17 EYLÜL, PERŞEMBE, 2015

Yeşil Düşünce

Resimlerde kişilere dair bohem bir hayat göstergesi, şiirlere ise yeşil olma özelliği ile sembolik olarak girmiş absinthe, Paris başta olmak üzere diğer 19. yüzyıl kentlerinin kültür çevrelerinde ve bohem ortamlarında eşsiz bir sıvıydı. Bugün Seza Paker’in geçmişin hayaletlerini barındıran Pera bölgesinde konumlanan Galerist’teki “Absinthe” sergisi, içkinin zamanlar ve mekânlar ötesi düşünselliği ile bizi karşı karşıya getiriyor.

Yeşil Düşünce

Edgar Degas’nın “L'Absinthe” isimli resmi bir masada oturan kadın ve adamın, ki bunlar oyuncu ve model Ellen Andrée ve ressam ve yazar Marcellin Desboutin’dir, duygu halini tüm ağırlığı ile bize hissettirir. Empresyonistlerin buluşma yeri Café de la Nouvelle-Athènes’de 19. yüzyıl bohem yaşamının önemli unsurlarından absinthe içmektedirler; ‘şişedeki şeytan’ ya da ‘yeşil peri’.

​Yan yana oturmak dışında birbirleriye ilişkileri yoktur; biri kendi içine doğru dönmüş, diğeri uzağa, adeta resmin dışına doğru odaklanmıştır. Şişeden bardağa yön çizen absinthe, bu iki kişiyi olduğu kadar resmin de tüm zamanını ve duygusunu ele geçirmekte; içildikçe ya da içildiği fikriyle zaman mefhumunu bulanıklaştırmaktadır. Bunu en iyi, figürlerin masadaki umarsız hali ortaya koyar; bu bir aradır ve kendini yeşil sıvıya bırakıştır.


Degas’nın bu yapıtında tıpkı dansçı resimlerinde olduğu gibi resim mekânını orantısızca kestiğini görürüz. Figürleri sağ köşeye iten, neredeyse sıkıştıran, sol yanda yarattığı boşluk içinde nesneleri öne çıkartan, burayı bir çeşit natürmort alanı olarak kurgulayan tavırdır bu. Fotoğraftan çok etkilenmiş bir sanatçının tavrıdır. Sanat tarihinde Picasso’dan Van Gogh’a, Dali’den Manet’ye, Modigliani’ye, Lautrec’e sayısız sanatçının absinthe’i dönemin bir karşı duruş imgesi olarak kullandığını görüyoruz. Sadece resimlerde değil, edebiyatta ve ilerleyen dönemde sinemada da bohem yaşamın hatırı sayılır imgesi olarak yer almıştır absinthe. 1859 tarihli Salon de Paris’de sergilenmesine izin verilmeyen Manet’nin “Absinthe İçen” (Le Buveur d'absinthe) adlı resminde olduğu gibi, bu içkinin temsil ettiği yaşam fikri; ölüm ve uygunsuz olandır. Bu nedenle çekici ve parıltılıdır. 

Seza Paker, Untitled (Unfinishedness, 29+1), 2015, Installation.

Seza Paker, Untitled (Unfinishedness, 29+1), 2015, Installation.

Resimlerde kişilere dair bohem bir hayat göstergesi, şiirlere ise yeşil olma özelliği ile sembolik olarak girmiş absinthe, Paris başta olmak üzere diğer 19. yüzyıl kentlerinin kültür çevrelerinde ve bohem ortamlarında eşsiz bir sıvıydı. Bugün Seza Paker’in geçmişin hayaletlerini barındıran Pera bölgesinde konumlanan Galerist’teki “Absinthe” sergisi, içkinin zamanlar ve mekânlar ötesi düşünselliği ile bizi karşı karşıya getiriyor. Evet, absinthe kültürel açıdan çok yüklü bir içki ama Paker’in sergisi bu içkinin tarihsel ve kültürel belleğini dikte etme niyeti taşımıyor. Bu sergi, absinthe’i anlatan, temsil eden bir sergi olmaktan da çok uzak, ki zaten sanatçının daha önceki işlerini bilenler bu sergide doğrudan absinthe ile değil, onun kana karıştıktan sonraki duygulanımı ve düşünselliği (kavramsallığı) ile karşı karşıya geleceklerini biliyor olmalılar.

Sanatçı bize bu sergisinde alkol oranı yüksek, kafa yapıcı ve hatta öldürücü bir içkinin -pek çok yöne, anlama doğru hareket etme potansiyeli olan bir görsellikle- sıvı halini göstermektedir. Nasıl? Şöyle ki, Seza Paker’in sergisinde ve özellikle bu sergide belirgin bir yer kaplayan desen ve kolajdan meydana gelen çalışmalarında her şey sabitmiş gibi gözükse de dikey diktörtgen bir alan içine birbirinden bağımsızca yerleştirilmiş üretimlerin mesafeleriyle, başkalıklarıyla sürekli bir zihinsel hareketi tetiklediğini görüyoruz; tek tek ya da hep birlikte bakılmaya yönelik bir hareket ve izleyicide yaratıkları bir anlam arayışıdır onların ortaya çıkarttığı. Öyle ki bunların her biri hem birbirlerinden kopuk halde hareket ediyorlar yani tek tek bakılası ve Kantçı anlamda ‘güzel’ bulunası, hem de tekillikleriyle birbirleriyle konuşan, zihinde sürekli yer değiştiren ve dahası yeni anlamlara izin veren bir görselliği karşımıza çıkarıyorlar. İşte bir yüzey içinde sabitmiş gibi duran bu üretimlerin sıvı yani akışkan olmaları buradan geliyor; absinthe’i anlatmayan, temsil etmeyen ve böylece onu bir bilgi nesnesi ya da nostalji unsuru olarak katılaştırmayan, aksine onun fikrini yüzeye dağıtan, zihinde akışkan kılan bir yaklaşım Paker’inki. Sanatın son derece anlatımcı, mesajcı ya da kolay hazmedilir, algılanabilir nesneler üretmeye yatkın olduğu bugünün görüntüler dünyasında göstermeyen bir gösterim biçimi ile karşılaşan izleyiciye çok iş düşüyor.  

Seza Paker, İsimsiz (Bakır Kelime), 2015.

Seza Paker, İsimsiz (Bakır Kelime), 2015.

Sözünü ettiğimiz seri: “İsimsiz (Fosforlu Sarı Kelime)”, “İsimsiz (Kırmızı Kelime)”, “İsimsiz (Yeşil Kelime)”, “İsimsiz (Bakır Kelime)”, “İsimsiz (Mavi Kelime)” başlıklarını taşıyor. Seza Paker’in yapıtlarında daima karşımıza çıkan bu isimsiz isimlendirme, parantez içini de hem o (isimsiz) hem değilmişçesine arkasında barındırıyor. Kuşkusuz bu tür parantezli isimlendirme yaklaşımı şiirsel bir jest olarak da işliyor. Burada parantez içinde bir renk ve ardından ‘kelime’ sözcüğünün geldiğini görüyoruz. ‘Kelime’, bu serinin okunabilirliğine de vurgu yapıyor. Zira renk bakılabilirliğine vurgu yapıyorsa, ‘kelime’, -absinthe’i doğrudan göstermeyen bir görselliğin- okunabilirliğini işaretliyor. Öte yandan fosfor, kırmızı, yeşil, bakır, mavi bize sanatçının daha önceki işlerinde de izi sürülebileceği gibi renkler ile olan ilişkisini hatırlatıyor; bu ilişki onun sanat tarihi ve resimlerle olan zihinsel ve duygusal ilişkisinin uzantısında anlamını buluyor.

Seza Paker’in sanatında sanat tarihinin önemli bir yeri var ancak bu yer, pastiş ya da açık bir gönderme şeklinde değil, burada absinthe ile kurduğu ilişki gibi zihinsel, damıtılmış, yakınlaşılıp uzaklaşılmış (aşılmış) bir biçimde kendini gösteriyordu; daha çok sezgisel olarak anlaşılabilirdi. Söz konusu seride de sanatçının renklere büyük bir vurgu yaptığını görüyoruz. Nasıl absinthe rengiyle; yeşil bir içki olarak dile gelmişse, bu seride ve “Untitled (Unfinishedness, 29+1)” adlı yerleştirmede de renk yüceltilmiş bir şey olarak karşımıza çıkıyor. Bu yerleştirme adeta absinthe yeşilinin tonlarıyla girişilmiş bir oyun; absinthe’in kültürel hafızasında yer etmiş sanatçıların, yazarların, barların, resimlerin zihinde tutulduğu, diğer yandan içi boş, karanlık ama renkli çerçevelerin göstermeden gösteren bir absinthe belleği ya da ‘güzel’ olarak karşımıza çıktığı bir kosmos. Renk ve ‘güzel’ bağlamında bakıldığında, Paker’in dikey diktörgen alanların içinde parıltı renkler kullanması özellikle dikkat çekiyor. Kırmızı, bakır, mavi parıltılı yüzeyler ışıkla değişiyor ve kendilerinden başka hiçbir şeyi göstermiyorlar. Adeta bir güzel etkisi için oradalar. Absinthe’in kadehteki yeşil, sarı ışıltısına ve sonra zihinde yarattığı söylenen parıltısına benzer bir etki bu. Tıpkı uzaybilimcilerin zaman zaman dünyadakilerle paylaştığı gezegenler, yıldızlar ve uzayın tam tanımlanamayan ama güzel/yüce bulunup etkilenilen ışık hareketlerinin çarpıcı, renkli, gizemli görüntüleri gibi. Bu sergide hem yerleştirme hem de desen ve kolajdan meydana gelen diğer beş yapıt, Paker’in 2006 tarihinde gerçekleştirdiği “İsimsiz (How are you?)” adlı sergisinde gördüğümüz etrafı renkli kumaşlarla çerçevelenmiş fotoğraf çalışmalarına bağlanıyor. Dikey ve yatay renkli şeritlerin ya da parçaların onun başka kolaj-desenlerinde de izi sürülebilir.    

  •  Seza Paker, İsimsiz (Fosforlu Kelime), 2015.
  • Seza Paker, İsimsiz  (Mavi Kelime), 2015.

Seza Paker, İsimsiz  (Mavi Kelime), 2015.

“Absinthe” sergisinde Paker’in arşivinden çıkanlarla meydana gelen bir video görüyoruz. Bu videoda bir takım görüntüler akıyor, üst üste geliyor; suyun dibinden bir iç mekâna, oradan bir desene kayıyor. Videoya, kendisiyle aynı mekâna yerleştirilmiş bir ses yerleştirmesi karışıyor. Sesler ve görüntüler birbirine bulanıyor. Paker’in sanatında sesin, müziğin ve sinemanın önemli bir yeri var ve desenleri bu sergide belirgin bir şekilde açığa çıkıyor. Bu desenler bilimsel ile şiirsel olanın bilinmezliğinde salınıyor. Fotoğraflarda ya da çizimlerde yırtık ve boya gibi küçük müdehaleler var. Sergide gerçekten de parça parça, en aza indirgenmiş şeyler var; absinthe’in kendisi yok, düşüncesi ve kosmosu var.

Sanatçının görsel arşivinden çıkmış olanlar, onun bellek ile olan büyük uğraşını bize gösteriyor. Belleği, geçmişte olmuş bitmiş bir şey olmaktan çok, şimdi de hareket eden, uçları açılmış, yeni anlamlara ve sorulara sapabilen bir şey olarak sorunsallaştırıyor; onun sanatında arşivin kullanımı böyle işliyor. Tüm bu yaklaşımlar Paker’in sanatının temsil ile arasındaki mesafesini gösteriyor. Temsillerden çok çoğul anlamlar, olasılıklar, kesintiler, kopukluklar ağır basıyor. Yeterince geniş bir sergi mekânının ve duvarlarının çok fazla üretimle doldurulmaması da bu paralelde okunabilir. Günümüzün aşırı görüntüler dünyasında en aza indirgemek, anlamı parçalamak ve işte bir sıvı kıvamına getirmek, tıpkı absinthe’sız bir absinthe sergisi tasarlamak gibi büyük bir jest olarak karşımızda duruyor.

0
3767
3
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle