31 MAYIS, SALI, 2016

Doğa-İnsan İlişkisine Eleştirel Bir Bakış

Ahmet Duru çalışmalarında doğadan yola çıkarak insan ile dünya arasındaki ilişkiyi eleştirel biçimde inceliyor. Çalışmalarının başlangıç noktası olarak fotografik imgeyi kullanarak görsel kültürümüzün mevcut durumuna eleştirel bir bakış sunuyor. Özellikle sanatçının son sergisinde mevcut eleştirel dili daha çok hissedilir boyutta. Duru’nun ikinci kişisel sergisi “Bize Ait Bir Yer” 25 Haziran’a dek Daire Galeri’de görülebilir. 

Doğa-İnsan İlişkisine Eleştirel Bir Bakış

Sevgili Ahmet, bu senin Daire Galeri’deki ikinci kişisel sergin. 2015 yılındaki başarından sonra işlerindeki gelişmeleri sana sormak istiyorum. Tabii ki bu sonuçları şimdiki solo sergin “Bize Ait Bir Yer”de görüyoruz. Bu sergi kapsamında hangi form ve konseptlerle uğraştın? 

Önceden belirli bir konu üzerinde çalışıyordum. Ancak belirli bir konu üzerinde çalışarak kendimi sınırlandırmış olduğumu fark ettim. Bu nedenle, son zamanlardaki çalışmalarım spontane gelişiyor. Şu anki çalışmalarım spontane gelişse de form ve içerik bakımından önceki çalışmalarım ile bağlantılı olarak üretimlerime devam ediyorum. Çalışmalarımda doğanın her zaman dilimine ve her haline farklı perspektiflerden bakıyorum. Çünkü çalışmalarımda klasik manzaranın dışına taşmayı seviyorum. 

Klasik manzara nosyonunun ötesine geçmek ifadesiyle ne kastediyorsunuz?

Klasik manzara resimlerinde doğa genellikle ön plan, orta plan ve arka plan ile birlikte bir bütün halinde düzenlenerek hoş bir şekilde sunuluyor. Ancak doğanın yakın plan görüntüsünü makro detaylarla işlediğimde, klasik manzara anlayışının ötesine geçerek, bu anlayışa farklı bir bakış açısı getirdiğimi düşünüyorum. Bu nedenle, son sergimde günümüzdeki doğayı daha çok yakın plandan bir alan seçerek, makro detaylarla birlikte sunmaya çalıştım.

O zaman, bu sergideki doğa fikrinden biraz söz edelim.

Bu sergimde, doğanın ölümü üzerine odaklandım. Bize ait olan doğayı kent içinde boğuyoruz ve bu durumun farkında değiliz. Yaşadığımız çevrede doğayı yapaylaştırdık. Ben de bu nedenle, çalışmalarımda doğanın ruhunu ve son nefesini işleyerek kent içinde sıkışmış olan doğayı sunmak istiyorum.

Yani, şu an ki manzara çalışmalarınızın önceki eserlerinize göre daha eleştirel olduğunu söyleyebilir misiniz? 

Daha önceki çalışmalarımda doğayı genel olarak makro ve mikro bakış açısı ile yansıtmaya çalışıyordum. İzleyici önceki eserlerimde doğa ve doğa ile bütünleşen patika yollar arasında bağlantı kurarak manzarada gezinebiliyordu. Bu sergimde ise daha çok günlük yaşamda, yol üzerinde sıkışmış doğayı daha yakından makro çekimlerle gösteren çalışmalara yer verdim. Bu yüzden doğayı makro ve mikro olarak yansıtan önceki manzara çalışmalarıma göre, makro bakış açısı yansıtan şu an ki çalışmalarımın daha keskin ve net olduğunu söyleyebilirim.

Şehrimizdeki temel doğal unsurlar bağlamında doğa - insan arasındaki karşılıklı ilişkileri irdelediğinize göre çalışmalarınız insanı konu aldığı kadar doğayı da konu alıyor. Ama buna rağmen insan veya obje betimlemesi yapmıyorsunuz. Eserlerinizde insana yer vermemenizin sebebi nedir?

Gündelik yaşantımızın her anında ve alanında kentin içine sıkışan doğanın yanı sıra insanlar ve objelerle karşılaşıyoruz. Çalışmalarımın sergilendiği mekânların da kentin bir parçası olduğunu düşünürsek, ayrıca kent imgeleri kullanmam durumunda doğa yerine, zaten ön planda olan kentin ve insanların daha da ön plana çıkacağını düşünüyorum. Bu yüzden, farkında olmadan yok edilen doğanın tüm gerçekliğiyle ön plana çıkmasını sağlamak ve bu duruma farkındalık yaratmak için insan veya kentle ilişkili objelere yer vermeyi tercih etmiyorum.

Tablolarınızdaki detay ve imgeleri nasıl seçiyorsunuz?

Çalışmalarımdaki imgeleri belirlerken ilk olarak çektiğim doğa fotoğraflarından oluşan arşivimden yararlanıyorum. Genellikle gün ışığından yararlanarak çektiğim fotoğraflarımda, çalışmamı oluşturacak görseli seçerken ışık, gölge, renk ve alan derinliğine dikkat ediyorum. Görselin içindeki imgeleri ise gerçek boyutuna yakın bir şekilde aquarel kalemle yapmaya çalışıyorum. Bazen seçtiğim görselin içinde kontrast renklerin yoğun olduğu bir kadraj-alan belirleyerek seçtiğim görseli karakalem yapıyorum.

Bu, özellikle biçimsel ve estetik nedenlerle detayları seçtiğiniz anlamına mı geliyor?

Doğanın çok iyi estetik görüntüsü ve çok gizemli bir durumu olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden, çalışmalarımda doğanın bu halini detaylarıyla yansıtmaya çalışıyorum.

Eserlerinizin fikirleri ve üretim süreçleri hakkında konuşalım. İlk olarak bir fikirle ya da bir görüntüyle mi yoksa doğaçlama mı başlıyorsunuz? Nasıl çalışıyorsunuz?

Günlük yaşantımda doğada karşılaştığım, estetik açıdan güzel ve gizemli bulduğum, doğanın her halini yansıtan, ağaç ve çiçek gibi görsellerin fotoğraf çekimlerini yapıyorum. Çekmiş olduğum fotoğraflara dijital ortamda bakarak renk dengesini ve kontrastını ayarladıktan sonra fotoğrafın çalışmamı oluşturacak alanını belirliyorum. Aynı zamanda, çalışmamın renkli mi yoksa siyah-beyaz mı olacağına karar veriyorum. Bir çalışmanın her aşamasında, yeni ve farklı fikirlerin zemini oluşuyor. Oluşan bu fikirler de bir sonraki çalışmanın ortaya çıkmasında belirleyici oluyor. Bu şekilde bağlantılı olarak oluşan eserler bir bütün haline gelerek bir konu üzerinde birleşiyor.

Resimlerinizde doğanın bir bölümünü seçerken estetik, güzellik ve gizemin önemli olduğunu söylüyorsunuz. Bu terimler sizin için ne anlama geliyor ve kendi estetik, güzellik ve gizem anlayışınızı nasıl tanımlarsınız?

Doğanın sonsuz bir döngüsü ve bizim bilmediğimiz birçok özelliği olduğu için gizemli bir yapısı olduğunu düşünüyorum. Doğa çekimlerimden seçtiğim fotoğraflardaki makro detaylar bulunan imgeler, doğanın özüne inerek doğanın gizemli dokusunu belirgin ve gerçekçi bir şekilde gösterirken, aynı zamanda estetiğinin ve güzelliğinin de daha gerçekçi olarak ortaya çıkmasını sağlıyor. Ben de çalışmalarımda doğanın estetiği ve güzelliği ile birlikte, gizemli yapısını gerçekçi bir şekilde yansıtmaya çalışıyorum. Örneğin: Gri Bölge isimli bir çalışmamdaki görselde sisler içinde kalan ve giderek gözden kayboluyormuş gibi görünen bir doğa görüntüsü ile doğanın gizemli halini yansıtmaya çalıştım.

Daha önce belirttiğiniz gibi, fotoğrafların gözden geçirilmesi ve seçilmesi sürecinin, gelecekteki resimleriniz için temel oluşturan bir işlevi var. Hangisi renkli hangisi siyah-beyaz sergilenebilir karar vermek zorundasınız. Buna nasıl karar veriyorsunuz? Siyah-beyaz ya da renkli resimleriniz için bir fotoğraf çalışmasında hangi özellikler olmalı?

Seçtiğim görselin bütününde çok fazla detay içeren bir görüntü varsa ve soft ya da ara renkler görüntüye hâkimse, seçtiğim görseli büyük ve renkli yapmaya karar veriyorum. Seçtiğim görsel makro çekim ise; yani belirgin, canlı bir görüntü varsa ve ana renkler görüntüye hakimse, seçtiğim görseli küçük boyutlu yapmaya karar veriyorum. Siyah-beyaz yapacağım çalışmalarda ise genellikle fotoğraftaki görselin perspektifine, derinliğine ve üç boyutlu algılanacak bir yapıya sahip olmasına dikkat ediyorum. Kısacası, bir fotoğrafta bulunan görselin makro ya da mikro çekim olması, renkleri, perspektifi, derinliği ve çok fazla detay içerip içermediği hususları çalışmamı nasıl yapacağımı belirlerken önemli bir rol oynuyor.

Yukarıda belirttiğiniz gibi, resimleriniz ve çizimleriniz fotoğrafa dayanıyor. Çalışmalarınızda fotoğrafın rolünü nasıl değerlendirirsiniz ve açıklarsınız? 

Çekmiş olduğum fotoğraflar çalışmalarımın ilk çıkış noktası olduğu için fotoğraf, çalışmalarım için çok iyi bir araç diyebilirim. Bu noktada, çalışmalarımda fotoğraf çok önemli bir rol oynuyor. 

Yine de, dışarıda gerçek doğa parçasının önünde çalışmanızı boyayamazsınız değil mi? Fotoğrafçılık zaten gerçeğin bir soyutlaması değil midir?

Aslında, İzmir’de yaşadığım zamanlarda dışarıda, gerçek doğanın önünde manzara çalışması yapmıştım. Çok kısa süreli de olsa o zamanki çalışmalarımın bana çok tecrübe kattığına inanıyorum. Şu anda İstanbul’da yaşadığım için doğanın içinde çalışma yapma imkânım pek olmuyor. Ayrıca doğanın her an değişime uğraması, aynı zamanda yapmış olduğum çalışmaların çok fazla detay içermesi ve çalışmalarımın tamamlanma sürecinin de uzun olması; dışarıda, doğanın önünde ve birebir gerçekçi bir çalışma yapma durumunu güçleştiriyor. Bu yüzden, öncelikle fotoğraf çekimi yapıp daha sonra fotoğraf üzerinden çalışmalarımı oluşturuyorum. Fotoğraflar, bu açıdan gerçeğin bir soyutlaması olarak karşımıza çıkıyor diyebilirim.

Bazı çizimleriniz, çeşitli bozukluk ya da hataları gösteriyor. Yani, görüntü kamera tarafından çok iyi çekim alanına alınmamış gibi görünüyor. Bu çalışmaların arkasındaki hikaye nedir?

Bazen hareket halindeyken de fotoğraf çekimleri yapıyorum. Bu fotoğraflardan yararlanarak yapmış olduğum çizimlerde görselin gerçek halini yansıtmaya çalıştığım için resimlerde bozuk bir görüntü varmış gibi görülebiliyor.

Örneğin: Yol Kenarı adlı çalışmamın çıkış noktasını oluşturan fotoğrafı, hareket halinde bulunan otobüsün içinde seyahat ettiğim sırada çekmiştim. Bu yüzden, hareket halinde bulunan otobüsün penceresinden, rüzgarın da etkisiyle çalışma da tam net bir görüntüye sahip değil. Karakalem kullanarak yapmış olduğum bu çalışmada, flu ve çizgili bir görüntü oluşturarak yaşadığımız her an doğanın hareket ve değişim halinde olduğunu yansıtmaya çalıştım. 

Resimleriniz ve çizimlerinizin yanı sıra, güzel ve küçük bir ağaç ev modeli sergiliyorsunuz. Bu heykele benzeyen modeli daha ayrıntılı anlatabilir misiniz? 

Ağaç ev türünde bir çalışmayı ilk olarak Çürümenin Muhteşem Anıtları isimli bir karma sergide minimal bir şekilde sergilemiştim. Bu sergiden sonra, ağaç ev modeli üzerinde daha fazla yoğunlaşmam ile “Bize Ait Bir Yer” isimli kişisel sergimde bulunan Ev isimli ağaç ev modeli gelişti. Bu çalışmada, ağaç üzerine kurulmuş olan ev ve ağaç evin arkasında bulunan duvara yaptığım çizim bulunuyor. Bu ağaç ev modelini yaşadığım çevredeki doğada bulunan ağaç, toprak ve dallardan faydalanarak hazırladım. Bu yüzden, bu enstalasyon çalışması ile insanların gündelik hayatın karmaşasından uzaklaşarak gerçek doğayı hissedeceklerini düşünüyorum. Ayrıca, insanların gerçek doğayı hissederken bile kentten kopamadıklarını düşündüğüm için çalışmada bulunan evi, kentte bulunan binalardaki beton griliğini yansıtarak sergiliyorum.

Çalışmalarınız gerçekçilik anlayışına yakınlık gösteriyor. Gerçekçilik ve gerçekçi resimler hakkındaki fikirleriniz nasıl?

Gerçekçilik benim için, fotoğraflardaki görselin boyayla ya da karakalemle resimsel tekniklerle, gerçekte bulunduğu ortamın her açıdan tüm estetik değerleriyle birebir yansıtılarak ortaya koyulmasıdır. Gerçekçi bir eser, izleyiciye fotoğraftaki görselin gerçekte bulunduğu ortamı kavramsal olarak o an ki tüm haliyle hissettirmelidir. Eserlerimi oluştururken seçmiş olduğum görseli gerçekte bulunduğu ortamda tüm estetik değerleriyle birlikte yansıtmaya çalıştığımdan, eserlerim bu noktada gerçekçilik anlayışına yakınlık göstermektedir.

Bu serinin amacı nedir? Çalışmalarınızın insan ve doğa arasındaki sorunlu ilişkiye farkındalık yaratacağını düşünüyor musun?

Bu sergimde kent içinde sıkışmış olan doğanın ruhunu ve son nefesini işleyerek, insanların yapaylaştırmış olduğu doğaya dikkat çekmek istedim. Bu noktada, doğanın herkese ait olduğuna değindim. Bu yüzden, kişisel sergimi “Bize Ait Bir Yer” olarak adlandırdım. Doğanın gün geçtikçe yok oluşunu, bu yok oluş üzerindeki olumsuzlulukları ele almaya çalıştım. İzleyiciler doğanın eşsiz güzelliği, estetiği ve gizeminden etkilenerek o anda doğanın yok oluşunu fark etmeyebilirler. Ancak, izleyicilerin çalışmaları gördükten sonra doğaya tekrar baktıklarında, doğanın gerçek durumunu gördüklerinde, doğanın giderek yok olduğunu fark edeceklerini düşünüyorum.

0
2951
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle