28 HAZİRAN, CUMA, 2019

“Mesele Yalan ve Gerçeklerden Çok Daha Önemli”

Erdal Duman, artSümer Galeri’de gerçekleşen dördüncü kişisel sergisi “Dünya Ne Düz, Ne Yuvarlak: Tam Bir Silindir” ile 24 Mayıs tarihinde izleyiciyle buluştu. Sanatçının önceki çalışmalarında kendisini hissettiren post-truth kavramı, bu kez silindir dünya metaforuyla günümüz politikası üzerinden öznenin yeri ve buradaki rolün etkinliğini sorgulayan kurgusal bir gerçekliğe kapı araladı. Küresel dünya, iktidar ve medya algısındaki muğlaklığa yerleştirme düzeniyle de dikkat çeken sergi, 13 Temmuz’a kadar artSümer Galeri’de ziyaret edilebilecek.

“Mesele Yalan ve Gerçeklerden Çok Daha Önemli”

İktidar, medya ve ideoloji kavramları üzerinden sergide yaratılan gerçeklik, günümüz hakikatleriyle yeniden yorumlanıyor. Bilinen ve dayatılan bilgi algısında öznenin dayanılmaz hafifliği post-truth kavramıyla gün yüzüne çıkarken, yaşadığı dünyayla kurduğu sessiz ilişkiyse Erdal Duman’ın işlerine çarpıcı bir biçimde yansıyor. Sanatçıyla sergi üzerine sohbet ettik.

Eserlerinizde küresel dünya algısına silindir formda bir yaklaşım, uzay kıyafetleri içerisinde bedensel yapılar ve motif biçiminde işlenen ülke bayrakları görmek mümkün. Bahsi geçen formlarla ele aldığınız konu arasında nasıl bir ilişki bulunuyor?

Sergi başlığı olarak kurduğum “Dünya Ne Düz Ne Yuvarlak: Tam Bir Silindir” ifadesini bir metafor olarak kullandım ve bu metaforda oluşan anlamın var olan gerçekliğin kendisine bir saldırı olarak, yeni bir alternatif biçimden öte yeni bir gerçeklik olarak sundum. Sergide de bu alegorik anlamı biçime dönüştürdüğüm silindir dünya modelleri yaptım. Bu iş ve diğer işler de serginin alt okumasında yatan post-truth kavramıyla birleşiyorlar. İddiamı öne sürerken nesnel bir gerçekliğe dayandırmadığım bu ifademi günümüz politikası ve kitle iletişim ağıyla ilişkilendirerek ortaya koyuyorum. Hakikatin maharetli ellerle deforme edilmesi, ortadan kaldırılması, sündürülmesi ve boşalanın yerine konulanın kitleler tarafından koşulsuz karşılık bulması tam da post-truth dediğimiz bir durum. Sergiyi kurgularken fark ettiğim bir mesele de hakikate yapılan her müdahale ve sündürülen her gerçekliğin, aslında özneyi yavaş yavaş ortadan kaldırıyor olması. Özne, bu aşamada yer çekimsiz bir gezegende oradan oraya savrulan varlıklara dönüşüyor. Dolayısıyla onun yaşadığı gezegen de artık bu dünya değil, tercih ettiği, ettirildiği silindir bir dünya olmalı. Bu aşamada sergide yer alan figürler ortaya çıktı diyebilirim. Yeni bir gerçekliğin yeni özne modellerini tarif ediyorum. Bu modeller artık bu gezegende değil bambaşka bir yerde yaşayan, kendi coğrafyasındaki meseleleri görmezden gelen varlıklar. İşin diğer tarafı, artık her şey olağan çıplaklığıyla açıkça yaşanırken ve bu durumun teknik olarak da görülebilmesinde hiçbir mâni olmamasına rağmen, yine de sesinin çıkmamasıdır. 

Post-truth kavramı, Türkçedeki anlamıyla hakikat ya da gerçek ötesi olsa da her iki kavram birbirinden oldukça farklı. Bu farklılık serginizde nasıl yorumlanıyor?

Buradaki iki kavram arasındaki farkı belirtmek oldukça önemli. Gerçekliğin algılanması ve ortaya çıkan bilginin değerlendirilmesi hiç şüphesiz coğrafyalar arası, çağlar arası farklılıklar gösterdiği gibi kişiden kişiye de değişen bir durumdur. Gerçeklik dediğimiz zaman o dönemin yaygın inanışının paradigmaları belirleyici olduğu gibi koşullar ve bilimsel keşiflerin de düşünce sistemimiz üzerinde etkin bir rolü vardır. Dolayısıyla burada gerçeklik dediğimiz şey değişen, dönüşen ve daha çok tekil durumlarla alakalı bir faaliyetken hakikat sonrası olarak tanımlanan durumsa gerçek olarak ortaya konulmuş bir olgunun belli çevrelerin çıkarı uğruna manipülasyona uğratılması ve gerçeklik dediğimiz düzlemin sündürülmesidir. Bu hâliyle hakikat sonrası dediğimiz durum daha çok propaganda diline yakın olan ve bir mesnede ihtiyacı olmayan sonuçtan çok araçsal bir durumu ifade ediyor. Sergideki yorumsa hakikatin maharetli ellerle eğilip bükülerek yok edildiği ve öznelerin sarı gözlükle dünyayı algıladığı bir zamanı anlatıyor.

  • Teorem / theorem, 2018, 110x365x60 cm
  • Şu anda buradasınız, 2019, 64x80x20 cm

Şu anda buradasınız, 2019, 64x80x20 cm

“Post” ön eki sonradan gelme anlamında zamansal bir sonra ve öncekinin yerini alma anlamında ideolojik bir sonrayı kapsıyor. Çalışmalarınızı iki nokta üzerinden nasıl değerlendirirsiniz?

Posth-truth alternatif bir gerçeklikten öte yeni bir gerçek sunuyor. Daha önce dediğim gibi bunun için bir dayanağa da ihtiyacı yok. Post-truth, burada yaşandığı iddia edilen olayın daha en başında sonuç üzerinde etkisinin ne olacağı üzerinden hareketle, sonradan oluşacak durum için araç olarak kullanılan stratejik bir hamleyi kapsıyor. Bahsedilen sonraki hâl önceki durumla ilgisi olmayan, bundan sonra hakikate ihtiyaç duyulmaması, başka bir deyişle “hakikatin yerini inanılan birliğin” almasıdır. Amaç kitleleri belli bir akış içerisinde ve bir olaylar dizisi içerisinde kurgulayarak konumlandırmaksa önceki verili olan bükülmüş gerçekliğin nasıl işleyeceği ve nerelere gideceği de bellidir. Hakikat sonrasında, sonda olan başlangıçta bilinir ve ona göre de noktalar belirlenir. Yani koca bir savaş gemisi okyanusta giderken mavi yolculuğa çıkmadığı kesindir fakat olaylar dizisi öyle kurgulanır ki biz o koca gemiyi göremeyiz bile. Bunun için, öncelikle bu fikri kitlelere kabul ettirmek adına söz konusu strateji politikaları da belirler. Sonrasında gelişmiş bir teknolojiyi, sağlam bir ekonomiyi ve pazarını oluşturur. Bu amaçla da dev fabrikalar inşa eder, teknolojinin en ileri boyutlarını kullanır, bilim insanlarını, mühendislerini, işçilerini seferber eder. Süreç ilerlerken kitleler de bir şekilde duruma ortak edilir ve onlar da bu gizli anlaşmayı kabullenirler. Savaşın üretim şekli ve araçları gizlendiği gibi nedenleri de gizlidir ya da öyle davranılır. Sonuca yaklaşıldığında ise ölüm kaçınılmazdır. Kitleler hiç tanımadığı insanların hayatları üzerinden kendilerine vaat edilen yaşamı arzular.  Gelinen aşamada ölen de öldürülen de yüce kavramlar etrafında toplanır. Tek bir şey eksiktir, binlerce insanın ölümünü meşru zemine taşıyacak olan o yüce anlam. Aslında o yüce anlamın da bir önemi yoktur. Her şey baştan bellidir. Gerekli bir neden bir şekilde bulunur, olsa da olur olmasa da.

Bir önceki sergimde yer alan İnsandaki Cevher Dünyaya Bedel (2017) isimli çalışmada, poşetlerin içine 4300 gr ağırlığında metal talaşı doldurdum ve metal rafın alabildiği kadar poşeti raflara yerleştirdim. Her poşetin içindeki metal talaş miktarı bir kaleşnikof marka tüfeğin ağırlığındaki metale eşit ve toplamda 1 tonun üzerinde demir cevherini taşımıştım. Bahsettiğim şey buradaki duruma benziyor, eğer bir savaş uçağı gemisi yapacaksanız sebebini değil de sonucu daha önceden planlayıp sonuca kadarki olan süreci bir sihirbaz gibi yönetmek gerekiyor. Zira hakikatin görünmesi şapkadan çıkan tavşan kadar heyecanlı olmadığı gibi can sıkıcı bir tarafı da barındırır. Yani 1 ton demir cevherinin silah için madenden çıkarıldığı an ve onun üzerinden Irak’ta nükleer deneme yapıldığı yalanı, bir savaşın başlama sürecinin kusursuz yönetilmesiyle başarıya ulaştı. Bu hâliyle post-truth, olayların başlangıcı ve sonuyla aynı noktada diyebilirim. 

  • İnsandaki Cevher Dünyaya Bedel (2017)
  • Perdelik Amerikan Bezi, 2018, 166x170x60 cm
  • Sırtından gömleğini alırlar, 2019, 98x82x21 cm
  • Dünya ne düz ne yuvarlak tam bir silindir, 2019, 33x53x22

Dünya ne düz ne yuvarlak tam bir silindir, 2019, 33x53x22

Eserleriniz, gerçeklik-bilgi ilişkisinde öznenin rolüne nasıl yaklaşıyor? Antik Çağ’da her şeyin ölçütü özne, günümüz enformasyon ağında gerçekliği nasıl şekillendiriyor?

Sergideki çalışmaları yaparken bir taraftan da sergi üzerine düşüncelerimi not ederim. Bazen uygulama esnasında serginin katmanlarını oluşturan cümleler çıktığı gibi bazen de cümle çalışmanın kendisi oluyor. Bu sergide hakikate yapılan saldırının temelde neyi yok ettiğini fark ettiğimde meselenin yalanlar ve gerçeklerden çok daha önemli olduğunu hissettim. Asıl tehlike sündürülmüş bu gerçeklikle ve popülist politikalarla ele geçirilmiş öznenin, olgu ve olaylar karşısındaki sessizliği olacaktır. Garip olansa aklıyla, teknolojisiyle, bilimiyle, sanatıyla felsefesiyle ve politikasıyla tarihi buralara kadar getirmiş rasyonel öznenin, öznesiz bir dünyada kendi fanusunun içinde yaşayan canlılara dönüşmesidir. Bu sergi şu soruyu sorar: “Özne, ne oldu da nasıl ve ne zaman bu dünyayı terk etti? Ve bir gün ona tekrar ihtiyaç olduğunda bu dünyaya yeniden gelebilecek mi?"

Bu sorular ve varsa cevaplarının, sergide tartışmaya açtığım ve anlamaya çalıştığım durumu açıklayacağını düşünüyorum. Özne-nesne ve hakikat ilişkisi içinde düşününce Platon’un mağara örneği üzerinden birkaç şey söyleyebilirim. Platon, mağara duvarına yansıyan gölgelerin dışardan gelen bir ışık kaynağının nesnelere çarpmasıyla oluştuğunu ve bu nesnelerin hakikat olduğunu söyler. Bu gölgelerin asıl mevcudiyeti ve hakikati mağaranın karanlık diplerinde değil dışarıdadır. İnsanın, mağaranın dışına çıkarak ışığın geldiği tarafta, varlığın kendisiyle karşılaşması sonucunda özgür olabileceğini ve bu sürecin de çok kolay olamayacağını ifade eder. Varlık hakkındaki bilgiyi iki farklı evrene koyar. Duyularla ve algı yoluyla kavrayabildiğimiz nesneler bu dünyada gölgeler olarak karşımıza çıkarken, akıl yoluyla bilgisine ulaşabileceğimiz idealarsa başka bir yerdedir. Platon bu öğretide çerçevesini oluşturduğu İdealar Kuramı’nın temellerini de yalın bir şekilde açıklamıştır. Bu durum en temelde nesne hakkında çeşitli manipülasyonları doğurabilecektir. Yani özne, bir tür paradigma içerisinde algı yaratılarak kurgulanır. Bu çerçeve içinde Platon’un mağara öğretisinde öne çıkan düşünce, öznenin nesneye tabi olduğu ve bu doğrultuda yaygın biçimde kabul gören teoriler ve hayata uygulanan pratiklerin, politikaların, inançların ve yasaların da özneye bir tür dayatma olarak sunulduğudur. Nesne karşısında pasif konumlanan öznenin farkında bile olmadığı boş bıraktığı rasyonel tarafını artık başka bir güç ele geçirmiştir. Nesneye egemen olan iktidar ele geçirdiği kitleye istediği propagandayı yapabilme gücünü kazanmış böylelikle kitle, bu durumda kendisine yöneltilecek her türden manipülasyona ve eyleme açık hâle gelmiştir. Sonuç olaraksa aynı kitle kendi iktidarını yaratmış ve inisiyatifini teslim etmiştir. 

  • Özne ne oldu da nasıl ve ne zaman bu dünyayı terk etti ?, 2019, R:56x10 cm
  • Madun, 2019, 46x15x14 cm
  • Madune, 2019, 48x18x30 cm
  • İnsandaki Cevher Dünyaya Bedel (2017)

İnsandaki Cevher Dünyaya Bedel (2017)

Çalışmalarınızda sınırlarla bölünmeyen veya bir noktaya işaret eden dünya algısına rastladığımızı düşünüyorum. Bu yaklaşım, kaynağı belirsiz bilginin toplum, devlet ve medyada yarattığı muğlaklıkla ilişkilendirilebilir mi?

Evet, doğru; sınırlarla bölünmemiş, birbirinden farkı olmayan hayatlar. Bir yerde duyduğum bir söz var tam da bu aslında: “Yoksulluğun kokusu her yerde aynı”. Bu anlamıyla baktığımda bu dünyada yaşayan büyük bir çoğunluk için sınırları olmayan tek bir dünya algısı var ki bu sefaletin kader birliğidir.

Ülkeler arası bir sınırın olduğu, birbirinden farklı inanç ve ırklara sahip olduğumuz doğru, ekonomilerimiz farklı, kültürlerimiz apayrı. Fakat durum öyle bir noktaya getiriliyor ki bu farklılıklar nedeniyledir ki insanlık kendinden olmayanı yok etmeye bu kadar istekli hâle getirilmiştir. Bu aşamada sorunuzdaki kaynağı belirsiz bilgi ya da post-truth olgular devreye giriyor. İktidar ele geçirdiği kitle üzerinde istediğini yapabilme gücünü kazanabilmiş ve bu güç onun propaganda aygıtı olan medya olmuştur.


Serginizdeki çalışmaların yerleştirilme düzeni oldukça ilgi çekici. Bu bağlamda irdelediğiniz konu ile yerleştirme düzeni arasındaki ilişkiden bahseder misiniz?

Sergide ortada yer alan işin adı teorem, diğer işler bu çalışmaya yaslanıyor ve serginin omurgasını oluşturuyor diyebilirim. “Dünya Ne Düz Ne Yuvarlak: Tam Bir Silindir” dediğimde yalandan yeni bir gerçeklik üretmiş oluyor ve bu post-truth olguyu günümüz politikasıyla ilişkilendiriyorum. Silindir dünya biçiminde metaforik olarak kast ettiğim, bir taraftan silindir gibi insanların üstünden geçen yanıyla kumaşlı işlerle ilişki kurarken diğer taraftan da gerçekliğe yaptığı saldırı sonucu özneyi ortadan kaldıran yanıyla sergideki günümüz özne modelleriyle ilişkilendiriyor oluşum. Ve serginin en sonunda ortaya çıkan bir cümle tüm meseleyi bir yerde toparlıyor. Öznenin yitimi ve tekrar gelip gelmeyeceğine dair bir soruyla bitiriyorum. Bu sergi sürecinde bana arta kalan bu soru oldu diyebilirim, cevabı hep birlikte göreceğiz.

Son olarak, güncel açıdan üretmeyi hedeflediğiniz veya üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz var mıdır?

Üretmeyi düşündüğüm bir çalışma yok fakat post-truth kavramı üzerinden yeni bir şeyler söylemeyi istiyorum. Geriye dönüp daha önceki işlerime baktığımda parça parça bu puslu durumdan bahsetmişim. Şimdi ise mesele benim tarafımdan daha net bir hâl aldı.

*Erdal Duman’ın artSümer Galeri’de gerçekleşen kişisel sergisi “Dünya Ne Düz, Ne Yuvarlak: Tam Bir Silindir”, 13 Temmuz tarihine dek ziyaret edilebilecek.

0
1795
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle