03 ARALIK, PAZARTESİ, 2018

Sınır Tanımayan Sanatçıların Yeni Dünya Tasarısı

Rus Avangardı bugünlerde şehrin en güzel noktalarından birinde İstanbul Boğazı’nı izliyor ve daha yakından tanışmak için sanatseverleri S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nde yer alan “Rus Avangardı. Sanat ve Tasarımla Geleceği Düşlemek” sergisine davet ediyor. 

Sınır Tanımayan Sanatçıların Yeni Dünya Tasarısı

S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi, Sabancı Holding’in katkılarıyla, Rus Avangart akımının Türkiye’deki en kapsamlı sergisi olan “Rus Avangardı. Sanat ve Tasarımla Geleceği Düşlemek”e ev sahipliği yapıyor. Müzeyi ziyaret edenler, Rusya’da 19. yüzyıl sonunda varlığını göstermeye başlayan ve 20. yüzyıl sanat tarihinin belirleyici akımlardan biri olan Rus Avangardı’nın izlerini taşıyan resim, tiyatro, sinema, edebiyat ve tasarım üretimlerini görme şansına erişiyorlar.

“Rus Avangardı. Sanat ve Tasarımla Geleceği Düşlemek”, Türkiye’de bugüne kadar yapılan en kapsamlı Rus Avangardı sergisi olma konusunda ayrıca bir öneme sahip. Üç kata yayılan ve zengin içeriğe sahip olan sergideki 513 eser, Selanik Devlet Çağdaş Sanat Müzesi - Costakis Koleksiyonu’ndan ve Tüm-Rusya Dekoratif Sanatlar Müzesi ve Multimedya Sanat Müzesi ile Avrupa’nın önde gelen özel koleksiyonlarından özenle seçildi. Ve bu serginin küratörlüğünü Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer ile Selanik Devlet Çağdaş Sanat Müzesi - Costakis Koleksiyonu Müdürü Dr. Maria Tsantsanoglou üstlendi.

Serginin büyük çoğunluğunu oluşturan George Costakis koleksiyonunun oldukça ilginç bir hikâyesi var. Costakis, Moskova’da yaşayan Yunan bir ailenin çocuğu olarak doğmuş ve 1940’a kadar Yunanistan elçiliğinin şoförü olarak çalışmış bir isim. Görevlerinden biri de yabancı diplomatları antika ve sanat eseri satan yerlerde dolaştırmak olan Costakis’in, 20. yüzyıl Rus deneysel sanatına ilgisi 1946’da Olga Rozanova’nın bir resmini tesadüfen görmesiyle başlıyor. Stalin döneminde Toplumsal Gerçekçilik akımı dışındaki eserlerin yasaklanmasıyla avangart sanata ait eserler gizli yerlere kaldırılıyordu. Costakis, bu sanatçıların aileleri, yakın dostları, tanıdıkları ve hayatta olan Tatlin, Rodchenko, Stepanova, Chagall, Goncharova, Larionov gibi sanatçılarla temasa geçerek 1946-1977 yılları arasında zorlu bir çalışmayla koleksiyonu meydana getiriyor. Eline geçen her malzemeyi topluyor ve bu sayede 1970’lere gelindiğinde Costakis’in apartman dairesi Rus Avangardı’nın önemli bir temsil merkezi hâline geliyor. 1977’de Yunanistan’a yerleşen Costakis, koleksiyonunun önemli bir bölümünü Tretyakov Galerisi’ne bıraktı. Yunanistan’a getirdiği eserler ise 2000 yılında Yunan Devleti tarafından satın alındı ve Selanik, Devlet Çağdaş Sanat Müzesi’ne taşındı. “Rus Avangardı. Sanat ve Tasarımla Geleceği Düşlemek” sergisinin de önemli bir kısmını oluşturan bu koleksiyon Rus Avangart sanatçılarına ait eserleri bir araya getiren geniş bir yelpazeyi oluşturuyor.

Rus Avangartları diye bilinen sanatçılar, mevcut siyasi ve sosyal dönüşümlerin yaşanmaya başladığı 1900’lerin başından itibaren sanatı, hayatı dönüştürecek en önemli güç olarak gördüler. Sadece resim, heykel değil sinema, tiyatro, endüstriyel üretim, mimari ve edebiyat gibi sanatın bütün alanlarına nüfuz eden sadece Rusya özelinde değil tüm dünya sanatında yerini alan öncü bir akımı ortaya koydular. 

20. yüzyılın ilk on yılı göz önünde bulundurulduğunda devrimler ve radikal yenilikler entelektüel ve sanatsal gelişimlere de zemin hazırladı. Rus sanatının Batı Avrupa sanatına olan yakınlığı ve modernist eğilimi sanatçılar, şairler ve eleştirmenlerce tartışmaya açıldı ve ret edildi. Artık özgün ve özgür bir algının zamanı gelmişti. Rus sanatının yüzünü Batı’dan Doğu’ya çevirmesinde ve özgün anlatım biçimini edinmesindeki neden yeni ve sahici bir yaratı biçimine geçilmesi isteğiydi. Rusya’nın 1917 Ekim Devrimi’ne varan süreçte yaşadığı geri döndürülemez toplumsal ve siyasal olaylar da yeni bir akımın körükleyicilerinden biri oldu. Bilim ve teknoloji alanlarındaki değişimlerle birlikte avangart sanat olarak adlandıracağımız akım deneysel sanatçıları ve akımları tek bir çatının altına soktu. Sergide yer alan düzen, avangart dönemi hazırlayan ögeler ve nelere etki ettiğini takip etmek açısından doğrusal bir yol çiziyor.

​Rus Avargardı’nın öncüleri olan Neo-primitivistlerle açılan sergide, lubok baskılar karşımıza çıkıyor. Bu tekniğin mantık dışı perspektifleri, çocuksu çizgileri, renkli ve dekoratif ögeleriyle basit ve gelenekselliği avangart sanatçıların ilgisini çekti. Sergide Kazimir Malevich, Vladimir Mayakovsky gibi sanatçıların Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus ordusuna moral vermesi amacıyla yurtseverlik temasıyla ürettikleri modern lubokları görebilirsiniz. Kazimir Malevich’e ait 1914 tarihli Alman Karşıtı Yurtsever Afiş buna örnek olarak sergide yer alan eserlerden. 

Sanat akımlarına bir karşı duruş olan Rus Avangardı’nın temelini de akademizmin temel direklerine ve burjuva sanat anlayışına karşı duran polemikler oluşturuyordu. Şairler ve ressamların yayımladıkları saldırgan manifestolar akımın yayılmasında önemli bir hareketti. Serginin ilerleyen bölümlerinde karşınıza Kübo-Fütürizm çıkıyor. İtalyan asıllı Fütürizm ile Fransız Kübizmi, Kornei Chokovsky’nin geliştirmesiyle Rusya’da Kübo-Fütürizm akımını doğurdu. Hatta Kazimir Malevich, Lyubov Popova, Nadezhda Udaltsova, Ivan Kliun, Alexie Morgunov ve Olga Rozanova’nın bu akıma bağlı eserleri de sergide görebileceğiniz eserler arasında yerini alıyor.

Rus Avangardı’nda önemli bir yere sahip akımlardan biri de Süpermatizm. 1915’te Kazimir Malevich nesne ve içeriği bütünüyle ayıran Siyah Kare eserini yaptı. Ve artık klasik sanatın temsil ettiği her şey, hiçbir şeye dönüştü. Bu akımla beraber artık Supermatist formlar, doğanın mekân ve zaman yasalarının dışındadırlar ve dünyanın gerçek, sonsuz ve ölçülemez özüne daha yakındırlar. Bu akıma kulak veren sanatçılardan Ivan Kliun, Olga Rozanova, Lyubov Popova gibi isimlerin eserlerine sergi boyunca pek çok kez denk gelebilirsiniz. Burada sergileniş biçimlerine de dikkat etmenizi öneririm. Ayrıca bu bölümün en dikkat çeken eseri kuşkusuz Ilia Chashnik’in Supermatist Haç’ı. Bu bölümde yalnızca resimleri değil üretilen seramikleri de görebilir ve Viking Eggeling’in Diyagonal Senfoni videosunu izleyebilirsiniz. Beş dakika boyunca siyah zemin üzerinde hareket eden beyaz geometrik kutucuklar Süpermatizm’in teknolojiyle buluşan eserlerinden biri. 

Sergide yer alan eserlerden bahsederken bunların nasıl bir siyasi atmosferde üretildiğini de belirtmiştim. Rus Avangardı’nın sanatın her alanındaki etkisini sergide yer alan tiyatro ve sinema kolunda da görebiliyoruz. Tiyatro özellikle devrim sonrasında sanatla toplum arasındaki açıklığı kapatma konusunda büyük bir göreve sahip oldu. Ve artık her iş kolektif bir çalışmanın ürünü hâline geldi. Dönemin önemli sanatçıları sahne tasarımından kostüme, müziğinden afişine kadar bir oyun için çalıştılar. Serginin bu bölümünde Vsevolod Meyerhold’un yönettiği ve Lyubov Popova’nın sahne ve kostüm tasarımını yaptığı Yüce Gönüllü Aldatılan Koca oyunun bir replikasıyla karşılaşıyorsunuz. Popova, bir dişliye çevirdiği yapıda müziği, ışığı, mimariyi hareketin işleyişi içine sokar. Devamlı bir devinim yaratan bu yapı Kübo-Fütürist akımının da önemli bir örneği. Bunun yanı sıra ortak çalışma örneklerinden biri de duvarda yer alan yine Lyubov Popova’nın, Vsevolod Meyerhold’un Dünyanın Hengâmesi adlı oyunu için hazırladığı siyasal sloganlar.

​Dönemin sanatçılarının kumaş deseni çalışmaları, üniforma için hazırladıkları çizimler de sergide yer alan eserlerden. Örneğin Gustav Klucis’in hazırladığı İşçi Üniforması, Natalia Kiseleva’nın 1920’lerin başı – 1930’ların başına ait Spor Takım tasarımları, Lyubov Popova’nın Dokuma Tasarımları endüstriyel üretimde sanatçıların da ne şekilde yer aldığını anlatıyor bize. Bu bölümün başlığı “Üretimde Sanat”. Konstrüktivistlerin yalın, rasyonel ve işlevsel formları, gündelik yaşam nesnelerinin kitlesel üretimine uygulandı ve birçok sanatçı, St. Petersburg’daki Devlet Porselen Fabrikası’nda çalıştı bu dönemde. Bu üretimlerin birçoğunu inceleyebilme fırsatına erişebilirsiniz sergide. 

Serginin ilerleyen bölümünde Konstrüktivizm yer alıyor. Bu akıma bağlı sanatçılar, kendilerini mühendis-sanatçılar olarak görüyorlardı. Eserler, resim yüzeyinden ayrılan kompleks konstrüksiyonlara dönüşmeye başladı bu akımla beraber. Tatlin’in “karşıt” ve “köşe” rölyefleri öncü oldu. Endüstriyelleşmeye bağlı olarak seri üretim ve yararlı yapılar üretmek sanatı teknolojiyle birleştirdi. Yalın, pratik, ekonomik ve süslemeden uzak eserler üretilmeye başlandı.

​S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nde her sergide en etkileyici yerleştirmelerin yapıldığı bölümde yine Rus Avangardı’nın en etkileyici akımlarından biri yer alıyor: Kozmizm. Avangartlar, 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın ilk 30 yılında Rusya’da evren, kozmik olgular ve uzay araştırmalarının yükselişe geçmesine seyirci kalmadılar. Fütüristler için uçma kavramı, insan doğasının mutlak alt edilişi ve teknolojinin zaferini temsil ediyordu. Yine Supermatistlerin Arkitekton adlı uçan binaları geleceğin toplumunun uzayda yayılacağına olan inançlarının bir kanıtıydı. 1920’lere gelindiğinde Ivan Kliun “kozmik imgeler” olarak nitelendirdiği resimler yapmıştı. Bu bölümde ayrıca başınızı bir süre yukarıda tutmanıza neden olacak olan Henry Milner’in Vladimir Tatlin, Letatlin'den esinlenerek eseriyle karşılaşacaksınız.

Sergide yer alan en önemli eserlerden biri de akımın en ünlü projelerinden biri olan Tatlin’in Üçüncü Enternasyonal Anıtı videosu. 1919’da Komünist Enternasyonal’in kuruluşu nedeniyle Aydınlanma Komiserliği Güzel Sanatlar Bölümü, Tatlin’e bu eseri sipariş etti. Tatlin, bir Konstrüktivist anıt yaratabilmek için mimarlık, heykel ve resim ilkelerini birleştirdi. Yapılabilseydi insan eliyle yapılmış en yüksek yapı olacaktı. Tatlin, çevresindeki sanatçılarla kulenin ahşap ve metalden iki metrelik modelini yaptılar. Ancak kulenin varlığı sadece fotoğraflarla kanıtlanabiliyor.

​Serginin son bölümünde avangart sonrası dönem ve Rus Avangart sanatının pek çok eserini toplamayı başarabilen ve sergide yer alan eserlerin birçoğunun sahibi olan George Costakis ile tanışıyoruz. Serginin sonuna denk gelen bu bölümde bir akımın bitişine de şahit oluyorsunuz. Stalin’in başa geçmesi ve totaliter yönetimle birlikte 1920’lerin ortasından itibaren devletin avangart akımlara ve sanatçılara olan yaklaşımı, olumsuz olmaya başladı. Çünkü artık her sanatsal akım Sovyet propagandası olmalıydı. 1930’lara gelindiğinde avangart sanatçılar artık biçimci olmakla suçlandılar. Bu durum proleter kültüre, topluma karşı bir tehdit olarak ve vatan hainliğine eşit bir suç olarak görüldü. Ancak avangart sanatçılar bu Sovyet Gerçekçilik öğretisini farklı farklı benimsediler. Bazıları buna uyum sağlayamadı. Ama üretime devam edenler, avagart geçmişlerini reddetmeyi figüratif anlatıma yöneltip, temalarını yalnızlık, sıkışmışlık ve nostalji gibi duygular arasından seçtiler. Bu bölümde bunu temsilen başlangıç olarak Kazimir Malevich’in Sedye Taşıyan İki Kişi adlı eseri yer alıyor. Bu iki kişi avangart sanatın cenazesini temsil eden “Siyah Kare”yi taşıyorlar. 

Bir çatının altında bir araya gelmiş özgürlük ortamının yaratıcılığı ne ölçüde harekete geçirdiğini gözlerinizle görmek isterseniz “Rus Avangardı. Sanat ve Tasarımla Geleceği Düşlemek” sergisini 1 Nisan 2019 tarihine kadar S. Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz.

0
5556
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle