olsun diye. Yerle göğün arasını yürüyen ve uçanlarla doldurdu.  İlk yağmur kumları götürünce gökyüzü yarattıklarının üzerine çöktü hepsi yok oldular. Yaratılanların birinci çağı böyle bitti. Ka-ha-renja bu kez dağları dikti göğü yerinde tutsun diye. Dağlar daha uzun dayandı ama batı rüzgarı bin yıllar boyu esip dağları düzledi, dağlar düze dönünce gökyüzü yine yaratılanların üzerine çöktü ve bu da ikinci çağın sonu oldu. Ka-ha-renja bu kez yıkılmaz bir destek aradı. Dağları düzleyen, tepeleri süpüren güçlerin karşısında gökyüzünü ayakta tutacak olan neydi? O an anladı ki yaşayıp kendini yenilemeyen hiçbir destek sonsuza dek dayanmaz. İşte onun için bu kez yüksek ağaçları yarattı. Ve dedi “İşte bunlar gökyüzünü tutan sütunlardır, yağmur onları yükseltsin ve rüzgar her yere götürsün. Kırıldıkları yerden büyümeye devam etsinler ki gökyüzü bir daha çökmesin. Böylece ağaçlar gökyüzünün payandaları oldu ve yaratılanların son çağı böyle başladı.”

Feusta, kabilede yaygın bir panik olduğunu, ağaçların kesilmesi ile gökyüzünün üzerlerine çökeceği korkusunun yerlileri saldırgan davranmaya ittiğini söylüyor ve ekliyor “Bugün bilimin geldiği nokta gezegenimiz için yağmur ormanlarının ne kadar hayati olduğunu ortaya koymuş durumda. Ağaçlar yerlilerin inandığı şekilde olmasa da gerçekten atmosferimizi destekliyor.  Bu ormanlara yapılan her tahribatın yeryüzündeki yaşam için gerçek bir tehdit olduğunu hepimizin görmesi gerekli. Modern toplumumuzun henüz uygarlığımızla tanışmamış bu insanların efsanelerden kaynaklanan çevreci duyarlılığı kazanamamış olması ise son derece düşündürücü.”

0
4363
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle