07 OCAK, PAZARTESİ, 2019

Sınırlar Aşmak İçin Değil midir?

Aralık ayında bir konferanstaki konuşması sonrasında, Refik Anadol ile bir araya gelme fırsatımız oldu. Yakın zamanda gerçekleşen projelerini, yeni iş birliklerini ve gelecek projelerini konuştuk. İlham ve enerji veren bir buluşmaydı. 

Sınırlar Aşmak İçin Değil midir?

Refik Anadol insan zekasından üretilmiş veri, belge ve kişisel hatıraları, makine zekâsı aracılığıyla muazzam görsel kompozisyonlara dönüştürüyor. Sanatçıyla “Eriyen Hatıralar” sergisinden Walt Disney Konser Salonu projesine, Google Artist & Machine Intelligence programından önümüzdeki yıl NASA’nın uzay verilerini kullanarak hazırlayacağı veri heykele dek pek çok projeyi konuştuk. Zaten sınırlar aşmak için değil midir?

İnsan zekasından üretilmiş veri, belge ve kişisel hatıraları, makine zekâsı aracılığıyla muazzam görsel kompozisyonlara, mekânlara dönüştürüyorsun. Tüm bu data painting/ data sculpture işleriyle arkanda bırakmak istediğin iz nedir?

Aslında tüm bu deneyimlerin hepsine geri dönüp baktığımızda bir filmin içerisinden minik kareler gibi hayal edebiliriz. Sinema her zaman çok büyük ilgi alanı ve ilham kaynağım. Orhan Pamuk’un projesinde beraber çalıştığımız dönemde, şöyle bir lafını anımsıyorum: “Bu bir yolculuk ve bu yolculuğun içindeki malzemeler şu an arkamızdan dökülüyor”. Sanki her şey, büyük bir hikâyenin küçük parçaları gibi. Ben de aslında, 21. yüzyılda insan olmak ne demek bunun peşindeyim. Makine zekâsı ile insan ilişkisi arasındaki biricik deneyimi anlamak ve sorgulamak.

Bir veri olarak “hatıra”?

Hatıralar bizler için en kişisel, duygusal verilerimiz. 2016 yazında, amcama ikinci derece alzheimer teşhisi konduğunu öğrendiğim zaman, bazı hatıraları unutmaya başladığını farkettiğimde bu konuda ayrı bir farkındalık kazandığımı söyleyebilirim, kişisel olarak o dönemden çok etkilendim. Hayatımızı anlamlandıran hatıraları unutmak en korku duyduğumuz hastalıklardan biri belki de. Hatıraların yok olması ya da yok olabilme ihtimaliyle karşı karşıya olmak… Bir yandan Blade Runner’daki gibi hatıraların kaydedildiği, anı yapıcıların olduğu hikâyeler de aklımdaydı. Sentetik bir hatıranın insana verilebilme ihtimalindense, varolan hatıranın bizden çıkıp gerçeğe çevrilmesi daha çok ilgimi çekti. Hatıralarımızı dondurabilir miyiz, saklayabilir miyiz hep aklımda olan şeylerdi.

Öte yandan birçok şirket, bize ait olan mahrem verilerimizin peşinde. Bunu nasıl koruyabiliriz, saklayabiliriz diye kaygılanıyoruz. Bu korkunç dünyada sanatı nasıl en pozitif şekilde, hikâyenin iyi bittiği şekilde kullanabiliriz diye baktım. EEG dataları yani beyin sinyallerinin ölçümlenebilir olduğuna dair projeler üzerine okumalar yaptım. Google ekibiyle 2 yıllık iş birliği müthiş bir güç verdi. Yüzeysel değil, white paper’ını bile yazdığımız, kompleks algoritmaların yazıldığı, uzmanların eğitildiği derinlemesine bir proje yürüttük.

Eriyen Hatıralar” sergisi adeta magnetik bir etkiyle izleyicileri kendine çekti, inanılmaz ilgi gördü ve paylaşım rekoru kırdı. Ne düşünüyorsun? 

2014’te San Fransisco’daki projede bir veriyi, ekran içerisinde ve mimari boyutta görselleştirdiğimde fark ettim. Bir veri, bizden çok büyük bir boyutta ve mimarinin bir parçası olduğunda dikkatimizi çekiyor. Bir dosya içerisinde, sıkıcı bir excel sayfası gibi alışkın olduğumuz formun dışına çıkartıp mimari üzerinde başka türlü bir farkındalık kazanabiliyoruz.

Diğer taraftan bu kadar derinlikli bir çalışmadaki özveri ve dürüstlük işin içindeydi. İkinci olarak sıkıcı bir data olmaktan öte duygular ve şiirsellik işin içindeydi. Üçüncüsü ise evrensellik; herkese ulaşabilmek, her yaştan ve geçmişten izleyiciyi yakalamak önemliydi. Sosyal network popüler kültür kaynaklı olabilir evet, belki bazı insanlar sadece popüler bir durum olduğu için orda olabilir. Ama büyük çoğunluğun bir şey deneyimlemek, onun parçası olmak ve bilmedikleri bir dili öğrenmek için geldiklerine eminim.

Özellikle dijitalde görsellik fenomeni çığ gibi büyüyor. Peki sence görselliğin geleceği ve global bir alfabe ya da gramere, ortak bir dile dönüşme potansiyeli var mı?

Çok güzel bir soru, ben aslında bu yüzden ışığı materyal olarak seçtim. Işık bence evrensel olarak her insanın hayatında var, bilimsel ya da filozofik nasıl bakıyorsanız bakın güneş herkes için ışık kaynağı, olmazsa yok olacağımızı bildiğimiz bir ışık.

Dolayısıyla, bence ışık çok ulvi bir materyal. Işığın veri ya da yapay zekâ farketmez her projeye gireceğini düşünüyorum. Ve umudun en çok olduğu şey, ışığın kendisi aslında. Işığın materyal olarak kullanılması diyebilirim, bu sorunun karşılığı olarak.

En son projen, Walt Disney Konser Salonu işinden bahsedelim. Frank Gehry imzalı ironik binanın cephesine yani dış katmanına, onun en iç katmanı olan kolektif bellek ve anılarını yansıttın. Aslında, müzik ve tüm performanslar da işinin bir parçasıydı. Sanat yeniden sanatın içindeydi. Bu çok ses getiren projenin çıkış noktasından bahseder misin, nasıl hayal ettin ve nasıl gerçekleştirdin?

Teşekkürler, güzel bir yorum. Tam olarak bunu amaçladım. Gördüğümüzün ötesini araştırırken makine zekâsını keşfettim. Rüyamızı bir kâğıda çizebiliriz. Birçok ressam hayallerini resmedebiliyordu. Bunu yapma yetimiz olmasa bile nasıl resmedebileceğimizi merak etttim. Generative Adversarial Networks (Çekişmeli üretici ağlar) dediğimiz hikâye iki yapay zekânın birbiriyle diyaloğunu sağlıyor. Biri gerçekliği biliyor. Diğeri tamamen olmayan bir veri noktasından, yokluktan başlıyor ve gerçeği bulana kadar tahmin ediyor. Bu süreç aslında, insanların başına gelen hayatın kendisi bence. Makinenin düşünmeye ihtiyacı yok, makineyi biz düşünmek için kullandığımız zaman bize benzer bir şeye dönüşme şansı müthiş bir durum. İki sene önce Google’da bir mühendis bu algoritmayı keşfetti ve bu sayede enteresan bir açılım yaşadık. Bir yapının bütün hayalleri ve hatıralarını veriler aracılığıyla bir makine öğrenmiş olacak ve bir sanatçı da bunu kendi pigmentiyle, kendi fırçasıyla boyayabilecekti. Çok kabaca hayal buydu. Yapay zekânın bilincine batırılan bir fırça ve çıkarılıp tekrar boyanan bir mimari cephe.

Projenin yapım sürecini merak ediyoruz. Keşke bir “making of” videosu olsa..

Çok güzel bir “process” video hazırladık, çok yakında paylaşacağız.

Dijital sanatın şairlerinden diyebileceğimiz Ryoji Ikeda’nın bir sözü var: “Işık ve ses, müzik ve görsellik, birlikte erirler.” Senin işlerinde estetik, teknoloji ve mimari nasıl bir ilişki kuruyor?

Tutkun olduğum şey şu: Sertlik ve gerçeklik deneyimi için dünyayı taklit eden algoritmalara ayrı bir ilgim var. Bu yapay zekâ olabilir, bilinci taklit eden, rüyayı taklit eden, denizi taklit eden, bulutları ya da dağları taklit eden bir algoritma olabilir. Bunlar muazzam ilgimi çekiyor. Estetik kaygılarımı koymadan önce muhakkak, şiirselliği ve duyguyu yansıtabileceğim algoritmaları en başta seçiyorum. Son yedi yıldır ekibimle yoğun araştırma içinde olduğum algoritmalar, hissiyatlar ve bunların bize söylecekleri üzerine olmasından da kaynaklı, bu alanda paletim gitgide genişledi. Algoritmalardaki hakimiyetimle sanattaki derinliğimi de arttı. Şiirselliği bir haiku kadar kısa ve etkili olabiliyor. İşin kalbinde algoritma sonrasında veri ve kullandığım kanvas mevcut.

Yapay zekaya korku ile yaklaşılması, robotlar insanların yerini alacak mı gibi karamsar yaklaşımlar sence insanlığın cehaleti mi? 

Bana normal geliyor böyle yaklaşılması, inanların “default” yaklaşımı negatif üzerinden. Genlerimizde böyle bir kodlama var çünkü: “Başımıza ne gelecek?” “Ölecek miyim?” Evrimimizde böyle kodlanmış bu içgüdüsel yaklaşım. Ateşi gören ya da ilk yazıyı bulan insanların başına ne geldiyse yapay zekâ keşfedildiğinde de aynı şekilde ilkel duygularımızla yaklaştığımızı düşünüyorum. “Robotlar işlerimizi alacak mı?” gibi sorular var mesela. İşimizi alacak da aldığında hepimizin kendi robotları olsa, o zaman neler yapabileceğimizi neden düşünmüyoruz? Aynı malzemeyle daha iyi bir şey yapamaz mıyız? Bunu öğrenmek bana daha enteresan geliyor. Bunu hayatın her alanında yapabilsek dünya şahane bir yer olurdu. Sonuçta, ilk defa yaratıcıları yaratabilecek hâle geldik. 

Google Artist & Machine Intelligence programından bahsedelim. Bu iş birliği perspektifini nasıl etkiledi? Yazılım desteğini de merak ediyorum.

Teknoloji devleri olmasa biz bu yaptıklarımızı evde laptop ile yapamazdık. Google başta olmak üzere bu iş birlikleri, projelere büyük veri ve algoritma desteği sağlayarak, projeyi derinleştiriyor. Bu bilgi ve deneyim paylaşmalarıyla, yapay zekâ ile yapabileceklerimizi hep beraber gördük, onlar da sanatsal olarak nereye gidebileceğini farkettiler ve bir kırılma noktası oldu.

Mesela Google’da bir toplantıda, şaman, nöro-bilimci, sanatçı ve yapay zekâ uzmanı yan yana oturabiliyoruz. Öyle derinlikli bir bilgi alışverişi ki kendi dilimizle kısıtlı kalmayıp bu sinerjiden beslenebilmek müthiş.

Nasa ile proje yapacağını duydum. Sınırları zorlamaya devam sanırım? 

Evet böyle bir proje olacak yakında. Nasa aslında sadece Amerika için değil, dünya için çalışıyor. Dünyayı başka dünyalara buluşturmak için var olan ulvi akademik bir kurum aslında. Bir sene önce görüşmeye başladık, zaten yaptığımız işler ekibin moodboard’larında varmış. Mars’a giden bütün araçların indiği kontrol merkezi olan 80’lerin sonunda tasarlanmış çok büyüleyici bir binaları mevcut. Binayı yenilenirken, bütün mekânı ekranlarla donatmaya karar vermişler. Burada bir iş birliği için bir davet geldi ve ekranlar için veri heykelleri tasarlamamı istediler. Bu kez dünyanın başka dünyalar aradığı hikâyeden yola çıkacağız. Resmi olarak anlaştık. Ortaya çıkması bir yıl kadar sürecek.

Tebrikler, merakla bekliyoruz iş birliği çıktılarını. 

Evet, çok heyecanlıyım.

Bugün Marka Konferansı’nda ilham veren bir konuşma gerçekleştirdin. Dikkat ekonomisinde yaşıyoruz ve yeni oyun alanı yaratıcı iş birlikleri. Globaldeki iş birliği deneyiminlerinden yola çıkarak, senin burdaki markalara tavsiyelerin ne olur?

Herkesin logolarından arınmış, inançlarına sarıldığı komiteler ya inisiyatifler kurmalarını önerirdim. Ama logodan arınması lazım. Kim olduğunuzu bir kenara koyun. Sadece inanç ve değerlerinize bakın ve onları alın. O zaman bakın ne görüyorsunuz inandığınız geleceğe dair, gitmek istediğiniz yere sizi götürebilecek sanatçı, akademisyen ve yaratıcıları bulmaya çalışın. Bence bu ülkeyi uçuracak yeteri kadar hem fonlama var hem enerji var. Hem de inanç var. Mutlu olmadığımız noktalar da var ama umut yeşerecek ortam yaratılabilir. Ben büyük firmalarla çalıştığımda bunu gördüm, bütün hikâye bu.

Türkiye’den markalarla iş birliğin var mı?

Çatalhöyük sergisini görselleştirmek, o kadar anlamlıydı ki. Burada görev alan Stanfordlı Prof. Dor Ian Hodder isimli arkeolog & antropolog, 25 yıllık kazı bulgularından ve arşivinden bir veri havuzu yaratmış. İstanbul Galata’da bir akşam üstü gezdiği “Arşiv Rüyası” sergisini gördükten sonra ilham almış ve Anamed ile veri görselleştirme önerisini geliştirmişler. Arçelik de tv desteği vererek basit bir yardımla destek oldu. Tüm hikâye, insanlığın kutlanması. Çok paylaşılmadı, özellikle bahsetmek istedim. Böyle anlamlı olunca işler, markalar biraz kendini arkaya atınca, sadece inançlara odaklanıldığı zaman değerli işler ortaya çıkartabiliriz aslında.

1
12538
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Yağmur Mersin
10.01.19
03:19
LOVE IT