09 AĞUSTOS, PERŞEMBE, 2018

Sessiz Çığlıklarla Yıkılan Duvarlar

Çağdaş sanatın önemli isimlerinden Cengiz Tekin ve Erkan Özgen, Atelier Marvy’de bir araya geldi. Cengiz Tekin, daha öncesinde fotoğraf disipliniyle ürettiği Gökyüzündeki Duvarlar isimli komposizyonunu Atelier Marvy için mekâna yerleştirirken hayata, savaşa ve sanata baktığı yeri sade ve şiddetli yönleriyle incelediği Sessizlik serisi de sergiye dahil oluyor. Sanatçı Erkan Özgen ise “Zamanın Belleği’’ sergisinde, yaşadığı coğrafyada geçen savaşları ele alırken zaman kavramının masumiyet ve suç ile ilişkisini de sorgulayan bir bakış açısı getiriyor. Her iki sanatçının eserleri ve sanatçı kimliğini, Club Marvy’de yer alan Atelier Marvy’deki çalışmaları üzerinden konuştuk.

Sessiz Çığlıklarla Yıkılan Duvarlar

Ferhan İstanbullu ve Döne Otyam’ın sanat yönetiminde hayata geçen Atelier Marvy’de, sezonun üçüncü sergisi tüm sanatseverle buluştu. 27 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında ziyaret edilebilecek serginin açılışı, Cengiz Tekin’in Gökyüzündeki Duvarlar isimli yerleştirmesi ve Erkan Özgen’in ‘’Zamanın Belleği’’ başlıklı solo sergisiyle gerçekleşti. Sanatçılarla, sergide yer alan işleri, ele aldıkları konular ve formlar arasındaki ilişkiye dair konuştuk.

Cengiz Tekin

Göçmenlik, mültecilik, su ve susuzluk konuları sanatınızda hangi yönleriyle ele alınıyor? Kültüre yönelik aidiyet, kimlik gibi kavramlar, çalışmalarınızda kullanılan insan bedeni formuyla nasıl bir ilişki kuruyor?

İşlerimin konuları dünya yüzeyinde yaşayan insanların sorunları, acıları ve sevinçlerine temas sağlamaktadır. 2012’den bu yana “göç ve göçmenler”, “su”, “susuzluk ve mültecilik” konularında işler yaptım. Yaptığım çalışmalar, toplumsal gerçeklikten uzak değiller. Bundan dolayı öncelikle gerçekliği, kendi bedenimi kullanarak üretime başladım. Topu oyunda tutmanın birçok yöntemini geliştirdim ama topu taca atmanın çözümünü bulamadım maalesef, sürekli top sınırın öteki yüzüne çarptı!

Kimliği oluşturan faktörler sizin için nelerdir? Savaşlarla artış gösteren küresel boyutlardaki göçmenlik, küresel bir kimlik olarak ele alınabilir mi?

Kimliği oluşturan faktörler dışarıdan gelen baskılardır. Herkesi açmış olduğum delikten birlikte bakmaya davet ediyorum (sanat pratiğim). Yerin ve yersizliğin doğrulamayan sapması “modern” hastalık kavramlarının (kimlik, aidiyet, ulus, vb.) kutsanmasını terk etmek gerekiyor. 

​Savaşın doğurduğu zorunlu göç-göçmen olma hâli yeni yaşanılan bir durum değil. Sadece ulaşım ve iletişimin hızlı olduğu bir dönemde olmamızın sorunu daha da görünür hâle getiren nedenlerden biri olduğunu düşünüyorum. Bu durum küresel boyutta rahatı yerinde olan devletlerin siyasal dengesini etkilemekte, aslında sorunun formunu buradan yola çıkarak adlandırmak gerekmektedir.

Diyarbakırlı olmanız, ele aldığınız konuyla ilişkinizi nasıl etkiliyor?

Sorun Diyarbakırlı olmak değil, başka bir kentte de yaşasan veya doğsan da coğrafyanın kendi kaderi ve gerçekliği vardır. Bu coğrafya Ortadoğu ise yapacak çok şey var demektir. Sanatçılar belleğini oluşturan coğrafyalarında yaşanan olaylardan, gelenek-görenek, toplumsal- bireysel değerlerden etkilenir, etki üretime yansır. Mesela sanat, kendi kaderlerimize, yazılana çizilene karşı mücadele etmeye devam eder. Ses çıkarır, “ben buradayım” der, uzatmaya çalışırız hayatı ve uzadıkça uzar hayat dışında kalan tüm dertler ve acılar.

Club Marvy’de izleyiciyle buluşan Gökyüzündeki Duvarlar, ele aldığınız konu ve formlarla kurduğunuz ilişkiye nasıl bir yaklaşım getiriyor?

Her sanatçının kendine has işlerini biçimlendirme ve kurgulama süreci vardır. Her sanatçı, herhangi bir durum, bakış açısı, kullanılan malzeme ve teknik olanaklar ile işi yeniden kurar. Bu süreci özgünlük ile açıklayabiliriz. Konularım herkesi “ilgilendiren”, rutin yaşamımızda her an başımıza gelmesi olağan ama aynı zamanda şoke edici görüntü ve yerleşmelerden oluşur. Sadece beni ilgilendiren değil, birçok insanı ilgilendiren son derece ciddi şeyler bunlar.

Atelier Marvy için Sessizlik adlı farklı boyutlarda duvara asılan nesneler çizdim. Yirmi beş kareden oluşan güvenlik kameralarının görüntülerini birbirinden bağımsız ve kopuk, sıralama olmaksızın storyboard şeklinde çizdim. Güvenlik kameraları güvensizlik ortamının kayıt cihazları olarak da düşünülebilir. Bu işleri birbirine bağlayan bir mekân yerleştirmesi yaptım.

​Hepimizin daraldığı zamanları düşünün. Gözümüz bir pencere arar. Bir çöküş anında ilk baktığımız yer kurtulabilecek bir aralıktır. Çevremizde sürüp giden olaylar örüntüsü ve buna bağlı değişen hayatların ivmesi ya da kendimiz, kendi içsel huzursuzluğumuz, kendi karanlığımız için ne yaparız? Bir çıkış arar dururuz kendi belirlediğimiz sınırlar içerisinde. Kendi duvarlarımızı yıkmadıkça etrafımızda örülen duvarlara sessiz kalmaya, bizi hapsetmelerine müsaade edeceğiz. Üzerimizde bir gök kaldı, ona duvarlar örmemek için yeryüzündeki duvarları kaldırmalıyız.

Gelecekte görebileceğimiz, üzerinde çalıştığınız projeler bulunuyor mu?

Şu an devam eden yurt dışı (Arlles, Berlin, Viyana) sergilerimin yanı sıra sezon başında New York Katonah Museum of Art’ta bir sergiye hazırlanıyorum. Akabinde Malta’da katılacağım bir festival ve son aşamaya getirip çekmeyi beklediğim projelerim var. Ayrıca Diyarbakır merkezli uluslararası bağımsız sanat alanı Loading için çalışmaya devam ediyorum.

Erkan Özgen

Çalışmalarınızda savaş, göçmenlik ve beraberinde gelen fiziksel-mental yıkımları görmek mümkün. Bahsi geçen konu başlıklarını video disiplini üzerinden ele alma nedeniniz nedir?

Öncelikle belirtmeliyim ki video üretimine 1998 yılında öğrencilik zamanlarımda başladım. Türkiye’de akademi eğitimi ne yazık ki resim, heykel ve özgün baskı gibi disiplinlerin dışına çıkmamakta. Okulda tüm öğrenciler gibi resim yapıyordum. Ama sürekli resimde eksiklik hissediyordum. Bu eksikliği video, enstalasyon ve fotoğrafın olanaklarıyla tamamladığımı söyleyebilirim. Videoyu taşınabilirliği, zaman ve mekânı, muhatapları birebir karşılaştırmayı sağlaması bakımından önemsiyorum. Son işlerimde de “göçmen” durumuna düşmüş insanların yaşadıklarını izleyiciyle buluşturmayı hedefledim.

Videolardaki mekân, zaman, kişi ve olaylar arasındaki ilişki, ele alınan konuya post modern bir bakış açısı getiriyor diyebilir miyiz? Konu ve videolardaki formlar arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?

Benim meselem yaptığım bir işin post modern veya modern bir bakış formuna sahip olmasından çok, yapmak istediğim şeyin dilini doğru malzeme, form, mekân ve zamanda üretip izleyiciyle buluşmasını sağlamak. Yaptığım videolarda zaman, mekân ve kişiler arasında güçlü bağlar olduğunu söyleyebilirim.

Yaşam deneyimlerinin olabildiğince geniş bir şekilde paylaşılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum, şu an Italya/Palermo’da devam etmekte olan Manifesta 12 Bienali için Kuzey Irak’ın Süleymaniye şehrinde bulunan Ashti Kampı’nda yaşayan Ezidi kadınları ile Purple Muslin 2018 adlı bir video yaptım. Savaşın doğurduğu şiddetin kadınlar üzerinde bıraktığı travmatik etkiye dikkat çekmek istedim.

​Aynı zamanda 14. Istanbul Bienali’nde gösterdiğim ve şu an Tate Modern’de gösterimde olan Wonderland adlı videoda rastlanan, Muhammed adında 13 yaşında küçük bir çocuğun yaşadığı vahşeti çoğumuz hayal bile edemeyiz. Dünyanın bir kısmı savaşın getirdiği yıkımla yüzleşirken, diğer tarafın gösterdiği ilgisizlik beni derinden etkiledi. Benim için belki de Muhammed'in yaşadığı bu görünmeyen ve duyulmamış vahşeti tüm gerçekliğiyle iletebilmesi önemliydi. Muhammed’in beden dili, herhangi bir başka dil formunu yetersiz ve önemsiz hâle getirdi. Mesajı, insanları savaşa karşı güçlü bir ses oluşturmaya motive edecektir. En iyi formun yaşadığı yeni mekânın ve yeni mekânda arkasında görünen “green”in temsiliyetidir.

Mardin doğumlu ve Diyarbakır’da yaşayan bir sanatçı olmak, işlediğiniz konuları nasıl etkiliyor?

Bütün dünya sanatçıları gibi ben de yaşadığım coğrafyadan etkilendiğimi söyleyebilirim. Sanatçı konuşmasında bir dinleyicim hiç fark etmediğim bir şeye vurgu yapmıştı. İlk üretimlerimin büyük kısmının doğduğum şehirde çekilmiş videolardan oluştuğunu söylemişti. Evet, o anda fark etmiştim. Bence önemli olan, sanatçının doğduğu ya da yaşadığı şehirden çok nasıl bir üretim dili olduğu ve üretimlerinin neler söylediğidir. Birçok işim kültürler üstü bir iletişime sahiptir. Görsel olanın kurduğu dil ilişkisi vardır. Dünyanın birçok yerinde gösterilmesinin nedeni de bu olsa gerek.

Kimliği belirleyen faktörler sizin için nelerdir? Göçmenlik, dünya vatandaşlığının farklı bir yüzü olabilir mi?

Benim için kimlik konusunda en önemli olan şey, yaşadığım yerde kimliğimi bana hatırlatacak tüm nedenlerin ortadan kaldırılmasıdır. Kimliğin hatırlatılması öteki kavramının çok etken olması ve şiddete davetiye çıkarmaktadır. O yüzden bir kimliği oluşturan formu kurmak ya da biçimlemek yerine kimliği ön plana çıkaracak nedenleri ortadan kaldırmak aciliyet arz etmektedir. Göçmenlik çağımızın ilk sosyal olayı değildir. Amerika’nın kuruluşuna bakmak lazım. 2. Dünya Savaşı’nın doğurduğu göçlere…

Club Marvy’de izleyiciyle buluşan “Zamanın Belleği”, ele aldığınız konu ve formlarla kurduğunuz ilişkiye nasıl bir yaklaşım getiriyor?

Atelier Marvy’de yaptığım ‘’Zamanın Belleği’’ adlı solo sergide iki video ve bir fotoğraf dizisi sergilemekteyim. “Zamanın Belleği” adlı videonun görüntülerini, Suomenlinna'daki PM / HIAP Safe Haven Helsinki Sanatçı İkamet Programı’ndayken çektim. Suomenlinna Adası UNESCO tarafından koruma altında. Adayı her gün binlerce turist ziyaret ediyor. Doğa harikası bir manzaraya sahip. Etrafında yüzyıl önce savaş amacıyla kullanılmış toplar var. Toplar kültürel değer adı altında UNESCO tarafından korumaya alınmış. Adaya gelen turistler toplarla hatıra fotoğrafları çekiyorlar.

​Yaşadığım coğrafya ile ada arasında bir bağ olduğunu gördüm. “Yaşadığım şehir Diyarbakır’da kullanılan toplarda, yüzyıl sonra UNESCO tarafından (SUR’da) koruma altına alınıp, masum bir kimliğe bürünecekler mi?”, “İnsanlar çocuklarıyla birlikte toplarla hatıra fotoğrafı çekecekler mi?” sorularının yanıtını arıyorum. Suomenlinna Adası’na gelen insanlar gibi Atelier Marvy izleyicisi de farklı coğrafyalardan gelen, günü birlik coğrafya ile ilişkilenen insanlardan oluşuyor. Zamansal belleğin buluşması diyebiliriz.

Gelecekte görebileceğimiz, üzerinde çalıştığınız projeler var mı?

Önümüzdeki Kasım ayında Barselona’da küratörlüğünü Hilde Teerlinck’in yapacağı solo sergim için hazırlık yapıyorum. Sergi Fundacio Antoni Tapies’de olacak. 

0
812
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle