28 ŞUBAT, PERŞEMBE, 2019

Organik Bir Doku Üzerine Kolektif Bir Diyalog

Heykel ve resim gibi iki plastik disiplin üzerine farklı form ve estetiklerde çalışan Günnur Özsoy ve Hasan Pehlevan’ın PG Art Gallery organizasyonu ile Galeri Işık Teşvikiye’de gerçekleştirdikleri “Organic Pattern” isimli sergileri kolektif bir üretimin temsili. Günnur Özsoy’un genel olarak mermer, bronz ve alüminyum gibi çeşitli malzemelerle çalıştığı soyut, amorf heykelleri ve Hasan Pehlevan’ın kentsel dönüşüm, kimlik ve aidiyet gibi konular üzerine çalıştığı soyutlama desenleriyle iki sanatçı paralel ve alternatif bir üretim sürecinde buluşuyor. 

Organik Bir Doku Üzerine Kolektif Bir Diyalog

Kolektif bir güdü ile çalışarak Günnur Özsoy’un soyut, yumuşak kavislerin hakim olduğu heykelleri üzerinde Hasan Pehlevan’ın geçişli çizgilerle oluşturduğu desenleri ve duvar resimleri üzerine iki sanatçının kurguladığı “Organic Pattern” sergisi, 13 Şubat - 2 Mart 2019 tarihleri arasında Galeri Işık Teşvikiye’de izlenebilecek. Sergi üzerine sanatçılarla sohbet ettik.

PG Art Gallery’nin heykel ve resim ağırlıklı olarak farklı disiplinlerde çalışan iki sanatçısı olarak tanıyoruz sizi. PG Art Gallery organizasyonu ile Galeri Işık Teşvikiye’deOrganic Pattern” isimli bir sergi yaptınız. Öncelikle böyle bir sergi yapma fikri nasıl oluştu ve süreç nasıl ilerledi?

Hasan Pehlevan: Aslında bu bir yıl önce tarihi belirlenmiş bir sergi planıydı. Bu sergi planı da Işık Üniversitesi’nden galerime gelen bir teklif üzerine oldu. Bir önceki sene bu mekânda PG’nin yaptığı bir sergi olmuştu. Işık’tan PG’nin yaptığı bu sergi üzerine tekrar bir organizasyon yapar mısınız diye geldi teklif. Galericim Pırıl Güleşçi Arıkonmaz da bu gibi projelerde biraz daha açık ve üretken olduğumu belirterek bu sergiyi benim üstlenmemi ve yapmamı istedi. Ben de sergi yapma teklifini kabul ettim ama sergi mekânı zaten dışarıdan görünen alan olduğu için içeriye pek kimsenin girmediğini görüyordum. Bunun üzerine de aklıma direkt duvar resmi yapmak geldi ve üç boyutlu bir heykel nasıl olur acaba diye de düşündüm. Bunun üzerine Günnur Özsoy ile toplantılar, görüşmeler yaptık. Daha öncesinde birkaç küratör arkadaşımızla konuşmalarımız da oldu. Küratör ile çalışarak mı ilerlesek diye düşündük. Ama sonradan serginin tamamen yalın bir dille anlatılması gerektiğine karar verince ya da sonuç öyle olunca bu süreçte daha çok kendi aramızda konuşarak süreci belirledik. Pattern ya da bazen benim desen olarak kullandığım birimi çoğaltarak ya da yan yana dizerek birim artı sistemde ya da sayısal olarak uzatınca ortaya yeni bir desen, bir imaj çıkıyor. Bu imajlarda benim genel işlerimden bir görüntü, algı ve yanılsama gibi bir izlenim ortaya çıkıyor. İşte ben heykelime hep bunu yapmak istemişimdir yani soyut bir formun soyut bir heykelde görünümü nasıl bir imaj yaratır kısmını hep merak etmiştim. Tek bir hareketi olan bir heykelin üzerine daha fazla hareket gelirse bunun etkisi nasıl olur? Artı oluşturabilecek mi yoksa risk oluşturacak mı diye düşünürken Günnur’un atölyesinde görmüş olduğum heykelin bu sergide olmasını istedim ve hatta sergiyi beraber yapalım dedim. Kendisi hem çok sevdiğim hem de çalışmalarını yakından takip ettiğim bir sanatçı.

Günnur Özsoy: Hasan’ın da bahsettiği gibi süreç aslında  böyle ilerledi. Birbirimizin çalışmalarını beğeniyle takip ediyoruz ve yakın arkadaşız. Birgün Hasan senin bir heykelini boyasam nasıl olur deyince bu ortak çalışma süreci de böylece başlamış oldu. Bu süreçte en önemli faktörler karşılıklı iyi niyet ve yaratıcılık. İkimiz de kendi alanlarımızda iddiali çalışmalar yapıyoruz. Bu projede kendi sanat anlayışımızda iddialardan vazgeçmeden üretimlerimizi birleştirdik, böylelikle Organic Pattern serisi başlamış oldu.

Hasan, peki sizce çalışma pratiğiniz ve kavramsal yöneliminiz açısından Günnur Özsoy ile nasıl ortak bir sanatsal düzlemde ve üretim pratiğinde buluşuyorsunuz?

H.P.: Günnur Özsoy’un farklı malzemeler ile ürettiği heykelleri her zaman fazlaca dikkatimi çekmiştir ve hep kendisiyle ortak bir şeyler yapmak istemişimdir aslında. Çünkü bir noktada kendimle onu bir bağda birleşik buluyorum. Atölyesine her gidişimde işlerine bakıyorum, işleri ile temasta bulunuyorum. Dönemsel olarak çok farklı heykelleri var ve farklı dönemlere ait görmediğim heykellerini her gördüğümde de etkileniyordum. Bu etki ve hayranlık üzerine birlikte bir sergi yapalım istedim çünkü Günnur ile birlikte bir sergi yapacak olmanın bana çok fazla şey katabileceğini düşündüm ve nereye gelebileceğimizi görmek istedik. Bu şekilde Günnur ile sergimizin oluşum süreci başladı. Zaten daha önceki sergisinde organik yapılar üzerinde de üretimler yaptığından dolayı benimle de konu pattern olunca serginin girişinde keskin düz hatlarda olan formlar, arka kısımlara doğru tamamen doğal bir forma dönüşmeye başladı. Heykelin de bir hücreymiş, organik bir yapıymış gibi kendini göstermesi ve hemen arkasındaki duvar resmiyle de konuşmasını dikkate alarak girişmeye koyulduk. Böylece birbiriyle iç içe geçmiş, entegre ve amorf yapılar içinde iki sanatçı tek üretim bazında bir sergi ortaya çıkardık.

Peki Hasan, Günnur Özsoy heykel yapıyor, siz diğer yapıtlarınızın yanında ayrıca duvar resimleri de yapıyorsunuz. Başka benzer formlarda, diğer farklı disiplinlerde de çalışıyorsunuz. Şimdi iki disiplinin buluştuğu noktada şöyle bir şey aslında görünür oldu. Heykellerin üstünde senin çizimlerin var. Buluştuğu yer bir noktada desenleriniz ama bir noktada da organik bir formun oluşmuş hâli. Heykellerin üzerinde bu organik desenleri yaratma fikri nasıl doğdu?

H.P.: Genel kavramsal tartışma ve konularım yapılar üzerine kentsel dönüşüm, yıkıma uğrayan semtler, sosyo kültürel olaylar. Şu an ki sergimde biraz da bundan kaçmak istedim. Stilize edilmiş bir şekildeki rahatlatan ve kendimi iyi hissettiğim gezdiğim bir yerden görmüş olduğum bir yapının üzerindeki paterni hep merak etmişimdir ve o patern üzerinde kafa yormuşumdur. Resimlerimde o paterni, tuval üzerinde renk, boyama ve birimler üzerinden nasıl bir etki ile yaratabilirim diye düşünen birisiydim. Bunun dışında dışarı çıkınca, tekrar sokakla iç içe olunca da -zaten galerinin kendisi de sokakla iç içe olduğundan- tekrar oraya bir resim koyma girişiminde bulunmak istemedim. Son sergimde de zaten resmi olabildiğince azaltmaya başladım. Yapıt anlatım biçimi en çok hangi disiplini destekliyorsa artık o disiplini göstermekten yana olmayı tercih ediyorum. Bu sergide ise mekân ve süreç açısından duvar resmi yapmak istedim. Sergide Günnur’un eserlerinden iki tane, bir büyük beyaz, bir tane küçük sarı heykel var. Bunlar sanatçının kendi pratiğiyle ilgili. Bana heykellerine dokunma ve üzerine herhangi bir doku, desen çalışma konusunda sınırsız izin verdi. Mesela çoğu sanatçı böyle bir şeyi belki onaylamaz ya da onaylayınca ortaya birbiriyle konuşmayan bir iş de çıkabilir. Ama biz bunu ön görüyorduk, işin iyi olabileceğini ön görebiliyorduk. Benim işim duvardaki bir desenin uygulama şekliydi. Orada da bir heykel üzerinde de olması gerekti ve bir tarafta da yok olan bir duvar resmi sergide görünür oldu.

Günnur peki sizin için Hasan ile birlikte çalışmak, ortak bir paydada deneysel bir alanda buluşmak ve “Organic Pattern” isimli bir sergide kolektif üretmek nasıldı?

G.Ö.: Ben kişisel alanımda titiz ve incelikle çalışırım ancak diğer sanatçıların üretimleri, çalışma pratikleri de her zaman dikkatimi çeker. Bu nedenle Hasan ortak bir sergi açma ve birlikte bir yapıt üretme fikri ile geldiğinde, Hasan’ı da çok sevdiğim için fikre çok sıcak yaklaştım. Hasan ile “Organic Pattern” sergisinde ortada buluştuğumuz alan desen ve amorf olan formlardı. Bu açıdan benim heykellerim üzerinden Hasan’ın organik desenler ile çalışması aslında benim de heykel üzerinde bunu deneyimliyor olmam enteresandı. Çünkü heykel üzerinden her zaman form ve estetik araştırmalarımı sürdürürüm, bu açıdan heykelimi yeni bir form ve desen algısı içinde görmek besleyici oldu. Birlikte çalışırken, sergiyi ortaya çıkardığımız süreçteki görüşmelerimiz de iki sanatçının yan yana gelip tartışma, fikir birliğine varma ve yeni bir şey üretmesi açısından hem eğlenceli bir süreçti hem de oldukça dinamik ve geliştiriciydi.

Peki Günnur sizin için farklı disiplinlerde kolektif bir biçimde birlikte çalışma ve üretme sürecinizin, kişisel pratiğinize olan yansımaları nasıl oldu, bundan söz eder misiniz?

G.Ö.: Ben kişilik olarak insan severim ve farklı yapıların içinde olmaktan çok hoşnut olurum, dolayısıyla kolektif çalışmalar da hoşuma gider. Eğer ahenkli birliktelikler olursa, örneğin Hasan ve benim buluşmamız gibi, bunun çok etkili sonuçlar verdiğini düşünüyorum. Ayrıca günümüzde kolektif çalışmaların çok yükseldiğini de düşünüyorum. Her alanda olduğu gibi sanatta da birlikte hareket edebilmek çok geliştirici ve çoğaltıcı. Ortak bir sergi ya da yapıt üzerinde çalışırken her sanatçı birbirinin üretim pratiğini gözlemleme ve kendi pratiği için yeni bir edinim kazanma şansı da yakalıyor. Üretim açısından pozitif bir diyalog hâli kurarken, bir diğer yandan da yeni sınırlar ve birliktelikler görüyorsunuz. Bu açıdan daha önce de söylediğim gibi kolektif üretim birlikte çalışma ve üretim pratiği açısından geliştirici bir şey ve deneysel bir alan.

Hasan siz duvar resimleriniz hakkında konuşurken silinmesi ve yok olmasından, sadece bu sergi için yapıldığından söz ettiniz. Burada ilginç başka bir şey de var aslında, sergide biçim ve estetik üzerinden kalıcılıkla geçicilik arasında da bir bağ kuruyorsunuz. Bu açıdan bir duvar resminin silinmesi nasıl bir konu peki? İzleyici buna nasıl yaklaşıyor?

H.B.: Sol LeWiit’in de duvar resimleri vardı ve bu resimler bir yere yapılıyor ardından yok olduktan sonra asistanları o işin bir daha yapılabilme telif hakkını alabiliyorlar. Benimkinde böyle bir şey yok mesela. Sokaktaki bir festivalde, bir etkinlik veya tamamen etkinlik olmayan dışarıya yapılan bir duvar resminde işin başına ne geleceğini hesaplayamazsınız. Kapanabilir, bunun riskini de alarak yapıyorsunuz. Bu mekân sonuçta bir galeri ve bundan sonra başka bir sergi daha olacak. O duvar resmi de diğer sergi öncesi kapanacak yani duvar resmini yaparken bunun bilincinde yapıyorsunuz aslında. Bunun daha kalıcı olması gerektiğini düşünseydim başka bir şey yapardım. Galerinin sokakla iç içe olmasından dolayı mekân “beyaz küp” dediğimiz galeri algısının dışında. Böyle olunca da sergilemeyi düşündüğümüz yapıtları ona göre de belirledik. Beyaz küp gibi bir mekân olsaydı klasik heykel ve resimlerimi koyabilirdik. Ama mekânı aslında sokak olarak gördüğüm için Günnur’un heykelleriyle, onun da pratiğinin olduğu bir üretimle sokak ile aynı hissi taşıyan bir mekânsal sergi yapmak istedik. Ama bu müdahale edilmiş ve biraz estetize edilmiş durumda. Bundan sonraki bir projemde doğada bulmuş olduğum bir taşı boyayacağım. Mesela taşın formu daha doğal, daha organik olacak. Sadece onun üzerine daha keskin hatlar çizeceğim ve bunu fotoğraflayacağım, o orada kalacak belki de yok olacak gidecek. Ama buradaki tamamen pratik olarak sanatçının üretimiyle ilgili bir şey.

Sergiyi oluştururken nasıl bir diyalog hâlindeydiniz?

H.P.: Ben Günnur’un sanatsal olarak üretim, form anlayışını kişilik olarak ve yapıtlarıyla çok bir görüyorum. Daha profesyonel bir yaklaşımdan ziyade benim Günnur’a yaklaşımım tamamen içsel bir durum. Acaba böyle içsel sergilerden çok mu uzak kaldık diye de kendime çok soruyorum. Çünkü hep güncel bir konuyu tartışıyoruz ve sanatçı hep bir şeyi değiştirme ve iyileştirme peşinde. Sanat ile bir şeyi değiştirme çok arabesk ve kitsch hâle gelmeye başladı. Hatta kendim de soruyorum artık sanatın ya da yapıtın bir şeyi değiştirme gücü var mı diye. Ama bu cevapları ararken aslında düşünmemiz gereken şu konu da var daha samimi ve içten şeyler acaba bize ne katabilir? Yani ben şu anda bu sergiden dolayı kendimi psikolojik açıdan çok iyi hissediyorum çünkü mutlu bir şekilde bir şeyler yapmak istedim ve bunun için destek almak istediğim insanın egosuyla karşılaşmadım. Yani bunun yanında kendi egomu da yenmiş gibi oldum. Yani bu sergide Günnur’un bana kattığı şey bu. Birlikte çalışınca iyilikle güzel bir şey ortaya çıkıyor.

O zaman serginin özütü aslında şu; form, estetik, sanatsal algı kadar insanların birbirlerine karşı olan yaklaşımları, içtenliği…

H.P.: Evet, uyumluluğu yani. Bizim yarattığımız sergide bu uyumluluğu herkes görebilir. Hatta iki kişinin olmadığını da görenler var. Sadece bu Hasan ya da bu Günnur mu diyebiliyorlar. İkimizin birlikte yaptığı bir iş değil tek bir iş ortada. Sergi bir kişiye aitmiş gibi görünüyor yani, tamamen iş birliği yaptığımız tek bir kişi hâline gelmişiz gibi.

Peki son olarak birlikte projeler üretmeye devam etmeyi planlıyor musunuz?

H.P.: Elbette, birlikte çalışmaktan çok keyif aldığımız ve beslendiğimiz bir süreçti bu. Devam etmesi kişisel programlarımız dışında da ayrıca düşündüğümüz bir şey.

G.Ö.: Pratiklerimizi geliştirecek her aşamada birbirimizle severek ve keyifle çalışmayı planlıyoruz.

0
3398
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle