05 EKİM, ÇARŞAMBA, 2016

“Toprakta Değil Köklerim”

Meksikalı sanatçı Sandra Pani’nin “Ağaç Olmak” sergisi 9 Eylül’de Ankara CerModern’de açıldı. Sandra Pani doğanın içine alıp parçalama ve yeniden birleşme yetisi sayesinde yeni bir hayat oluşturma gücünü, yaratıcı bir şekilde gözler önüne seren sergisinden bahsederken “zengin içsel dünyamız doğayla bağlantılıdır” diyor.

“Toprakta Değil Köklerim”

Küçük yaşta müzikle başlayan sanatsal üretimine resimle devam eden ve akademik eğitimini Meksika, İtalya ve İngiltere’de büyük çizim ve resim üstatlarıyla gerçekleştiren Pani’nin “Ağaç Olmak” sergisi disiplinler arası bir çabanın ürünü. Meksikalı besteci Mario Lavista’nın sergi için özel olarak düzenlediği müzik gösterisi şamanik tınılarıyla Pani’nin insan-ağaç imgelerine eşlik ederken insanı içsel bir yolculuğa çıkarıyor. Bu çalışma Lavista’nın da dediği gibi görsel ve işitsel süreçleri aynı yöntemle harmanlayarak, bunu büyümeyle ya da insan bedeninin ağaca sürekli dönüşümünü mümkün kılan elementlerin büyümesiyle ilintileyerek bir araya getirme çabasının bir ürünü. İmgesel dünya ve somut dünya arasındaki kişisel deneyimlere dayanan, içselin ve dışsalın bağını keşfeden Sandra Pani, bu disiplinler arası yöntemle seyircisini de kendi kişisel keşif sürecine dâhil ediyor.

Almanya, Meksika, İngiltere ve İtalya gibi ülkelerde kişisel ve toplu birçok sergi açan Sandra Pani’nin çalışmalarını değerlendiren Meksikalı şair Alberto Blanco: “Sandra Pani tablosu kandır ki kan müziktir, bedenimizin ta kendisi olan ağacın dallarında arasında hayal edilen rüzgârdır. Çünkü daha ileri gitmek, daha öteyi görmek, resmin gerçekleştiği noktada şiirle buluşmaktır. Ve her şeyin sonunda yüreğindeki çiçeğin kokusunu almaya göz dikmektir”  yorumunu yapar. 

Kök salamamış ağaçlara benzeyen, dallara ayrılmış bedenler aracılığıyla yalnız insana ait olan karmaşık düşünebilme becerisini ve bu sayede binlerce parçaya ayrılan aklımızı ve ruhumuzu tasvir ediyor Pani. Sylvia Plath’in Dikey Dururum  şiirindeki ağaç olma/olamama hâlinin çizgiye dökülmüş biçimi gibi duran bu hipnotize edici resimleri incelerken içimden Plath’in mısraları geçiyordu:

“Mineralleri ve anne sevgisini soğurarak

Her mart pırıl pırıl yaprak açacak

Bir ağaç değilim ben; toprakta değil köklerim.”

İlk insandan, en ilkel keşiflerimizden bugüne hâlâ yerli yerinde duramayan, kök salmakla göçmek arasında seçim yapmak zorunda hisseden bir türün, yani insanoğlunun yerli yerinde binlerce yıl durabilen, kökleriyle en derine nüfuz edebilen başka bir türle, ağaçlarla anlatılması ironik olduğu kadar da anlamlı. 

Sergiyi dolaşırken izleyici, Lavista’nın büyülü etkisinin de yardımıyla bilinçaltına doğru derine giden bir yolculuğa çıkıyor, tıpkı derine inen kökler gibi; kolektif bilinçaltımızda gizli hisleri duyumsamak mümkün hâle geliyor. Öyle ki Pani’nin izleyicisini kuvvetle içine çeken çalışmaları onları en ilkel duygularıyla buluşturuyor.

Ölümlüyle ölümsüzün, cüretkârla naifin, güçlüyle zayıfın birleştiği ve ayrıştığı, fakat aynı zamanda tek formda buluştuğu bu soyut insan-ağaçlar Plath’in diğer dizelerini de taşımaya devam ediyor:

“Ölümsüzdür bir ağaç, kıyaslandığında benimle

Ve bir çiçek başı daha bir irkiltir, uzun olmasa bile,

Birinin uzun ömrünü, diğerinin cüretini isterim.”

Korkunun, merakın, ölüm ve hayatta kalma dürtüsünün derinden hissedildiği; toprağa karışma ve yeniden başka bir formda doğacak olma heyecanının duyulduğu bu etkileyici Sandra Pani sergisi, 23 Ekim’e dek CerModern’de ziyaret edilebilir. 

0
3386
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle