17 OCAK, SALI, 2017

Mükemmel Olanın Rahatsız Ediciliğinde Kaybolmak

Yonca Karakaş, insan zihninin zaman içindeki gelişim sürecine ve dayatılan dogmalara odaklanan “Şeylerin Anatomisi” adlı ilk kişisel sergisiyle 21 Ocak-25 Şubat tarihleri arasında Pg Art Gallery’de sanatseverlerle buluşacak. Çalışmalarında gerçek ve gerçek dışı arasındaki ince çizgide dolaşan sanatçı; kullandığı çerçeve içinde etler, şekerden haçlar, dev ıstakozlar, donut'tan kolyeler, kusursuz tenler, göz temasıdan kaçınan android ve soğuk karakterler ve klonlama ile kendi oyun alanını yaratıyor. Karakaş ile yeni sergisi, ütopik karakterleri ve üretim pratiğini konuştuk.

Mükemmel Olanın Rahatsız Ediciliğinde Kaybolmak

Geçmiş serilerinde rüyalarını fotoğraflarına aktardığını okumuştum. Bu nasıl bir süreç ve deneyim? Kişisel serginde de rüyalarından ilham aldın mı?

Günün ilk saatlerinde rüyalarımı hatırlayabiliyorum ama sonra hepsi silinip gidiyor. Aklımda kalan görseller benim açımdan övgüye değer ise çizip saklıyorum, sonra zaten fotoğraflarda kullanıyorum. Aslında sizden beslenen ama "sizden bağımsız bir veri" olarak görme yanılgısına düştüğünüz için çok daha çekici oluyor; büyütüyorsunuz gözünüzde. Bana kalırsa zaten bu yüzden rüyalarımızı anlatıyoruz. Diğer taraftan “sadece rüyadan besleniyorum” gibi bir durum söz konusu olamaz; edindiğiniz bilgi, aldığınız eğitim, yaşadığınız aile, izlediğiniz ve dinlediğiniz şeyler yani etrafınızı saran her bilgi ile iletişim içersindesiniz. Tek bir noktadan beslenmek gibi bir durum pek de mümkün değil. Kısacası demek istediğim şu ki; aslında rüyalar bizden besleniyor biz onlardan değil. Bu yüzden kişisel sergimde de rüyalarımdan değil biriktirdiklerimden ilham almış olabilirim.

İlk bakışta pastel renklere hakim, sakin ve huzurlu görünen karelerin aslında dikkatli bakıldığında yüksek dozda bir iç gerilimin de habercisi. Sence izleyicinin bu gerilimi hissetmesinin sebebi ne? 

Üzerine pek de düşünülmemiş bir tercih olarak fotoğraflarımda bu gerilimi sürekli görüyorum. Bunu tercih ederken ya da yüzlerce karenin içersinde tam da o gerilime sahip bakışı seçerken neyi düşündüğümü ben de bilmiyorum. Sanırım bu biriktirdiklerimin dışarıya çıkma hali oluyor.

Mükemmel olanın rahatsız ediciliğinde kaybolduğumuz bir çizgin var. Karakterlerin bilmediğimiz bir gezegenin, sıra dışı varlıkları gibiler. Kim bunlar, nasıl tanımlarsın karakterlerini?

"Birilerine işaret etmiyorlar aslında, tanıdık değiller, bizleri anımsatıyorlar ama biz değiller, çünkü bizim gibi düşünmüyorlar ama yeryüzünün tüm bilgisine sahipler. Bu yüzden güvenilmez oldukları kesin" gibi bir cevap ilginç olabilirdi belki ama bu değil. Sadece etrafımda gördüğüm sıradan insanları nasıl görmek istediğim ile ilgili bir durum bu. Var olan rutinden sıkılmış olmalıyım ki değiştirme gereği duyuyorum, bu yüzden kişisel sergimde etrafımdaki kişileri çekmeye çalıştım. Kendim de dahil anatomik olarak müdahale edilmiş tam 14 kare…

21 Ocak’ta Pg Art Gallery’de açılacak olan ilk kişisel sergin “Şeylerin Anotomisi” insan zihninin zaman içindeki gelişim sürecine ve dayatılan dogmalara odaklanıyor. Serginin çıkış hikayesi nedir?

Ergenlik çağımda bir gece x-files izledikten sonra korkudan uyuyamayınca televizyonda Slavoj Zizek'in bir belgeseli ile karşılaştım. Zizek her zamanki hararetli tavrı ile bize ait olan normları sorgularken bir yandan evinin içinde yürüyor, bir yandan da kendi mutfağına ait çekmeceleri açıyordu. Mutfak çekmecesinin içinde Zizek'in çorapları ve tişörtlerini görüyorduk, ardından yatak odasına geçip ve bu kez de oradaki dolapları açarak mutfakta bulunabilecek tabak ve diğer nesneleri bize yatak odasının dolabında gösteriyordu. Zizek durmadan konuşuyordu "Normal nedir? Buna neden ihtiyaç duyuyoruz? Burası benim evim ve ben bunu istiyorum". Zizek ilerleyerek bu kez oğlunun odasına girip oynadığı oyunu kameramana gösteriyordu. Küçük çocuk legolardan bir krallık kurmuş ve krallığın başına da iki karakter koyarak oyununa devam ediyordu ve Zizek devam etti: "Gördüğünüz gibi oğlumun kurduğu krallıkta tek bir lider yok ve hatta yakından bakınca bunların erkek değil iki kadın olduğunu da görebilirsiniz. Belki bu şekilde de ilerleyebiliriz, belki de daha mutlu oluruz" bu kısa görüntüleri izlerken rahatlamıştım çünkü zaten zihnimde var olan şeyi Zizek’le onaylamıştım. Tabii bu “bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti” demem gibi bir yanılgıya sebep olmasın. Bu çok saçma! Zaten sizde var olan düşüncenin başkası tarafından size tekrar yansıtılması gibi bir şey bu.

Bu yüzden sergime ait belirli, ana hatlarda keskin bir çıkış noktam ya da büyük bir mesajım yok. Sergide rutin olanın dışında bir durum hali ve bilinen normların dışında ölçüt bozukluğu, tekrarlar, klonlama gibi şeyler görebilirsiniz.

Kurduğun absürt gezegende çerçeve içinde etler, şekerden haçlar, dev ıstakozlar, donut'tan kolyeler ile karşılaşıyoruz. Günlük objelere metaforik anlamlar yüklüyorsun. Üretiminin hikaye, kurgu ve çekim aşamaları nasıl gerçekleşiyor?

Çekime dair aklımda bazı şeyler beliriyor, bunları taslak halinde çizip daha sonra bununla ilgili bir alışveriş yapıyorum. Resim gibi aklıma geleni çizebildiğim bir alanımın olmasını çok isterdim çünkü bazen hayal ettiginiz şeyin aslında pek de kolay bulunabilecek bir şey olmadığını görebiliyorsunuz. Mesela sadece domuz başını tam iki gün aradım çünkü her yerde bulunmuyor.

Her şeyi sahneye yerleştirdikten sonra çoğu zaman önceden hazırladığım taslaktan çok uzaklaşıyorum, o an sahneye bakarken aklıma daha farklı kurgular geliyor. Bu yüzden çekim çok uzun sürüyor, sanırım insanları çok yoruyorum. Bilmiyorum, belki de sahneyi kendi katharsis alanım gibi düşünüyorum, içimden geleni yaparak, sonrasında yaptığım şeye bakarak kendimi tanımaya çalışıyorum.

Kusursuz tenler, göz temasından kaçınan android ve soğuk karakterler bu serginde de karşımıza çıkıyor. Duyguları aldırılmış gibi görünen soğuk ve donuk bedenlerin bize anlatmak istediği nedir?

"Şey" kelimesi felsefede aslında “hiçlik” olarak da belirtilir, bilinmeyeni işaret etmek için kullanılır. Ömer Hayyam üçüncü dereceden bilinmeyen denklemlerle ilgili yazdığı bir eserinde bilinmeyen rakamın yerine Arapça'da "şey" anlamına gelen kelimeyi kullanmıştır. Daha sonra bu eseri diğer dillere çevrilirken İspanyolca'ya "Xay" olarak geçmiştir. Ve bu kelime ilk harfine indirgenerek bilinmeyen rakamın simgesi "x" olarak kullanılmaya başlamıştır.

Bedenlerin bize anlatmak istedikleri mükemmel bir mesajları yok, çünkü mesaj kaygısına girecek kadar kaotik bir evrende yaşamıyorlar ve zaten aslında yaşamıyorlar da. Bu yüzden serginin adı "Anatomy of Things". Bu yüzden çevremde bana yakın olan tanıdığım insanları anatomik olarak değiştirerek kendilerinden uzak başka bir forma sokup yabancılaştırdım.

Kullandığın objeler, kurguladığın mekânlar, yarattığın karakterlerle 'gerçeklik' algısını irdeliyorsun. Gerçek olan ve olmayan arasındaki çizgiyi nasıl tanımlıyorsun?

Gerçeklik dediğimiz şey yaşadığımız dünya, içinde bulunduğumuz sistem ve bağ kurduğumuz kişilerle birlikte günün getirdiği illüzyon aslında. Kısa süreli ve sonlu. Bu yüzden pek ilgimi çekmiyor. Bu nedenle gerçek olanla olmayan arasında somut ve sert bir çizgi yok bence. Tüm hayatımızı küçük ekranlar karşısında oluşturmaya çalışıp, bu şekilde duygularımızı ifade ederek, karşı koymak istediklerimizi de tam da bu noktaya yerleştirdiğimizde tüm gerçeklik iç içe geçmiş oluyor zaten. Değişmiyor ve ilerlemiyor.

Üretimlerinde dijital manipülasyon kullanıyor musun? Bu tekniği karelerinle nasıl harmanlıyorsun?

Fotoğraf çektiğim için photoshop kullanıyorum, yaptığım işin en sevdiğim yanı da her şey bittikten sonra bilgisayarımın başına oturup dilediğim yerlere dokunmak ve değiştirmek. Çünkü o anın aslında henüz bitmediğini ve hâlâ devam ettiğini görüyorum.

Yonca Karakaş

Yakın zamanda gerçekleştireceğin projeler arasında neler var?

Zihnimi tamamen özgür bırakabileceğim ve kendim olmaktan çekinmeyeceğim yepyeni fotograflar çekiyor olacağım.

*Yonca Karakaş, “Şeylerin Anatomisi” adlı ilk kişisel sergisiyle 21 Ocak-25 Şubat tarihleri arasında Pg Art Gallery’de sanatseverlerle buluşacak.

0
4712
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle