11 KASIM, CUMA, 2016

Keskin, 'Rubik Küpü'ne Zarar İmgeler

Sarah Morris'in 21'nci yüzyıl post-modern uygarlığının sözde doğasını mimari ve semiyolojik bakışla eleştiren sanal dilli, geometrik ve anarşik yapıtları, 4 Aralık'a değin İstanbul Dolapdere'deki Dirimart'ta. Morris düzgünken bile isteye bozulan birer Rubik küpüne benzeyen akıl üstü yapıtlarını hayranlıkla izleyenlere şu uyarıda bulunuyor: "Bir nevi işbirlikçi haline geliyorsunuz. Daha büyük bir sistemin parçası haline geliyorsunuz ve resimler de sizi bu ağ içinde ele geçiriyorlar. Onlar sizden büyükler, sizi kuşatıp, yutup, akabinde gerisingeri itiyorlar. Bu yönüyle her birini sizin hafızanızdan başlayan büyük bir resmin fragmanları olarak da alabilirsiniz." 

Keskin, 'Rubik Küpü'ne Zarar İmgeler

Amerikalı çağdaş sanatçı Sarah Morris, kendi içinde duygusal ve kavramsal karşıtlık içeren sancılı ama bereketli başlığıyla, "Hellion Equilibrum" sergisini İstanbul Dolapdere'deki Irmak Caddesi'nde yer alan Dirimart'ta 4 Aralık'a değin izlenime sunuyor. Sergi, beraberinde sanatçının kolajları ve resimlerinin yanı sıra galeriye ev sahipliği yapan binanın dördüncü katında da Tuhaf Sihir isimli, 2014 tarihli bir video düzenlemeyi getiriyor. Bu dört buçuk saatlik film, temelini Frank Gehry imzalı Louis Vuitton Vakfı binasından alarak, kapitalizmin Fransızca 'rubik küpü'nü düzgünken alaşağı eden bir kavramsal sarhoşluk ve farkındalık saçıyor.

Morris'in Dirimart'taki sergisi, hesap ve hesapsızlığı buluşturan bir kente, New York ve İstanbul'a yaraşır bir ruhsal ikizlik içeriyor. Morris'in farklı tarihlerde eleştirel bir yaklaşımla betimlediği maddi ve manevî dünya halleri, sanatçının son üç yıllık üretimini harmanlıyor. Morris'in Abu Dhabi'de gördüğü Panama bandıralı bir ticari geminin isminden hareketle açtığı sergisinde, kullandığı karakteristik iç cephe boyası üzerinden, 'iliştirilmiş' emek ve sömürünün renk skalasını da başdöndürücü kompozisyonlarla tecrübe etmek mümkün oluyor.

Sarah Morris, yapıtlarında çağdaşlığın özdeşleşmesi ve daha sonradan da içinden çıkılması, kurtulunması güç peyzajlarını gözler önüne seriyor. Bizi hem güven, hem de esaret içinde tutan bu uyuşturucu, geometrik ve anarşik 'örgü'ler, izleyiciyi kendi iktidarlarına dayanıklılıkla sınıyor. Keza Sarah Morris de yapıtlarındaki propaganda ruhunu yalanlamıyor.

Yapıtları Guggenheim'dan MoMA'ya, Tate Modern'den Stedelijk Müzesi'ne bir çok koleksiyonda yer alan sanatçıyla bir aradaydık.

  • ©Işık Kaya
  • ©Işık Kaya
  • ©Işık Kaya
  • ©Işık Kaya

©Işık Kaya

Sergiye dahil olan video yerleştirmenizi üretmeye sizi sevk eden kim veya ne oldu?

Ben film üretmeye başladığımda genellikle belli alanların ürettiği tutkuya yoğunlaşan biriyim. Belli insanları bir araya getiren, onları belli temalar üzerinde düşünmeye sevk eden konular bunlar. Ama aynı zamanda da kendimi belli noktalara yerleştirerek bakış açımı da ortaya koyan konular. Böylece benim de böylesi durumlar içinde nasıl konuşlandığımı ortaya çıkaran meseleler, sözünü ettiğimiz. Tamam, belki de ele aldığım konunun nasıl göründüğüne dair belli bir önyargı bende bile olabilir; ama ben genellikle konuyu ele aldığım vakit onun hayal ettiğimden ne kadar daha ileriye gittiğini görerek bunu şaşkınlıkla karşılıyorum. Ama son kertede, tekrar etmek gerekirse belli bir önyargıya sahip olmakla birlikte, ben de o durumlar içinde ne tecrübe edeceğimi öngöremiyorum. Bu yönüyle filmlerde önemli ölçüde emprovizasyona / kendiliğindenliğe yöneliyorum da denebilir.

Peki bu video yerleştirme için neden Dolapdere'deki lüks bir bina katı seçildi?

Strange Magic isimli bu video yerleştirmemi, Susanne Paget'nin bir davetiyle, Paris'teki Louis Vuitton Vakfı'nın yeni müze projesi üzerine görsel yaratıcılığımı ele alma önerisi üzerinden ürettim. Bir yönüyle kurumsal eleştiri çalışması da denebilir bu işe. Bununla birlikte yeni binanın kavramsal kimliğini de gözler önüne sermeyi amaçladım. Bu binaya sermayenin nasıl aktığını görselleştirmeyi hedefledim. Bu binayı neyin yarattığını yansıtmayı gözettim. 

Kendinizi post-modern bir dikizci olarak gördüğünüz oldu mu ?

Strange Magic'de gördüğünüz şampanya, parfüm, moda ürünleri gibi unsurların hemen tümü, nihayetinde kimyevi organiklik içerdiği kadar, kapitalist bir anlayışla markalanan, patentlenen 'şeyl'ere de bürünmüş bulunmakta. Bunlar, Fransız dediğimiz şeylerin birer yansıması olarak da alınabilirler. Bu açıdan ulusalcılık adına propagandanın da yeni bir biçimi, ihraç olunan refah olarak dahi görülebilirler. Hatta 12 yaşındaki çocuk imgeleri bile buna dahil edilebilir. Tüm bu unsurlar bir araya gelerek refah ekonomisine dayalı bu fantezinin üretimine el veriyorlar. Böylece uzamları işgal eden bu öğeler bir süre sonra birer vektör gibi davranmaya başlıyorlar. Hepsi ihtiyaçlarımızı tayin ediyorlar. Ama aynı zamanda inanılmazlıklarını bize akıtmayı sürdürüyorlar; yani elimdeki şu şampanya, beni işgal ediyor. Aynı zamanda çok güzel şeyler de bunlar... Bu yönüyle Eyfel Kulesi de tüm hantallığı ve çirkinliğine karşın çevresine acaip bir etki yayıyor. İşte ben de Louis Vuitton Vakfı'ndan böylesi bir davet alarak bu işi ürettim. Ve kendimi birden bir deste iskambil kartıyla 'Solitaire' oynayan biri gibi buluverdim. Oturup hangi kartlar üstünden oyun kuracağımı düşündüm. Böylece birer tayin edici nüve olarak seçtiğim belli kurum ve alanların üzerindeki bu işgal halini de yorumlama imkânım oldu. Bu durumun aynını, izlediğiniz resimlerle de yaşamanız mümkün. Zira onlar aynı bozukluğun öteki yüzüne tekabül ediyorlar. Resimler aynı zamanda bir nevî monopolün suretleri olarak alınabilirler. Belli alanları, kurum ve alanları işgal edişleri üzerinden yansıtıyorlar. 

Yani bu 'parça' resimlerle ne kadar hemhal olursak, onların o denli tutsağına dönüşüyoruz ?

Bir nevi işbirlikçi ve daha büyük bir sistemin parçası haline geliyorsunuz, resimler de sizi bu ağ içinde ele geçiriyorlar. Onlar sizden büyükler, sizi kuşatıp, yutup, akabinde gerisingeri itiyorlar. Bu yönüyle her birini sizin hafızanızdan başlayan büyük bir resmin fragmanları olarak da alabilirsiniz, evet. 

  • ©Işık Kaya
  • ©Işık Kaya
  • ©Işık Kaya

©Işık Kaya

Bir sanatçı olarak mimarlık ve matematiğe bakışınız nedir ?

Mimarlığı sinemasal bulurum. Bir mazerettir mimarlık. Bir geçittir. Zamana ve düşünebilmenin öteki türlerine uzanan bir yol. Matematik, resimlerimde hayli yer etmiş bir mevzudur, işlerimdeki duruşun müsebbibidir, ama derhal o duruşun da ..kip atılmasının asıl sorumlusudur. Herhangi bir şeyi dizmek, ona simetri katmak ve ardından tam da buna rahatsızlık verici müdahalelerde bulunmak. Keza İstanbul sergim “Hellion Equilibrium” da tam olarak bu imkânsız bir aradalığa, çelişkiye gönderme yapan, çifte önermeli bir başlıkla izleniyor. İşlerimdeki akıldışı fantezi düzeyi, göze ilk görünen olası düzene her daim galebe çalagelmiştir. Tuvallerim benim için, son derece kudretli ve tutkusal etkiler taşır. Bazen mükemmel olmamakla birlikte, yan yana gelip beni karşılarına aldıklarında kendimi bir domino setinin karşısında hissettiğim olur. Her halûkârda onları dizen benim elbet, ama onların devrilmesine müsaade veren de, yine benim işte. Bu yönüyle bu benim için çok eğlenceli bir oyuna da benziyor. Hatta Münih'te bu ruhu taşıyan yeni bir film çektim ve filmde Alexander Kluga'ya rol verdim. Bu filmi şubat ayında izlenime sunacağım. Filmde kendisiyle Hamburg'daki Filarmonik sahnede bir söyleşi yapıyoruz. 

İşlerinizin görsel biçimiyle renkler arasında karşıt bir verimlilik ilişkisi mi var?

Evet aslında var bazen, ama benim için renk manipülasyonun bir yolu, kendimi ve ötekileri kastederek söylüyorum. Renklerin kurumsal kimlik veya ulusal kimlikle, endüstri ve psikoloji ile ilişkisi üzerine çok yoğun düşünüp üreten biri oldum. Ürünlere bahşedilen renklerin bizler üzerindeki etkisi üzerine yoğunlaştım, kahve kupaları, kibrit kutuları, kullan at nesneler ve bina cepheleri, hepsi bir araya geldiğinde bazen farkında olarak olmayarak çok şeye hizmet edebildiği gibi, birbirlerinden de ayrılıyor. 

Size komünizm, anarşizm ve kapitalizmi görselleştirmenize dair bir istekle gelsek?

Aklıma ilk olarak bayrak (komünizm) gelirdi. Bayrak benim için silaha dair, kışkırtıcı bir imge. İkinci olarak (kapitalizm) insanların üzerlerindekileri çıkarıp sıyırdığı postmodern bir imaj olurdu. Yeni endüstrileşmeye dair düşünürken, aklıma yine günümüz kapitalist dünyasındaki kadın işgücü yoğunluğu gelirdi. Sanırım hepsinin ortak noktaları, belli bir fikrin propagandasını yapabilmek uğruna ürettikleri sembolizmle açıklanabilir. İşlerimdeki yapboz maharetinin en güzel yönü de bu aslında, neyin propaganda olup olmadığından emin olamama halimiz. Yani gerçekten jestüel mi bu imgeler? Bakın hiç sanmıyorum, keza Revlon Şirketi gibi erken dönem işlerime baktığınızda, bunların doğrudan hiç de ilgili kuruma gönderme yaptıklarını söyleyemeyiz. Tabii ki benim Revlon ile hiç bir alakam yok. Benim orada yapmaya çalıştığım şey, tıpkı bu kurumlar ve onlar gibilerin yaptığı üzere, kendi kimlik mekânımı ortaya koyabilmek, kendi "Park Avenue"mi, "Fifth Avenue"mi, kendi "Madison Avenue" mi ve nihayetinde kendi propaganda biçimlerimi.  Son olarak geçenlerde, Barbara Kruger'ın Donald Trump ile ortaya koyduğu The New Yorker dergisi kapağını görme fırsatı buldum. Gerçekten komikti. Doğrusu birçok sanatçı beni etkilemiştir. Warhol, Kruger, Richter, Prince gibi... Tüm bu büyük sanatçılar kendi propaganda alanlarını mevcut gerçeklik alanının içine konumlandırmışlardır. Yeni bir şey yapmakla iş bitmez yani, önemli olan senin yaptığın yeninin mevcut ve bugüne dek üretilmiş yeniler yanında nasıl bir yeni önermeye sahip olduğudur. 

  • Parallax Studio
  • Parallax Studio
Parallax Studio

Kamusal alanda üretime yaklaşımınız ne ?

Kamusal alanda sanat üretimine karşı büyük bir ilgi ve sempatim var. Geçen yıllarda yarım düzine işe imzamı attım ve yakın gelecekte de Miami Art Basel'in düzenlendiği sergi merkezinin cephesine ve Toronto'da bir metro istasyonuna işlerimi sunacağım. Sanatın kamusal alandaki varlığı genellikle beklendiği, umulduğu gibi sonuçlanmıyor ve beğenilmediği için kötü addedilebiliyor. Ama her şey olması gerektiği gibi yapıldığında, sonuç fantastik olabiliyor.  

Sanat eleştirisinden beklentiniz ne ?

Genel olarak teori veya eleştiri olsun olmasın, yaptığım tüm okumalardan büyük beklentilerim olur. Birçok sanat yapıtı gördüm, çoğu dergilerde oldu, büyük bölümü müzelerde ama en çok da yayınlanan kitaplardan, sanat tarihinden öğrendim sanatı. Dolayısıyla beklentim çok yüksek

0
1660
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle