08 HAZİRAN, CUMA, 2018

Sokağın Asi Ruhu Galeriye Taşıyor

Kasa Galeri, yaz aylarını bir sokak sanatı sergisiyle üç sanatçıyı ağırlayarak karşılıyor. Karma sergi ve odalar arası konumlanan sanatçı yerleştirmelerine alışık olduğumuz galeri, bu defa sokağın asi ruhunu galeriye davet ediyor. “Sandığın 3 Gözü” adlı sergi, Adekan, Ares ve Cins’in çalışmalarını bir araya getiriyor.

Sokağın Asi Ruhu Galeriye Taşıyor

Çalışmalarına gerek sokaklardan gerekse galeri sergilerinden aşina olduğumuz sokak sanatçılarından Adekan, Ares ve Cins, “Sandığın 3 Gözü” adlı sergi ile Kasa Galeri’de güçlerini birleştiriyor. Alışık olduğumuz sergi formatının dışına çıkan “Sandığın 3 Gözü”nde yer alan sanatçılar Adekan, Ares ve Cins ile üretim pratikleri ve ortak gerçekleştirdikleri kurgu, serginin küratörü Derya Yücel ile de serginin hikâyesi ve aldığı tepkiler üzerine konuştuk.

Derya Yücel

Sergi kapsamında her bir sanatçı kendi evrenini bir odaya sığdırıyor. Kasa Galeri’nin sıklıkla kullandığı bir sergileme deneyimi aslında bu. Sanatçıları farklı odalarda konumlandırırken odaların kendi içinde kurgusu, odalar arası geçiş ve bütüne bakıldığında yakalanan uyum ilk dikkat çekenlerden. Sen yerleştirmeyi kurgularken nelere dikkat ettin merak ediyorum.

Kimi sergilerinde Kasa’nın mekânsal kimliği, tarihi/hafızası ya da mimari formu sanatçılar için yeni çağrışımlara zemin hazırlıyor. Mekânın kimliği kimi zaman keskin çerçeveler belirleme riski taşıyor olsa da sanatçıların üretimleri ile mekân arasındaki ilişkiyi kurgulama refleksleri hemen her projede kendini hissettirdi diyebilirim. Sanatçıların mekânla birlikte düşünmeleri ve mekânla diyaloğa girmeleri her bir serginin birbirinden aynı anda hem çok farklı hem de ortaklıklar içeren deneyimleri teşvik etmesini sağladı. Son yıllarda gerçekleşen bütün sergilerde küratöryal açıdan bu yönde çözümler üretmeye ve bu çözümleri sanatçılarla her aşamada paylaşmaya özen gösteriyorum. Dolayısıyla, sergi programında yer alacak bir projenin süreç içinde olgunlaşırken her aşamasını paylaşmak ve birlikte ilerlemenin sergi formunda ortaya çıkan nihai sonuçta da kendini gösterdiğini düşünüyorum. Sanırım hem ayrı ayrı sanatçıların üretimleri hem de bütüne bakıldığında yakalanan uyum derken kastettiğin bütünsellik bundan kaynaklanıyor. Kasa’nın, galeri mekânının kullanımında, mekânsal müdahalelerde ve üretim pratiklerinde rutinin dışına çıkma konusunda sanatçılara bir tür özgürlük alanı sağlamaya çalıştığını söylemek gerekir. Sanırım Kasa’ya giren sanatçılar da bazen planlı bazen kendiliğinden bir şekilde bu özgürlük alanında ortak deneyimler yaratmakla ilgileniyorlar.  “Sandığın 3 Gözü”nde de bu yönde bir süreç yaşadık.

Sokak sanatı, adı üzerinde sokağın ruhundan bağımsız düşünülemeyecek bir eylem. Grafiti, mural, adı her ne olursa olsun sokağın asi ruhunu yansıtan, günümüzde de pek çok projenin, serginin bir parçası olan sokak sanatı tabii ki galerilere de girdi. Sokak sanatını bir galeride sergilemek bir yandan beğeni alırken bir yandan da kendi ruhuna aykırı bulunup eleştirilebilecek bir girişim. Bu konudaki düşüncelerin neler, aldığınız tepkiler nasıldı?

Sokak sanatı muhalif, politik, eleştirel ve asi, aynı zamanda da ironik, mizahi, eğlenceli ve renkli. Uzun zamandır kurumsal sanat sisteminde müzelerde ve galerilerde de izleyici ile karşılaşıyor. Sanat sisteminin alternatif olanı içermesi ve kendine katması konusunda devasa bir avangart sanat tarihi karşımızda hâli hazırda. Alternatif seslerin ehlileştirilmesi ayrı bir tartışma zemini. Alternatif bir pratik olarak grafiti ve sokak sanatının yeni karşılaşma alanlarında çoğalarak izleyici ile iletişime geçmesi konusunda oldukça yaratıcı projeler de oluyor. Sokağın ruhunu taşıyan ve aynı anda her bir sanatçının bireysel üretimlerinin izlendiği sergiler son yıllarda İstanbul’da da gerçekleşti. “Sandığın 3 Gözü”nde de bir araya gelen her bir sanatçının, sokaktan içeriye girdiklerinde de devam eden, duvardan tuvale/yüzeye akan üretimleri var. Genç kuşak sokak sanatçılarının yerleşik sanat sistemine karşı tavırları net ve kurumsal bir yapı içinde dahi kendi alternatifini yaratmaya yönelik eğilimleri kendini refleksif bir şekilde zaten gösteriyor. Bu anlamda, Kasa’nın ticari kaygı gütmeyen yapısı, çeşitli ve alternatif üretim biçimlerini paylaşması, genç kuşak sanatçılara destek vermeye yönelik şekillenmiş olan kimliği sanatçılar açısından bir çatışma alanı değil, söylem oluşturma alanı olarak işledi diyebilirim. Sanatçılar hem sokak pratiklerine ait ortak üretim dillerini hem de bireysel ve daha konvansiyonel diyebileceğimiz işlerini ortak bir anlatı çevresinde kurguladı. Dolayısıyla, sergiyi de içerisi-dışarısı, sokak-galeri, kamusal-özel alan gerilimleri arasında kurgulanmış olan bir ara bölge olarak düşünebiliriz. Bu yaklaşımda alternatif ve bağımsız tavrı mas etmeye yönelik bir mekanizma olmadığı için Kasa’da işledi ve aldığımız tepkiler de olumlu oldu.

Nasıl bir hazırlık ve sergileme süreci geçirdiniz?

Geçtiğimiz yıl Ares ile tanıştım. Sokak üretimleri dışındaki resim pratiğini atölyesinde görme şansım olmuştu. İletişimimiz devam etti. Ares, Kasa’da ortak bir proje yapma fikrini bizimle paylaştıktan sonra da “Sandığın 3 Gözü” süreci başlamış oldu. Bildiğiniz gibi Cins’in de benzer şekilde sokak çalışmaları dışında galeri/kurum sergileriyle birlikte ilerleyen bir üretim pratiği var. Adekan da resim çalışmaları gerçekleştiriyor. Adekan, Ares ve Cins, “Sandığın 3 Gözü” ile Kasa’yı ortak bir anlatım zeminine dönüştürmeye yönelik bir kurgu hazırladılar. Yeraltında olması ve birbirine bağlanan 3 odalı formuyla Kasa, her bir sanatçı için kendi hikâyelerinin saklandığı bir sırlar sandığı oldu. Odaları birbirine bağlayan ve ortak, bütüncül bir hikâyeye doğru götürense “yol” fikri ve kurgusuydu. Sanatçılar, bir yıla yakın üretimleri üzerinde çalıştılar, her aşamasında mekân inanılmaz şekilde değişti ve dönüştü. Adım adım buna şahit olmak benim için de ilginç ve heyecanlı bir deneyim oldu. Zahmetli, yorucu ve yoğun emek harcanan kurulum 10 günden uzun sürdü ve ortaya “Sandığın 3 Gözü” çıktı.

Sergi kapsamında kurguladığın odan içeri adım atar atmaz izleyiciyi “birazdan alışık olmadığın bir tarz göreceksin” şeklinde uyarıyor. Kesinlikle iddialı bir selamlama olduğunu düşünüyorum. Odaya sokak sanatı ruhu daha iyi nasıl katılırdı emin değilim. Tren raylarını odaya yerleştirmek senin fikrin miydi? Bu nereden aklına geldi ve neyi amaçladın?

Bu fikir çocukluğumdan bu yana içinde bulunduğum bir ulaşım aracı olarak banliyö trenleri ile yüzleşme sonucu ortaya çıktı. Tren rayları hissettiğim bazı şeylerin nesnesi olarak diğer insanlarla iletişim için kullandığım ortak bir dil. Biraz rahatsız edici, ağır, sert, yürümesi zor olan, tekinsiz… Ray; doğumla ölüm arasındaki bir süreci, bir zamanı temsil ediyor. Ve bu sürecin bir ucunda seyirci diğer ucunda ise tünel var. Tüm bu yolculuk süreci içinde yolun insana kattığı değerler ve düşünsel olarak parçalanmaları ve bu parçalanmaların surat (portre) üzerindeki ifadelerini anlatmaya çalıştım.

Sadece raylar değil tabii TCDD logoları, trafik işaretleri, yürümekte zorlandığımız raylar arası döşenmiş taşlar… Tüm bunlar bizi tam anlamıyla bir tren istasyonuna götürüyor. Burada bir gönderme mi var, neden bir tren istasyonu?

Tren herkesin kullandığı kamusal bir ulaşım aracı. Bu işaretler aslında birer obje ama tarihsel bir sürece de gönderme yapıyor. Sergi alanındaki objeleri Haydarpaşa’daki dönüşüm alanından zaman içerisinde topladım. Tren istasyonlarındaki o atmosfere girip de etkilenmeyen yoktur zannediyorum. Ben bu konuda biraz daha hassas olduğum için oradaki atmosferi daha fazla solumuş birisi olarak tercih etmiş olabilirim. Buradaki simgeler, hayatta düşünerek bulamadığınız doğruları, elde edemeyeceğiniz tecrübeleri size gösteren karşıt kişi ya da bir işaret. Yani her gün aynı sorunlarla boğuşuyorsanız hâlâ yaşadığınız şeyden.

Bu odaya hâkim olan renkler siyah ve beyaz diyebiliriz. Bu hâkimiyete resimlerin de eşlik ediyor. Bu odayla kendi iç dünyandan neler fısıldıyorsun?

Duvarda çizgisel olarak tekrar eden bir suret var. Resimler ise bu suretin birer sireti. Aslında bu çizdiğim ve gördüğüm arasında, gerçek ile rüya arasında bir yolculuk... Her şey bir tren gibi ağır ve sert, bıçak kadar da keskin. Yolda olmak. İnsan olmak.


Daha önce sokak yerine bir galeride çalışmalarını sergilemiş miydin? Bu nasıl bir his?

Galeriyi işleri direkt asıp sergileyeceğim bir alan olarak düşünmüyorum aksine sokağın da bir uzamı olarak görüyorum. Kasa Galeri’nin bu noktadaki imkânları anlatmak istediklerimizi bir noktada destekledi. Bir haftalık yerleştirme sürecinde, önceden düşündüğüm şeyleri davranışa dökerek bu düşünsel yolda biraz daha mesafe katettim.

Yakın zamanda gerçekleştirmeyi planladığın projelerin arasında neler var?

Üzerinde çalıştığım projeler var. Zamanla netleşecektir.

Çalışmaların Adekan’ın tren raylarıyla Ares’in yeşil oyun dünyası arasında bir süspansiyon etkisi yaratıyor. Ve bana galeri konseptine en çok oturan işler gibi görünüyor. Belki de daha önce seni dış mekân olduğu kadar iç mekânda da görmeye alışık olduğumuzdandır. Odayı nasıl kurguladın?

Odanın kurgusu aslında birebir oda içinde sergilediğim tuval ile paralel ilerledi. Resmin içindeki ögeleri tekrar odanın içine 3 boyutlu olarak geçirmemle oluştu. Adekan ve Ares’in odalarının yoğun etkisi arasında daha sakin bir geçiş sağlamak hepimizin bir araya gelip kararlaştırdığı bir şeydi. Bir nevi ferah bir mola alanı gibi, tabii bir yandan bu ferahlığı verirken etraftaki alev ve kaktüsleri de unutmamak lazım.

Serginin tümünde olduğu gibi senin bölümünde de duvar resimleriyle tablolar birbiriyle bütünleşiyor. Ve organik olarak adlandırdığın çizimlerin bu sergide de kendini gösteriyor. İzleyiciyi kendi evrenine davet ettiğin bu oda bize ne anlatmak istiyor?

Bu oda sergilediğim resimden türedi. Sıkışık adını verdiğim o çalışmada, yine beyaz bir oda içinde sıkışmış Rene Magritte’in eserlerini de hatırlatan bir figür mevcut. Aslında bu figür, çalışmayı yaparken beni temsil eden bir figürdü. Oda içine sıkışmış, dışarı özlemi taşıyan ama dışarının da ferah gözüküp pek de tekin olmayan bir durumu vardı. Kasa Galeri’nin yapısı, beyaz odalardan oluşması, bana direkt bu çalışmamı hatırlattı. Birbiri içine geçen bir kurgu içinde mekân ve işin tam örtüşeceğini hissetim. Aslında izleyici o odanın içindeki figür hâline geldi ve hikâye; mekân ve izleyiciyle birleşip resmin içine taşınmış oldu.

Bu odaya girdiğimde doğada olduğumu hissediyorum. Yerlerdeki çimler ve topraklarla bunu planladığını düşünüyorum. Neyi amaçladın bu kurguyla?

Aslında doğada olma hissi ne kadar olsa da suni bir hissiyat verme çabasındaydım, aynı tuvaldeki gibi. Issız bir yeşillik çölünde uçuşan kaktüsler ve yarıklardan çıkan alevler. Pek de bereketli bir doğa tasviri değil. Mekândaki çim ve toprak da tabii ki suni. Toprak yol da sergi süresince üç mekânı da dolaşan yolun/hikâyenin benim kısmımdaki beliriş şekli.

Daha önce de galeri sergilerinde yer aldın biliyorum ancak yine de soracağım. Sokak yerine bir sergide yer almak nasıl bir his?

Ben üretimlerimde, beni daha dinamik ve heyecanlı tutması için farklı medyumlar denemeye çalışıyorum. Galeri ve sokağı da böyle görüyorum, hepsinin keyfi farklı. Çalışmalarım aynı paralellikte ilerliyor, kimi zaman malzeme değişiyor, kimi zaman mekân. Bu da beni üretim konusunda motive ediyor, monotonluktan uzaklaştırıyor diyebilirim. Hepsinin heyecanı farklı.

Yakın zamanda seni nerelerde göreceğiz?

Şu an için hâlen devam eden bu sergimizin dışında bir kişisel sergim var. Büyükdere35’te 30 Haziran’a kadar görülebilecek “Mağaralar” isimli bir sergi. İki sergi biraz üst üste geldi ve hafif bir yorgunluğu var. Yeni üretimler yeni fikirlerle sanıyorum sakin de olsa bir şeylere başlayacağım bu yaz.

Sergideki en eğlenceli odalardan biri seninki. Odaya girildiği gibi dikkat çeken bir televizyon ve masa oyunu nasıl bir dünyanın içinde olduğumuzun ilk habercileri. Hayalindeki bu evreni kurgularken odaya adımını atan izleyicinin ilk anda ne düşünmesini istedin?

İzleyiciden odaya girince beklediğim, kesintiye uğramadan gözünü bir uçtan bir uca gezdirebilmesiydi. İşlerin hikâye başlangıcı ile birlikte sağdan sola izlenmesi gerekiyor ama bir Gaspar Noe, Irreversible etkisi oluşturarak soldan sağa doğru da izlenilebilir. Mekânda zamanı izleyici yönetebilir.

Odada yeşil yoğunluğu ikinci dikkat çekenlerden. Yeşil, krem ve siyah üçlüsünün hüküm sürdüğü oda gerçekten tam anlamıyla senin iç dünyanı yansıtıyor gibi. Çalışmalarında genel anlamda bakıldığında özellikle yeşil senin tarzının en belirgin temsillerinden biri. Ayrıca oda içindeki resimlerin duvar resimlerinle birleşiyor, birer uzantıları olarak konumlanıyor. Bu da iç içe geçen katmanlarla bir hikâyenin henüz daha başındaymışız hissinin doğmasına neden oluyor. Bu oda için özellikle seçtiğin figürlerden bahsedebilir misin?

Evrenin bulunduğumuz noktasının zemini altıgenlerden oluşmakta. (Sandığın 1 gözü) Odanın ortasındaki masa da altıgenlerden oluşmakta, masa ve oda; dış gerçeklikteki (bulunduğumuz dünya) mikro ve makro kozmos arasındaki benzerliği vurgulamakta. Güneş sistemi ve atom yapısının birbirine benzemesi gibi ve her zaman büyük bir varlık kozmosu izlemekte. (Tavandaki göz ) Bu durum bizim anahtar deliklerinden etrafı izlememizle de benzeştirilebilir. Odaya girince sağ taraftaki tuval, odanın hâkim olduğu gerçekliğe ait değil çünkü olayların başlama noktası orası. Ortadaki resim; 7 katman, 2 pencere ve 2 sütundan oluşmakta. Sol sütun erkek, sağ kadın. En alt katmanda 7 liberal sanat ve onun üzerine kurulu 6 katman var. (Buradaki 6 katman, kronolojik olarak kullandığım ifade biçimlerini temsil ediyor.) Sol sütun araba adam – sağ sütun kadın ev (bunlar ayrıca oyun taşları) Resmin en üstünde de Zodyak takım yıldızları var. Dünyadan güneşe baktığımızda yıldızların pozisyonuna göre evrende hangi zamanda olduğumuzu söylüyor. Bir de unutmadan resimde bir cipher var, küçük bir bulmaca, anahtarı resmin içinde saklı. :)

Bunu sormadan geçemeyeceğim. Sokak yerine bir galeride işlerini sergilemek nasıl bir his?

Kasa’da kendimi galerideymiş gibi hissetmedim açıkçası. Mekânsal müdahaleye sıcak bakmaları ve mekânın dönüşmesi ile bu hava kırıldı. Yeraltında ve nonprofit bir mekân olması da cabası.

Sokak sanatı dışında resim ve dövme çalışmaların da var sanıyorum. Nelerden besleniyorsun merak ediyorum.

Görsel ifadeye önem verdiğim için anlatım dilimi geliştirebilecek her referans beni besler, bu kütüphaneyi geniş tutmaya çalışıyorum. Görsel dilini geliştirmiş ezoterik yapılanmalar buna çok müsait. Ortaya alegorik bir durum koyacaksanız, size yol gösterecek; ışık olacak birçok örnek var.

Yakında seni yeni projelerde görecek miyiz?

Bu sezonu Kasa ile kapattık. Yeni sezonda projelerimiz var, detaylarını yakın zamanda paylaşacağım. Takipte kalın.

“Görsel akrabalık” kavramı üzerinden sanatçıların bireysel evrenleri arasında geçiş sağlayan “Sandığın 3 Gözü” adlı sergi, 6 Temmuz tarihine kadar Kasa Galeri’de görülebilecek.

0
8313
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle