30 TEMMUZ, SALI, 2019

Normal ve Anormalliğin Sorgusunda Bir Üretim Döngüsü

Üretimlerinde kendi oluşturduğu çeşitli organik-yarı organik deneysel malzemeleri ve Kombucha mantarlarını kullanarak, kavramsal çerçevesi “normal”, “anormal” ve “anomali nedir?” konuları  temelinde özetlenebilecek, pratiği biyosanat özelinde yoğunlaşan bang. Prix 2019 sanatçılarından Nergiz Yeşil ile sohbet ettik.

Normal ve Anormalliğin Sorgusunda Bir Üretim Döngüsü

Nergiz Yeşil’in bang. Prix 2019’da yer alan “Aynı Köken Farklı Türler” başlıklı yeni serisine ait yerleştirmesi Diğer Olası Normaller; kümülatif yapılı olması ön kabulü ile tarih yazımının göreceliğine ve epistemolojiye alternatif bir zihinsel gerçeklik ortaya koyarak eleştiri getiriyor. Spekülatif kurgusal türün doğuşunu simüle etmek üzere oluşturulan yerleştirmede kullanılan “kombucha” kültüründen elde edilen “kurbansız deri” olarak da nitelenebilecek biyolojik materyal, fermantasyon yoluyla sanatçı tarafından, kendi atölyesinde üretildi.

Biyo sanat ile yolların nasıl keşişti?

2012 yılında ilgilendiğim kavramlar beni materyalimi kendim yapmaya teşvik etti. Üretimlerimi gerçekleştirmek için organik- yarı organik bir tür hamurlar hazırlıyordum ve deneysel olarak oluşturduğum bu malzemelerle her seferinde rastlantısal sonuçlar elde ediyordum. Malzeme doğası gereği oluşturulduktan sonra dış etkenlerden etkilenerek başkalaşıp son aşamada toz zerreciklerine dönüşüyordu. İnsandaki doğum-yaşam-ölüm döngüsüne benzer bir döngü izliyordu. Normal-anormal-anomali nedir sorularıyla ilgilenirken faydalandığım kaynaklarda şöyle bir ibareye rastlamıştım: Zaman ve mekân bağlamında yaşamsal faaliyetini devam ettiren herhangi bir canlı formunun “normal” kabul ediliyor olması. Eğer bir canlı “anormal” ise zaten bu mekânsal bağlamda yaşamsal faaliyetlerini devam ettiremeyip ölüyor. Dolasıyla çevremizde gördüğümüz her canlı yaşayabildiği sürece zaten “normal”. Toplum, çoğunluğu “normal”,başkalaştırdığı azınlığı ise “anormal” olarak atfetmiştir. Bu ön kabullerin yine insan üzerindeki yaptırımları, üretimlerimde birtakım organizmalar hazırlamayı ve onların da yaşam süreçlerini “normal” atfedip bir yandan da insanların tanımladığı “anomalik” formalarla birleştirerek sergilemeyi gerektirdi. Şimdi geriye dönüp baktığımda bu çalışmalar için “biyosanat” tanımlaması yapabiliyorum.

Anomalik form nedir?

Anomalik form kısacası çoğunlukta olmayan fiziksel farklılıklar için kullanılan bir tanım denilebilir lakin bence anomalik form söz konusu değil. Altını çizerek belirtmek isterim ki yaşamsal faaliyetlerini devam ettirebilen canlılar bilimsel açıdan “normal” kabul ediliyor. Biz onları anormal addediyoruz. 

 Kombucha mantarını nasıl keşfettin?

Aslında kombucha 2000 yıllık bir geçmişi olan bir çay ve içeriğinde mantarın kullanılması için çok derin çalışmaları olan bir malzeme. Kombucha ile tanışıklığım Belçika’da aldığım bir ortak proje teklifinin araştırması sırasında gerçekleşti. Epistemolojiye eleştirel bir tavırla spekülatif bir tür oluşturma fikri türün nesnel gerçekliğini de üretme fikriyle birleştiği noktada önem taşır hâle geldi.

 Kombucha mantarı senin sanatınla nasıl birleşiyor?

Bir kavramı nasıl anlatacağımı malzemesinin nasıl olacağını kendim icat ediyorum. Konum değişim başkalaşım ölüm ile ilgiliydi ve kullandığım malzeme de yarattıktan, üretildikten sonra değişip başkalaşıp ölüyordu. Biraz bizim gibiydi. Oradaki kavram buradaki kavramı çağırdı. Niyetim ikili bir var edişti, kombucha benim ihtiyacımı tam da burada karşıladı. Tabii ki hâlâ araştırmaya ve deneylere devam ediyorum. Spekülatif türün var edilişi ile ilgili bütün sorumluluğu ben alıyorum. Bu sorumluluğu üretimsel açıdan paylaşmak için ilerleyen zamanlarda başka bir canlıyla iş birliği yapma isteğindeyim. Güzel sanatlar kökenli olduğum için bilim insanlarıyla iletişim hâlinde ilerliyorum.

Bir sanat eserinin kalıcı olması önemli bir konu. Ölüm dedin, doğmak dedin dolasıyla senin yaptığın sanat üretimi doğuyor, gelişiyor, büyüyor ve günün sonunda ölüyor. Sanat nesnesinin tüketilmemesi için yaptığın bir şey var mı?

Sanatın fikri bir kalıcılığının peşinde olduğunu düşünüyorum. Kendi üretim özelinde, ürettiğim nesne fikri bir kalıcılık, değişim ya da gelişim sağlamıyorsa, sorgulamaya yol açmıyorsa o sanat nesnesinin üretildiği malzeme bazında kalıcı olmasının pek bir önemi de bence yok. Bu benim yaşadığım ya da benden sonraki dönem için de geçerli. Bahsettiğim koşulları sağlamayan bir üretimin doğaya zarar vermeden çözülmesini tercih ederim. Nesne üzerinden değil ama fikir üzerinden bir kalıcılık arayışı bahsettiğim.

Kullandığın malzemeyi hazır nesne olarak tanımlıyor musun? 

Pek sayılmaz, her eser için kombuchadan yeni bir mantar üretiyorum. Üretilen her mantar benim sağladığım koşullar dolayısıyla biricik.

 Kombuchayı nasıl üretiyorsun? 

Aslında herkesin kolaylıkla internetten ulaşabileceği açık bir bilgi bu. Kombucha anasının fermantasyon başlatmak için dezenfekte edilmiş cam kap içinde çay ve şeker ile beslenmesi minimalinde günler boyunca fermantasyon süresini kontrol ettiğim bir süreç geçiriyorum. Yedinci günde içilebilir kıvamda oluyor ancak ben besleme zamanlarına müdahale ediyorum, biçimlerini değiştiriyorum daha deneysel şeylerle uğraşıyorum çünkü amacım sağlıklı bir likit elde etmek değil. Deneysel süreçler de geçiriyoruz; az ve aşırı besleme, boya ile müdahale, fermantasyon sürelerini değiştirme, kurutma ve form verme biçimlerini çeşitlendiriyorum ve tüm bunlar sonucu doğrudan etkileyen müdahaleler. 

Takip ettiğin sanatçılar kimler? 

Tabii ki biyosanat ile uğraşan sanatçılara bakıyorum neler yapıyorlar diye ama bu benim üretim süreçlerimi etkileyen bir unsurlardan biri olmadı. Eduardo Kac’tan bahsetmeden geçmemek gerekir sonuçta “biyosanat” kelimesini literatüre ekleyen sanatçı. Yine bu alanla ilgili etik konusunu konuşmak gerekiyor. Üzerinde çalışılanın canlı olduğunu gözden kaçırmadan -bitki ya da hayvan- melezlemeler, mutasyonlar, çeşitli müdahaleler üzerine düşünmek gerekir. En azından bilimi sınırlayan etik çerçeveyi faydacılığın sınırlarını belirlemek noktasında biz de sanat nesnesi üretirken kullanmalıyız. 

Yeni formlar mı yoksa yeni türler mi yaratığını düşünüyorsun? Eğer yeni türlerse de evrime müdahale ettiğini düşünüyor musun?

Ben spekülatif bir tür iddia ediyorum. Bütün sanat pratiğimi alt üst eden bir dönem geçirdim. Bugün gördüğümüz bildiğimiz mutlak bilinç dediğimiz bütün zamanları kapsayan mikro ve makro boyda algılayabildiğimiz her şeyin dışında bir sanatçı için yaratmak mümkün değil. Yaratmak kelimesini orada biraz yanlış kullanıyoruz gibi geliyor, sanatçı aslında bir şey yaratmıyor-yaratamıyor. Var olanlar arasından bir seçki yapıyor.

​Salt bilgiye ulaşmamızın da mümkün olmadığını düşünüyorum. Her aktarımda bilinçli ya da bilinçsiz şekilde müdahale ediliyor. Aslında burda tarih yazımının göreceliğinden de bahsediyorum. Örneğin Göbeklitepe’deki keşif ile birlikte bildiğimiz insanlık tarihi alt üst oldu. Bu değişimin mevcut tarih yazımını yeniden şekillendirdi. Bu bağlamda benim yaptığım üretimler değişken gerçeklik süreçlerine ve sonuçlarına gönderme yapıyor. 

Hegel’in felsefesine göre biz var olduğumuzda her şeyin bilgisi vardı sonra realize oldu doğa ortaya çıktı bu antitez oldu, sonra tez, sentez ve antitezden de doğada o bilgiler bilince ulaştı. Sen de diyorsun ki o türlerin bilgisi vardı doğal olarak ortaya çıktı ve bende bilincini buldu? Yarattığın canlıların kendi bilinçleri var mı? Yoksa yarattıklarının bilincini kendinde bulunduğuna mı inanıyorsun?

Ürettiğim organizmaların -müdahaleli -varoluşları var diyebiliriz ama bilinçleri yok, bilinçleri bana ait çünkü kurgusal. Sağladığım çevresel şartlardan ayrıldıktan sonra nesne bazında küçük değişimlere uğrayabilirler. Üretim benim müdahalelerim ile başladığı için nesne benden bağımsız olmayacaktır, değişecektir ama bana dair referansları saklayacaktır.

0
5526
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle