05 TEMMUZ, CUMA, 2019

Sanatın Genç Yüzü: "Mixer Sessions IV"

Üç senedir sanatın genç ve yeni yüzlerini çok sayıda sanatseverle buluşturan “Mixer Sessions” sergi serisi, bu yıl dördüncü edisyonuyla izleyicilerle buluşuyor. Farklı disiplinlerden gelen 19 genç sanatçı arasında kolektif üretimleriyle dikkat çeken yeni isimler de bulunuyor. "Mixer Sessions IV" sergisi, 4 Ağustos’a kadar Mixer’de görülebilecek.

Sanatın Genç Yüzü:

Mixer galeri bünyesindeki seçici kurul tarafından belirlenen "Mixer Sessions IV" sergi seçkisi, 19 değerli çalışmayı izleyiciyle buluştuyor. Sergide Ahmet Fuat Gökmen, Ayşe Gürkaş, Aytuğ Aykut, Doğukan Tarancı, Fatih Güzel, Gizem Güler, Hajar Babazade, Hina Barlas, Hüseyin Aksoy, Lütfullah Genç, Merve Çetin, Nanda (Hande Özbakır- Gözde Şenakar), Naz Şeker, Özge Kahraman, Özge Kul, Soyhan Baltacı, Yekateryna Grygorenko, Yılmaz Bulut ve Zelal Özkan’a ait çalışmalar yer alıyor. Mixer galeri bünyesindeki seçici kurul üyelerinden Özhan Kakış, üç senedir devam ettirdikleri “Mixer Sessions”tan bahsederken, galerinin kurulduğu günden bu yana genç sanatçıları destekleme misyonunda Sessions serisinin önemine vurgu yapıyor. Özellikle farklı konu ve medyumları aynı potada eritmek istediklerini belirten Kakış, çok sayıda teknik ve sanatçıya da “Mixer Sessions” kapsamında yer vermenin onları destekleme yolunda önemli bir adım olduğunu belirtiyor. Kurulun dikkat ettiği bir diğer noktaysa akademik yıllarda kurulan sanatsal üretim birlikteliği oluyor. "Mixer Sessions IV" sergisinde yer alan Nanda (Hande Özbakır- Gözde Şenaka) gibi kolektiflerin seçici kurulu etkileyen önemli bir yaklaşım olduğunu belirten Kakış, bu tür birliktelikleri daha sık görmek istediğinin sinyallerini veriyor.

Geçtiğimiz senelerde olduğu gibi bu yıl da multi-disipliner bir yaklaşım benimseyen "Mixer Sessions IV", üniversitelerin sanat alanında eğitim almış ve/ya almaya devam eden öğrencilerine açık çağrı yoluyla destek olmaya devam ediyor. Ocak ve şubat aylarında başlayan Sessions seçmeleri, nisan sonunda yeni yüzlerini belirlemiş oluyor. Yalnızca lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin başvurabildiği Sessions sergilerinde, akademik eğitim seviyesindeki eşit dağılıma da oldukça dikkat ediliyor. Sergiler, belirli bir tema etrafında şekillenmiyor ancak seçici kurul üyelerinden Özhan Kakış’a göre kurulun o yıl için belirlediği isimler, aralarında anlamlı bir ilişki kurabileceğimiz ortak bir sergi temasını da kendiliğinden üretmiş oluyor. Her edisyona ait yerleştirme düzeninde hiçbir iş birbirinin önüne geçmezken izleyicinin eser ve alan arasında kurduğu aidiyet ilişkisiyse bu bağlamda daha güçlü bir hâl alıyor. Sessions sergilerindeki anlamlı bütünlükse yerleştirme düzeniyle sergi izleyicisinin kurabildiği sessiz ilişkilerle şekilleniyor.

​Mixer galeri bünyesinde yer alan Direktör Bengü Gün, Sanatçı İlişkileri Sorumlusu Özhan Kakış ve Proje Koordinatörü Emrah Çoban’dan oluşan seçici kurul, bu yıl izleyiciyle buluşan "Mixer Sessions IV" sergisinde, farklı kavramları yeniden şekillendiren somut ve soyut pek çok ögeyi multi-disiplinler yaklaşımlarla irdeleyen 19 sanatçıya yer veriyor.

İran doğumlu sanatçı Hajar Babazade, tuval ve kontrplak kullandığı ne! (2018) adlı işinde, dilin iletişim üzerindeki yeterliliğini sorguluyor. Çok yakın arkadaşlarına söylediği birtakım sözler üzerine yüzlerinde oluşan farklı ifadeleri tuvale aktaran sanatçı, sözlü iletişimde sıkça görülen yanlış anlaşılmalara aynı ifadeler üzerinden dikkat çekmeyi amaçlıyor. Politik söylemlerin hissedildiği düzensiz cümleler Babazade’nin somut yüzlerini çerçeve içine alırken sıkışmışlık hissini de beraberinde getiriyor. “Adil”, “demokrasi” gibi sözcüklerin kırmızıyla yazılması, küresel dünya algısının dil kavramında yarattığı muğlaklığı anımsatıyor. Pakistan doğumlu Hina Barlas, Türkiye’ye göç ettikten sonra deneyimlediği sosyo-kültürel değişimleri multi-disipliner yaklaşımlarla izleyicilere aktarıyor. Söz Uçar, Yazı da Kalmaz (2018) isimli çalışmasında göçle gelen kimlik bunalımı, aidiyet kuramama ve insan hakları gibi önemli olguları video disiplini üzerinden irdelerken, çalışmada yer alan yazılı bildirgenin uygulamada pratikte bulamadığı karşılığa dikkat çekiyor.

Hande Özbakır ve Gözde Şenakar birlikteliğinden doğan Nanda, kolektif üretimlerini iki yıldır sürdürüyor. Kesişim (2019) adlı yerleştirmede cam fanustan oluşan dört heykel, Haydarpaşa’dan alınan demir tozlarını dört ayrı formda sergiliyor. Kültürel birikimin getirdiği devinimli yapıyı mekân-boşluk ilişkisiyle irdeleyen ikili, bir bütün olarak büyüyen kültürün bir çığ gibi yükseldiği metaforundan hareketle Asya ve Avrupa’yı bir araya getiren İstanbul Haydarpaşa Garı’ndan ilham alıyor.

Lütfullah Genç, legoyu andıran Orta Doğu (2018) isimli seramik yerleştirmesinde Batı’nın Doğu üzerindeki hegemonyasına dikkat çekiyor. Batı’nın oyuncağı legonun Doğu’yu şekillendirdiği seramik yapı, bir tür mimari oluşumu beraberinde getiriyor. Sınırları belirlenmiş oyun alanında dışarı çıkmayan izleyici, bu kez sınırların şekillendirmesine maruz bırakılıyor. Legonun kubbeli yapısı Genç’in Doğu kavramını güçlendiren önemli bir unsurken, seramiklerde görülen kusurlarsa Akademik “doğru”ya tavır alan bilinçli bir yaklaşımı sergiliyor. Hüseyin Aksoy, Son Akşam Yemeği (2019) adlı eserinde Dengbej kültürünü konu edinirken Da Vinci’nin aynı adlı eserine bir atıfta bulunuyor. Aşık ya da halk ozanlarını andıran bir grup insanı Anadolu kültürünü çağrıştıran kurmaca bir sofrada buluştururken, yüzyıllardır süre gelen sözlü kültür aktarımına izleyiciyi de dahil ediyor. Aşıkların bahsettiği destansı anlatılar tuvale bağlı ses cihazından dinlenebilirken tüm ses kaydı yaklaşık olarak dört buçuk saat sürüyor. Ses kayıtlarının anonim olduğu biliniyor.

Aytuğ Aykut, Bazı Kurtların Sözleri Tatlı, Sütleri Zehirdir (2019) çalışmasında çocukken başka büyüdüğümüzde başka algılanan kurt kavramının, bireyin deneyimleriyle şekillenen algısal değişimlerine odaklanıyor. Tuval kenarında görülen hikâye sayfalarıysa sanatçının kişilik ve kimliğinde masalsı ögelerin önemini vurguluyor. Ahmet Fuat Gökmen İsimsiz (2017) üretiminde, sanatı kişiliğinin dışavurumu olarak tasvir ederken, eserlerindeki temel ögeyi doğadaki gerçeklik olarak tanımlıyor. Kimi zaman dönüştürülen kimi zamansa olduğu gibi kalan gerçeklik ögesi, sonu ve sınırı olmayan sanat disiplini içerisinde yeniden tanımlanmaya açık hâle geliyor.

Doğukan Tarancı görselleştirme ve bilgisayar programcılığını bir araya getirdiği çalışmalarında insan, ekoloji, kimlik ve melezlik ilişkisine odaklanıyor. Sergideki Mesaj (2018) adlı üretimi, son Kauai erkeğinin dişisine yaptığı çağrıyla amorf formların düzensiz hareketlerini video disiplini üzerinden bir araya getiriyor. Sanatçı, kullandığı form ve ele aldığı konularla düş-gerçek, ütopya-distopya gibi zıtlıklara uzanıyor. Fatih Güzel sürrealist tavırla yarattığı Rem (2018) çalışmasında bilinçaltı ve korkularının şekillendirdiği rüya kavramına odaklanıyor. Üç boyutlu üretim pratiğinde sanatçının rüya sahneleri izleyiciyle buluşuyor.

Gizem Güler, Doğanın Gizemli Çekiciliği (2018-9) çalışmasında kendi ürettiği kâğıt materyaller üzerinden modern dünyada sıkışan huzursuz bireyin özüne dönme arayışına odaklanıyor. Teknolojik yenilikler içsel çatışmaları yaratırken bireyin kaçabileceği tek alan doğa olarak tasvir ediliyor. Ayşe Gürkaş’ın Yakalamak Serisi (2018), iki boyutlu tuval yüzeyine üçüncü bir boyut ekleyerek bireyin hapsolduğu gerçeklik algısına sanal ortam üzerinden odaklanıyor. 3D filmlerde kullanılan gözlükler, bir dönem gerçeği temsil eden resmi bu kez dijital gerçeklikle sınamaya tabi tutuyor. İzleyiciyi anlık yanılgılara düşüren 3D görünümlü yaklaşım, bireyin gerçeklik arayışında sonu gelmez bir noktaya ve oradan kaçmak isteyen aynı bireyin özüne odaklanıyor. 

Özge Kahraman’ın Yeraltı Serisi (2019), sanatçının profesyonel olarak ilgilendiği mağaracılıktan ilham alırken keşfetmeye duyduğumuz ilgiyi mağaralar üzerinden izleyiciye aktarıyor. Karanlık ve tehlikeli olarak nitelediğimiz mağara imgesi, Kahmaran’ın işlerinde umuda açılan, aydınlık bir alan olarak tasvir ediliyor. Sanatçı, mağaralardaki keşfetme deneyimini noktalama tekniğiyle izleyicilere aktarıyor. Merve Çetin, Mikro evren serisi, Anomali (2019) çalışmasında dünyanın bilinmezliğini mikro yapılı canlılar üzerinden görünür kılmaya çalışıyor. Kök kavramını başlangıç kabul eden sanatçı, var olabilecek sonsuz başkalaşımları tuhaf, garip veya norm dışı yapılar üzerinden izleyicisine yansıtıyor.

Sergi sanatçılarından Naz Şeker Gelin Hamamı (2019) işinde, nesne-birey ilişkisine empati kavramıyla yaklaşıyor. Farklı malzeme kullanımı ve yalın anlatım tekniğiyle psikolojik ve sosyolojik konuları irdeliyor. Sanatçı deformasyon sürecinin eser üzerindeki etkilerini hiçbir müdahalede bulunmadan izleyiciye yansıtıyor. Özge Kul Yokluk Serisi (2019) ile tanımadığı aile fotoğraflarından hareketle zaman, mekân ve olay örgüsünü muğlak bir hâle getiriyor. Siyah-beyaz resmettiği kompozisyonlarda zamansal bir kırılma hissediliyor. Böylelikle sanatçı iki boyutlu yüzeye üç boyulu bir devinim kazandırıyor.

Soyhan Baltacı, Ayrı Bölge II (2019) adlı üretiminde insanın doğayla kurduğu yıkıcı ilişkiye dikkat çekiyor. İnsan-mekân ilişkisinde tahrip edilen doğa, Baltacı’nın canlı ve cansız maddelerinde açığa çıkıyor. Yekateryna Grygorenko, Gecenin Sonuna Yolculuk Serisi (2018)’nde, Freud’un tekinsizlik kavramından ilerlediği grotesk bir tavır benimsiyor. Eser, bedenin işlevsizliği ve beraberindeki muhtaçlığı sorguluyor. 2016 ve 2017’de ürettiği İsimsiz adlı eseriyle Yılmaz Bulut yas, ölüm ve travma gibi olguları sosyo-politik olayların hafızayla kurduğu ilişkiyle şekillendiriyor. Eserlerindeki katmanlı yapı, bellek imgesini çağrıştırıyor. Zelal Özkan Eskitemediklerim Serisi (2018-9)’nde kurduğu insan-mekân ilişkisinde, nesnelerin hafızayı şekillendiren sembolik değerine dikkat çekiyor. Nostaljik bir tavırla ürettiği resimlerde Özkan, çocukluk yıllarına ait arayışı sulu boyalarla yansıtırken, malzemenin müdahaleye izin vermeyişiniyse yitirilen bir geçmişle ilişkilendiriyor.

Sanatın genç yüzleriyle bir araya gelebileceğiniz “Mixer Sessioıns IV” sergisi, 4 Ağustos’a dek Mixer’de ziyaret edilebilecek.


0
3370
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle