28 EYLÜL, CUMA, 2018

Güzeli Arayan Heyecanlı Bir Yolculuk

Köy enstitülerinin olduğu yıllarda resme olan tutkusu ve yeteneği keşfedilen Mustafa Ayaz, orada aldığı eğitimle başlayan sanat yolculuğunda 50 yılı geride bıraktı. Soyut sanatla başladığı çalışmalarına kadın ağırlıklı figürlerle devam eden Ayaz’ın günümüze uzanan sanat yaşamı, İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nin ev sahipliğinde tüm sanatseverlerle bir araya geliyor. 24 Eylül’de açılan “Mustafa Ayaz Retrospektifi”, 3 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek.

Güzeli Arayan Heyecanlı Bir Yolculuk

Köy enstitüleriyle başlayan sanat yolculuğunda, güzeli aramanın heyecanıyla birçok değerli esere imza atan Mustafa Ayaz, sanat dünyasında 50 yılı geride bıraktı. Ayaz’ın 50 yıllık değişim ve dönüşümlerini eserleriyle izleyici karşısına çıkaran “Mustafa Ayaz Retrospektifi” adlı sergi, İş Sanat Kibele Sanat Galerisi ev sahipliğinde açıldı.

Kurulumu dört gün süren sergi 100’ün üzerinde eseri barındırıyor. İş Sanat Kibele Sanat Galerisi sergi vesilesiyle ilk defa mutfağını açtı ve fotoğraflarda da görebileceğiniz gibi bizi kurulum aşamasına tanık etti. Bankanın vermiş olduğu bir düzen sistemi galeride de hissediliyor zira her şey milim milim ölçülüyor, eserler paletler üzerine konuluyor, eldiven kullanılmadan eserlere dokunulmuyor. Sezonun ilk sergisi olmasından da kaynaklı herkes heyecanlı, İş Sanat yetkilileri ara ara ofislerinden çıkarak galeriye göz ucuyla bakıp her ana şahit olmak istiyorlar.

​Bizler de Mustafa Ayaz’ın soyuttan figüratife evrilen sanatsal yolculuğunda ele aldığı konular ve kullandığı formlar üzerine konuşma fırsatı yakaladık. Güzeli arama heyecanıyla günümüze taşıdığı sanat eserlerini sanatçıdan dinlediklerimizle yorumladık. 

Sanat kavramını; aşk, yaşama sevinci ve geleceğe yönelik isteklerinizi plastik değerlere dönüştürmek olarak tanımlıyorsunuz. Bu bağlamda, sanata bakış açışınızla ele aldığınız konu ve kullandığınız formlar arasındaki ilişkiden bahseder misiniz?

Dikkatimi çeken her türlü nesnel ve düşünsel konular benim ilgi alanım. Özellikle kadın duruşu ve oturuşu resme ilk başladığımdan bu yana ilgimi çekmeye devam ediyor. Sanatta konu sadece bir bahanedir. Asıl önemli olan sanatçının yorumudur. Yapıtlarımda renk, çizgi ve formların çelişkisi yeni bir sentez oluşturuyor.

Sanat hayatınıza soyut dışavurum ile başlamışsınız. Soyut sanattan figüratif sanata geçmenizde etkili faktörler nelerdir? Bu geçiş ve süreci, ele aldığınız konuya nasıl bir yaklaşım getirdi?

Öğrencilik yıllarımda, Çapa’da resimlerim figüratifti. Gazi Üniversitesi’nde hocamız Adnan Turani’nin etkisi ile soyuta yöneldim. Daha sonra figürler bir perdenin arkasından adım adım görünecek şekilde ortaya çıktı. Bende “Mustafa Ayaz tarzı” diyebileceğim bir anlayış, 1970’lerde başladı. Daha sonra, yaşama ve deneyime koşut olarak bu tarz gelişti ve bugünkü duruma geldi. Tıpkı bir insanın doğuşu, çocukluğu, gençliği, orta yaşı gibi... Bunlar doğal gelişme ve değişmelerdir.

Değerli desen ustalarından Adnan Turani’den öğrendiğiniz ve devam ettirdiğiniz desen geleneğinizde hangi duyguları işliyor, onları nasıl aktarıyorsunuz?


Rahmetli hocam Adnan Turani’den çok şey öğrendim; çalışma heyecanını, okuma alışkanlığını, boya kültürünü, en çok da desen çalışmayı. Ancak sanat olarak ben kendi yolumdayım, o kendi yolunda. Benim desenim ile Turani hocanın deseni çok farklı.

Karadeniz halkını, özellikle kadın figürlerini öne çıkaran yapıtlarınız bulunuyor. Yapıtlarınızdaki kadın erkek ilişkileri ve güçlü kadın figürünü Karadeniz bağlamında ele almak konuya nasıl bir yaklaşım getiriyor?

Yöre figürü değil, benim kendime göre yarattığım kadın figürünü konu olarak ele aldım. Şunu da söyleyeyim ki figür bir bahanedir, asıl önemli olan sanatsal içeriktir.

Konuşma, yazma, öğrenme ve plastik anlatım dilinin yaşam boyunca değişimini ele aldığınızı belirtiyorsunuz. Bu bağlamda, resimleriniz ele aldığınız konunun sürecini mi yoksa sonucu mu sergiliyor? Süreç odaklı ise bu süreç çalışmalarınıza nasıl yansıyor?

Tabii ki bu zaman akışı içerisinde bir süreç. Nasıl ki fizyolojik değişiklikler oluyorsa buna koşut olarak yaptıklarımız da değişiyor. Gelişim ve değişim basamakları araştırıldığında sanatımın adım adım değiştiğini açıkça görebiliyoruz. Zorlamadan, doğal değişim ve gelişim…

İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde yer alan retrospektifiniz, sanatsal bir kaygınız olan “düşünceleri kalıcı kılmak ve onların anısını yaşatmak” isteğinizin bir parçası mıdır?

Dikkatimi çeken ilginç görsellerin anısını tekrar yaşamak için onları kalıcı kılmak istiyorum. Doğaldır ki her olay ve görsellik, sanatçıyı farklı araştırmalara zorluyor ve ortaya yeni eserler çıkıyor.

Yapıtlarınızı “iyi ve güzeli elde etmek için daima çalışmak ve kendinizi aramanın bir sonucu” olarak değerlendirdiğinizi düşünürsek, retrospektif izleyicisi daimî çalışmanızın sürecine mi, yoksa kendi arayışınızın sonucuna mı tanık oluyor? İki durum, kişisel serginizde hangi noktalarda bir araya geliyor?

İzleyicilerin sergideki eserlerime baktığında; çok çalışmanın farklı ve etkili sonuçlar doğurduğunu göreceğini, akıp giden zaman içerisinde sanatçının başlangıcını ve şimdiye uzanan gelişim noktasını değerlendirme olanağı bulacağını düşünüyorum. Gerisi onların hayal gücü ve bakış açısına bağlı olarak değişebilir.

Güzelin peşinde koşmayı yaklaşıp yakalayamadığınız bir kavram olarak tanımlıyorsunuz. Bu şekilde duyumsamanızda etkili olan faktörler nelerdir? Bu duygu, retrospektifinize nasıl yansıyor?

Sanatçı, güzeli yakalamak için ölene dek çalışır ama yakalayamaz. Şu ana kadar “Ben yakaladım” diyebilen bir sanatçı çıkmamıştır. Güzeli yakalama heyecanı, bizi sürekli aramaya sevk eder. Bu arama da yeni eserlerin ortaya çıkmasına neden olur.

Köy Enstitüsü’nde eğitim almış bir sanatçısınız. Burada aldığınız eğitimde iş ve emeğe yönelik yaklaşım, çalışmalarınızı hangi yönleriyle besliyor?

Köy enstitüleri çağdaşlaşmanın, aydınlanmanın simgeleridir. Oraya çok çalışmaya, araştırmaya, aydınlanmaya, uygar bir Türkiye’nin temellerini atmaya istekli gençler olarak girdik ve çok çalıştık. İdeallerimiz orada kök saldı. Ben de kurmuş olduğum müzem ile bu geleneği sürdürmeye çalışıyorum aslında. 

Retrospektifinizde desen geleneğinizden çalışmalar ile figüratif çalışmalarınızı bir arada görebilecek miyiz?

Kadın benim vazgeçemediğim konuların başında gelir. Dans eden, oturan, çiçek veren, çiçek alan gibi kadın ögesini birçok formda ele alabilirim. Ancak resimde konu bir bahanedir. Önemli olan sanatsal değerdir. Resim, özgün ve etkili değilse içerik de önemini yitirebilir. 

Serginizi hazırlarken kronolojik bir sıra mı izlediniz yoksa farklı bir senaryo mu oluşturdunuz?

Bir sıralama elbette var ancak kronolojik olarak her yılı kapsamıyor. Daha önce de söylediğim gibi geçmişe yönelik çok az resim var. 1960’lı yıllarda başlayan soyut dönemimde çizgi, yüzey, hacim bir araya gelerek yeni bir sentez oluşturmuştu. 70’li yıllarda ise çizgi ön plana çıktı. 80’den sonra adım adım çizgi, yüzey, hacim kontrastlığı belirgin biçimde gelişmeye başladı. Özellikle 2000’li yıllarda bu husus çok belirgin ve vurgulayıcı bir duruma geldi. Kare, dikdörtgen ve siyah zeminde beyazın çizgisel kontrastlığı net bir şekilde Mustafa Ayaz’ın sanatçı kişiliğini oluşturdu. 

Sanat disiplininiz ve sanatçı kişiliğiniz, retrospektifinizle nasıl bir bakış açısı kazandı? Serginiz, üretim pratiğinize yönelik öz eleştirinizde nasıl bir role sahip oldu?

Sanatçı geriye dönüp baktığında, bugünkü duruma nasıl geldiğini, geçirdiği aşamaları görebiliyor. Her dönemin tadı farklıdır, insan yaşamı gibi. Çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık gibi...

0
2945
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle