18 HAZİRAN, PAZARTESİ, 2018

Evrenin Poetik Yapısında Sanat Eseri

Pi Artworks İstanbul, 11 Mayıs- 30 Haziran tarihleri arasında Kemal Seyhan’ın “Adsız/ Mekanın Poetikası” adlı sergisini ağırlıyor. Kırk yıllık üretim sürecinden parçalar Fransız filozof Gaston Bechelard’ın Mekanın Poetikası adlı kitabından yola çıkarak sergileniyor. 

Evrenin Poetik Yapısında Sanat Eseri

“Adsız/ Mekanın Poetikası” adlı sergide mekânın boşluğu -doluluğu, içselliği-dışsallığı, sonluluğu- sonsuzluğu gibi kavramlar üzerinden ilerleyen Kemal Seyhan’ın, tuval ile sınırlı kalmayan, duvara ve mekâna özgü yapmış olduğu yerleştirmeler yer alıyor. Sanatçı, rasyonel ve daha kavramsal bir dile sahip olan çalışmalarında geometrik şekillere ağırlık veriyor. Sergilenen çalışmalarda form-renk-doku ilişkisi irdelenirken, monochrome bir tavra sahip olan ve farklı renkleri içinde barındıran çalışmalar bir arada sergileniyor.

Kırk yıllık sanat hayatı boyunca; Almanya’daki Museum Insel Hombroich adlı misafir sanatçı programına katılan, yine Almanya, Avusturya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Macaristan’da grup sergilerine katılan ve kişisel sergiler açan Kemal Seyhan’a İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi’nde yarım bırakmış olduğu sosyoloji eğitiminin ve Viyana’da Viyana Üniversitesi’nde almış olduğu felsefe ve sanat tarihi eğitiminin etki ettiği, çalışmaları aracılığıyla mekân kavramına farklı yorumlar getirmesinden ve çalışmalarında çok katmanlı bir yapı sergilemesinden anlaşılabilir. Sanatçı katmanları birer zaman dilimi olarak tanımlar. Ayrıca üzerinde çalıştığı tuvali sadece bir düzlem olarak değil, aynı zamanda çalışma ortamı olarak görür. Çalışmalarında kullandığı tekniğin veya çizdiği şeylerin tek tek bir anlam ifade etmesinden ziyade, eserin tamamına odaklanılmasını ve bunun üzerinden bir yorum yapılmasını daha doğru bularak bunu izleyicinin kendisine bırakır.

Sergideki çalışmalardan ilki katlanmış halde duvara asılmış olan bir tuval. Bu çalışmanın kökü Viyana’daki yaşamına kadar iniyor. Bu dönemde pek çok kez atölye değiştiren sanatçı, işlerini daha kolay taşımak ve depolamak için böyle bir yöntem buluyor. Bu yönteme devam ederken, katladığı tuvallerin üzerine yağlı boyaya müdahale ederek yeni bir sanat eseri oluşturuyor. 1992 yılına ait bu çalışmanın bugün sergileniyor olması genel anlamda sanatçının hareketliliğini, hareketlilik içerisinde biriktirdiği anıları ve bunların tamamından oluşan belleği simgeliyor. Bellek konusunu temel alan bu çalışma, sanatçının bütün bir hayatının özeti gibi. Seyhan’ın bu işi göç ettiği şehirlere beraberinde götürmesini ve sergilemesini, hem tuvaldeki eserin hem de katlanarak heykele dönüşen formun kendisine hissettirdiklerini içinde yaşatmaya devam etmek istemesine bağlıyorum.  

Hemen yanında bulunan çalışması ise siyah yağlı boya üzerine grafit malzemeleriyle oluşturmuş olduğu çıkıntılardan oluşuyor. Burada katmanlı bir yapı söz konusu. En altta yağlı boyayla yapılmış siyah bir alt zemin varken, zemine müdahale yoluyla ortaya çıkan çıkıntılar ayrı bir katman yaratıyor. Bütün renkleri içinde barındıran siyah, geçmişimizde yaşadıklarımıza dair hatırladığımız anılar olduğu kadar hatırlamadıklarımızın da olduğunu ve bunların bir bütün olarak hayatımızı oluşturmasını anlatıyor. Çıkıntıların yoğunluğu, zamanın hızla akıp gitmesini gösterirken, ortaya çıkan boşluklar sergilediğimiz davranışların doğuracağı farklı sonuçların bilinmezliğine gönderme yapıyor.

​Sergide anı ve bellek konularını temel alan çalışmalardan bir diğeri ise inşaatlarda kullanılan briket malzemesini incelterek ve üzerine grafit malzemeleriyle müdahale ederek oluşturduğu küçük boyutta 2 cm aralıkla yerleştirilmiş olan iki heykel. Sanatçı burada katalogda da belirtildiği üzere imgesel ve sonsuz bir evren yaratıyor. Bu evrenin yorumunu ise izleyiciye bırakıyor. Bunun asıl nedeninin sanatçının kurguladığı evrende yaşayan insanın anılarının ve belleğinin kendisi tarafından anlatılamayacağını göstermek olduğu kanaatindeyim. Briketin kırılganlığı, insanın geçmişine karşı hassas olmasını temsil ediyor. Burada dikkate değer bir diğer olgu ise bu briketlerin 2 cm aralıklarla yerleştirilmiş olması. Seyhan’ın hiçbir betimleyici ve anlatıcı tavra sahip olmamakla birlikte bu aralığın önemli olduğunu vurgulamaktaki amacı, sanat eserinin izleyicinin zihninde oluşturacağı anlamı önemsemesidir.

Sanatçı, sanat eserinin mekânın boşluğuna nasıl entegre olabileceğine dair araştırmalarını, serginin temel kavramları olan anı ve bellek üzerinden yapıyor. Sergi dahilindeki yerleştirmelerinden bir tanesi kazma eylemini temel alıyor. Daha önceki yıllarda ürettiği ama tamamlanmamış olan çalışmasının bulunduğu tuvali kazımasının sonucunda ortaya çıkan parçaları bir tümsek oluşturacak şekilde yere serpiyor. Bu çalışmayı “yeni” olarak görmekten çok, yıllardır atölyesinde duran bir çalışmasının farklı bir forma dönüşmesi olarak nitelendiriyor. Tamamlanmamış bir eserin küçük birer parça hâline gelene dek kazınmasının, hem eserin kendisine hem de parçalarına olan değere katkısı ayrı bir tartışma konusu.

Sergide kahverengi ve tonlarını barındıran iki resim dipçik hâlde yer alıyor. Bu çalışmayla ilk karşılaştığımda aklıma mobilyacılarda gördüğüm koltuk ve perde gibi ev eşyalarını satın alırken renk seçmem için sunulan renk kataloğu geliyor. Bu izlenimimi, Necmi Sönmez’in Kemal Seyhan’ın Art ON’daki “Vivid Dark of a Space / Beklerken” sergisi hakkında kaleme aldığı bir metinde, sanatçının geçmiş zamanlarda mobilya tasarımıyla da ilgilenmesini ve bunun sonucunda “yüzey oluşturma” konusunda kağıt ve tuval üzerinde çalışmalar yaptığını belirtmesi destekliyor. Bu çalışma da çok katmanlı bir yapıya sahip. Sanatçı tuvali boyadıktan sonra üzerine grafit malzemeleriyle müdahale ediyor. Yatay görünüme sahip bir yapıyı tercih etmesinin nedenini, izleyiciyi ön planda tutmasına bağlıyorum. Çünkü insan gözünün görüş açısının yatay olarak 270 dereceye kadar çıkabileceği çeşitli bilim insanları tarafından kanıtlandı. Bu gerçek, dikey bir bakış için geçerli değil. Çünkü burun, tabanı tam anlamıyla görmemizi engeller. Bu kanıt sayesinde birçok fotoğraf makinesinde ve akıllı telefonda panoramik fotoğraf çekme özelliği bulunur. Buradan hareketle sanatçının izleyicinin yorumunu ön planda tuttuğunu düşünerek, bu dipçik yapının oluşturduğu yatay görünümün izleyici tarafından daha doğru algılanabildiğini söyleyebiliriz.

Bir insan bedeni çizilirken geometrik şekillerden yararlanılır. Bu bağlamda yuvarlak en baskın şekildir. Bazı bilim insanları, düşünürler ve matematikçiler evrenin de yuvarlak olduğuna dair önermelerde bulunmuşlar ve bu önermelerini sayısız araştırmalardan sonra kanıtlamışlardır. Bu bağlamda sonluluk- sonsuzluk kavramlarını ele alan sergiye ayrıca geometrik bir şekil olan yuvarlağın da hâkim olduğunu görüyoruz. Gaston Bachelard, Mekanın Poetikası adlı kitabının sonunda Jaspers, Van Gogh, Joe Bousquet ve La Fontaine’nin yaşamın yuvarlaklığına dair oluşturdukları fenomenolojiden etkilenerek varlığın fenomenolojisini “kendi yuvarlaklığı içinde hem kendini kuran hem de gelişen” bir kavram olarak tanımlar. Kemal Seyhan sergide yer alan diptik çalışmasının ilkinde bu fenomenolojiye atıfta bulunarak siyah parlak bir yüzeyin üzerine irili ufaklı, mat bir tona sahip ve bu nedenle biraz daha geri planda duran daireler çizmiştir. Yuvarlakların egemen olduğu bir insan bedeni, yuvarlak bir evrende yaşar. Kemal Seyhan’ın çalışma ortamı olan tuvalde yuvarlaklardan yararlanarak bir eser üretiyor olmasını, onun evrenin kendisine ulaşmasına dair bir çalışma olarak niteleyebiliriz. Diptik çalışmanın ikincisinde ise tuvale üzerinde siyah minik parçalar barındıran açık kahverengi tonlar hâkim. Bu tuvalin sağ alt köşesinde tamamıyla siyah bir renge sahip kolon bulunuyor. Bir önceki çalışmada bulunan siyah yuvarlakların, burada kareyle buluşarak evreni, evrende yaşayan insan bedenini ve bu insan bedeninin evrenin özüne inmek için çizdiği yuvarlakları temsil ettiğini düşünüyorum.

​Yuvarlakların hâkim olduğu bir diğer çalışma ise sağdaki duvarda bulunuyor. 80x60 cm ölçeğindeki bu renkli çalışmada yüzlerce küçük sayıda yuvarlak varken, sağdaki büyük ve siyah bir yuvarlak dikkat çekiyor. Tuvaldeki farklı renklerin oluşturduğu zeminin karmaşıklığı insanın gözünü yorarak daha saf bir alana çekme isteği uyandırıyor. Bu nedenle insan gözü ilk olarak siyah büyük yuvarlağı algıladığı için, diğerlerini ilk bakışta fark edemiyor. Siyah ve siyahın barındırdığı renklerin bir arada bulunması çalışmaya bir dengenin hâkim olmasını sağlıyor. Bu çalışmada serginin genel kavramlarından olan içsellik- dışsallık ilişkisi hâkim. Bu çalışma dahilinde, evreni siyah büyük yuvarlağın temsil ettiğini düşünürsek, insanın ve insan bedeninin Antik Çağ’lardan bugüne gelişiminde mutasyona uğramış bedenlerin varlığını sürdürememesi dışarıdaki minik yuvarlaklar ile temsil edilirken, olağan ölçülere sahip insan bedeni içeride yer alır. Ayrıca sergiyi genel anlamda değerlendirdiğimizde geometrik şekiller ile soyut resmin buluşması akla Piet Mondrian ve Theo Van Doesburg’ın da içerisinde yer aldığı De Stijl grubunu getiriyor.

Kemal Seyhan “Adsız/ Poetics of Inner Space” adlı sergisinde Gaston Bachelard’ın Mekanın Poetikası dahilinde ele aldığı kavramlardan hareketle mekân ve hafızayı sorguluyor. Soyut olan ile geometrik olanı bir arada kullandığı çalışmalarının bulunduğu bu sergide ayrıca boşluğa, sanatçının hareketliliğine ve bunun getirisi olarak daha pratik metotların keşfedilmesine de değiniyor. Kırk yıllık sanat hayatı boyunca üzerinde çalıştığı doku, yüzey yaratma ve monochrome kompozisyonların yanı sıra farklı tonlardaki renklerin tuvalde ve üç boyutlu çalışmalarda kullanılması, yerleştirmenin mekânın kendisiyle ve mekândaki diğer çalışmalarla olan ilişkisine yönelik pratikleri bu sergide bir araya getiriyor. Evrenin sonluluğu- sonsuzluğu ikileminde ve zamanın durmayan bir akışta ilerliyor olmasından hareketle, insanın kendi yaşadıklarını içselleştiremeden yeni bir durumla karşı karşıya kalmasından daha olağan ne olabilir? Poetik olan mekânda, insanın olağan bir hayat sürmesi ne kadar mümkün?

​“Adsız/ Mekanın Poetikası” adlı sergi, 30 Haziran tarihine dek Pi Artworks’te ziyaret edilebilir.

0
2600
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle