26 OCAK, SALI, 2016

Yemeğimin Malzemesini Kendim Yaratıyorum

Siz onu daha çok sevgili babası, sanat tarihimizde gravür ustası ve çerçeve dahisi Kani Aksoy’un oğlu ya da yaptığı sahne tasarımları, vitrin tasarımları ile hatırlıyor olabilirsiniz. Sanatçı Cüneyt Aksoy’un atölyesine konuk olduk ve resmi, heykeli, birbirinden farklı mediumu birlikte kullanarak ürettiği işleri, sanatı ve daha birsürü şey üzerine konuştuk.

Yemeğimin Malzemesini Kendim Yaratıyorum

Üniversitede sahne tasarımı okudun. Bugün geldiğin noktada kullandığın mediumlar açısından düşünürsek okul ve sonraki süreçten kısaca bahsedebilir misin?

Evet bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Sahne Görüntü ve Dekor Tasarımı okudum. Sonrasında ise farklı mediumlarla resim, heykel, enstalasyon gibi farklı formlarda üretmeye devam ettim. Şu an ürettiğim işlerimde kullandığım malzemeyi tanımak, sahneleme ve dramaturji bilgisine sahip olmak adına Sahne Tasarımı bölümünde okumak ve bu alanda çalışmak benim için kesinlikle avantaj oldu. Sonrasında geliştirdiğim tekniklerin alt yapı bilgisi ve işleri kurgulama bilgimi bu bölümde edindim.

Baban Kani Aksoy, hem akademideki gravür hocalığı ile hem de sonrasında sanat alanında yaptığı prodüksiyonlarla Türkiye sanat tarihinde önemli bir isim. Kani Aksoy dolayısıyla çok önemli sanatçıların arasında büyüdüğünü tahmin ediyorum. Sanatla tanışman, okul dönemi ve sonrasındaki ortamdan bahseder misin?

Babam akademide olduğu dönemde, çocuk yaşlarımdan itibaren bütün atölyelerde o dönemin sanatçılarının yakınındaydım. Onlarla büyüdüm ve o dönemin havasını soludum. Şanslıydım. O küçük yaşımda ben bu okulda okuyacağım demiştim. Tabii bu şanslı ayrıcalık devamında da şu anki sanatımın oluşumuna etki etti. Çok emek vermiş önemli isimler vardı. Mesela Sabri Berkel kıymeti bilinmemiş bir sanatçı bence. 

  •  Cüneyt Aksoy ve Saliha Yavuz ©Korhan Karaoysal
  •  Cüneyt Aksoy©Korhan Karaoysal

 Cüneyt Aksoy©Korhan Karaoysal

Peki sence böyle bir ortamda büyümenin, öğrenmenin avantajları ve dezavantajları neler oldu?

Avantajları sayılmayacak kadar fazla… Dönemin sanatçılarıyla yakın olmak, onlarla fikir alışverişinde bulunmak ve atölyelerinde vakit geçirmek benim için o dönemle yaşadığımız bu dönem dengesi açısından önemli. En azından 30 sene Türk sanat tarihine canlı tanıklık etmiş oldum, bu da benim için hiç azımsanacak bir şey değil. Sanat tarafında çok şanslıydım o anlamda. Adnan Çoker atölyesinde, Temel Sanat derslerini aldım mesela. Aldığım diğer eğitimle hepsini harmanladım aslında.

Dezavantajı şuydu: Komik ama okulda hocalar tarafından tanındığım için rahat hareket edememek… :) O yüzden hep dikkat ederdim okulda…

Websitende de gördüğümüz üzere özellikle 2005'ten sonra tam olarak tasarım çalışmalarını bir kenara koyup resim, heykel enstalasyon içeren sanat çalışmalarına yöneldin. Bu geçişe nasıl karar verdin? 

Çok karar diye bir durum yok aslında. Yani zaten öyle ‘hadi’ diye planlı sanatçı olunamaz. Bana başından beri iyi geliyor üretmek..

2005'ten önce çok bahsetmediğim iki kişisel sergim daha var benim. İlki Akbank Sanat Galerisi, ikincisi Vakko Sanat Galerisi'ydi… 90’ların sonlarından bahsediyorum. Dönem itibariyle o dönemin en önemli galerilerindendi Akbank Sanat -ki hâlâ öyle- ve Vakko Sanat Galerisi. Arada yurt dışında tasarımla ilgilendiğim dönemler oldu. Profesyonel iş hayatında olduğum bu dönemde de resim yapmayı sürdürdüm.

Mesela o dönemde Gallery Laffeyet Ruben Alterio ile Akmerkez'de Türkiye'nin ilk hareketli vitrinlerini gerçekleştirdim. Bir süre İtalya'daydım, orada da üretmeye devam ettim. 2005’ten sonra ürettiğim işlerde bu dönemin önemli etkileri var. 2005’den sonra diğer işleri bir kenara bırakıp tamamen resme yoğunlaştım. 

  •  ©Korhan Karaoysal
  •  ©Korhan Karaoysal
  •  ©Korhan Karaoysal
  •  ©Korhan Karaoysal

 ©Korhan Karaoysal

Üretirkenki sürecini merak ediyorum. Nasıl bir süreçte üretiyorsun, mesela resim? Önce fikir mi, malzeme mi, hepsi bir arada doğaçlama bir süreç mi?

Aslında sürecin kendisi üretimi ya da sonucu yaratıyor. Ben o süreçten büyük keyif alıyorum. Her dönem yaptığım resim yeni bir malzemeyi de içine katıyor. 2000’lerde tuvale sadece dokular atarak bunların boyayla buluşmasını sağlıyordum. 2008 yılında ham tuval üzerine çalışmaya başladım ve üzerlerine değişik materyaller ekleyerek katmanlı hale getirdim. Ama bunun daha başlangıç olduğunu biliyordum bu bir süreçti. Şimdilerde ise toprak ağaç parçaları, kendi oluşturduğum kağıtlar ve plastik malzemeleri de harmanlayıp kullanıyorum. Beni en çok heyacanlandıran bölüm de bunlar oluyor. Yani kendi özgün yemeğimin malzemesini kendim yaratıyorum.

Önceden düşünülmüş bir fikri oluşturmaktan ziyade malzeme ve lekelerden yola çıkıp bunların üzerine katmanlar oluşturduğum bir yol bulup bütünü tamamlıyorum. Bir resmin, bir işin üretimi meditatif bir süreç. Öyle günde şu kadar saat çalışıyorum diyemem ama mutlaka her gün çalışıyorum. Genelde akşamaları, geceleri… Bazen duruyorum, bakıyorum, yazıyorum. Bazen direkt boyayı, malzemeyi koyup onun beni yönetmesine izin veriyorum.

Sanat yapmanın yanı sıra Kani Aksoy Gravür ve Çerçeve de devam ediyor. Sanatına da etkisi oluyor mu sence ya da yorucu oluyor mu?

Ben atölyeye girerken her şeyi bırakıp çıplak bir şekilde giriyorum ve üretiyorum. Kani Aksoy Çerçeve benim için önemli tabii babamı kaybettikten sonra doğrusu burada olmamdı. Orası bir okul ve orada sanatçılarla bir köprü oluştururuyoruz. Bu çok önemli. Sanat pratiğime direkt etkisinden ziyade de aslında orada Türkiye'de sanatın nasıl yürüdüğü konusunda bir fikrim oluyor. Önemli galeri, müze ve sanatçılarla çalışıyoruz yani ciddi bir iş yapıyoruz. Yoksa direkt sanatıma etkisi yok, atölye ayrı Kani Aksoy Çerçeve ayrı benim için.

  • Cüneyt Aksoy ©Korhan Karaoysal
  • Cüneyt Aksoy ve Saliha Yavuz ©Korhan Karaoysal
  •  ©Korhan Karaoysal
  •  ©Korhan Karaoysal
  •  ©Korhan Karaoysal
  •  ©Korhan Karaoysal
  •  ©Korhan Karaoysal

 ©Korhan Karaoysal

Sen şu anda iki iş birden yapıyorsun. Sanat piyasası ya da sanattan para kazanmak hakkında ne düşünüyorsun? Şu anda bir galeriyle çalışmıyorsun değil mi? 

Firma da biz bir ekibiz herkesin ayrı sorumlulukları var…Benimki de zaten sanat…Şu anda bir galeri yok. Birkaç galeri ile görüşme halindeyiz. Galeri ile çalışmaya karşı değilim tabii ki. Sonuçta ben işimi yapıyorum, galeri ile de bir ortaklık kuruyor olacağız. Herkesin farklı bir işi var.

Bugün baktığında sanatçının sadece sanatı ile sanatını satarak hayatını idame ettirmesi de özellikle Türkiye’de çok kolay değil. Destek alması gerekiyor, bu noktada galerilere koleksiyonerlere büyük bir yük geliyor…

O naif durum artık olamaz yani; sanatçının artık yavaş yavaş tuvalin başında oturup üretmesinin yanında kendini ayakta tutabilecek girişimlerde, hareketlerde bulunması gerekiyor. Gereksinimlerini karşılayabilmeli sanatçı. O yüzden her sergiye katılayım, satayım kazanayım gibi bir amacı olmamalı. Beğendiği, inandığı projeye girmeli. O gücü olmalı. 

Peki senin öğrenciliğin zamanında bu durum nasıldı? Ustalarından gördüğün, babandan deneyimlediğin… Bir sistem falan yok o zaman.

Okulda olduğum 90'ları söyleyebilirim aslında. Daha pentür ağırlıklı dönem vardı. Komet, Alaattin Aksoy Özdemir Altan, Neşet Günal gibi önemli sanatçılar vardı. Bugün de bazıları hâlâ var… O dönemde benim gördüğüm, öğrenciler arasında da olan, akademide olmak bir amaç değil, bir süreç onlar için. O keyfi yaşıyorlardı. Şu anda bu yok. Farkında olmayan bir kuşak var şu anda.

  • İsimsiz, 2013, tuval üzerine karışık teknik, 95 x 180 cm
  • İsimsiz, 2015, tuval üzerine karışık teknik, çap: 30 cm
  • İsimsiz, 2015, tuval üzerine karışık teknik, çap: 30 cm
  • İsimsiz, 2015, tuval üzerine karışık teknik,120 x 240 cm
  • Tam Ortasında, 2015, tuval üzerine karışık teknik, 32 x 42 cm x 3,Triptik
  • Boğaz, 2015, tuval üzerine karışık teknik, 20×20 cm

Boğaz, 2015, tuval üzerine karışık teknik, 20×20 cm

Bir yandan sen de ufak ufak sanat biriktiriyorsun. Burada atölyede de farklı sanatçıların resimleri var. Nasıl başladı biriktirme durumu?

Koleksiyoner gibi görmüyorum kendimi. Beğendiğim sanatçılardan resim alıyorum. Bunu bir çok sanatçı arkadaşım da yapıyor.

Atölye-ev bir arada yaşıyorsun. Atölye kısmında en sevdiğin yer neresi?

Atölye şu anda evle birlikte. Ama atölye kısmı tam bir atölye… Galiba resmin başında değilsem en çok koltuğun bu köşesindeyim. En sevdiğim yer koltuğum, tüm notlarımı ve yazılarımı yazdığım yer orası.

  • White Land, 2015, tuval üzerine akrilik, 180 x 200 cm
  • İsimsiz, 2015, tuval üzerine karışık teknik, 167 x 194 cm
  • Çarpışma, 2015, tuval üzerine karışık teknik, 114 x 146 cm
  • isimsiz, 2015, tuval üzerine karışık teknik, 160 x 180 cm
  • isimsiz, 2015, tuval üzerine karışık teknik, 110 x 160 cm
  • Sihir 2014, tuval üzerine karışık teknik, 125 x 155 cm
  • İsimsiz, 2015, tuval üzerine karışık teknik, 174 x 75 cm
  • Without you, 2015, tuval üzerine karışık teknik, 200 x 130 cm

Without you, 2015, tuval üzerine karışık teknik, 200 x 130 cm

Neler yazıyorsun peki o koltukta?

Günümü yazıyorum, kendimi yazıyorum. Gündelik karşılaştığım şeyleri ya da yapacaklarımı not tutuyorum. Öyle akışına yazıyorum bazen… Yazmak resim eskizi gibi biraz. Dönüp dönüp bakarım da. 

Cüneyt Aksoy​ ©Korhan Karaoysal

Cüneyt Aksoy​ ©Korhan Karaoysal

Son olarak gelecek planlarından bahsedelim. Neler var önümüzdeki zamanlarda?

Bu yıl Miami’den Art Lexing Gallery ile Contemporary İstanbul’a katıldım.

Sırada iki senedir üzerinde çalıştığım kişisel sergim var. Bir de yeni atölye planı var… Geniş büyük bir mekân var aklımda. Okuldan çocuklar gelsin, takılsın, beraber çalışalım istiyorum.

0
4860
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle