19 EKİM, PAZARTESİ, 2015

“Denizin Gözlerinin Olmasını ve Bizi İzlemesini İstedim”

14. İstanbul Bienali'nin açılması itibariyle İstanbul sanat gündemini en meşgul eden isimlerden biri Adrian Villar Rojas. Birçoğumuz onu bu yıl bienalin gözdesi Büyükada'da sergilenen -Büyükada ile bütünleşen- ve Troçki Evi'nin denize kıyısında arz-ı endam eden hayvan figürleriyle tanıdık. Kendisini dinlemek için sabırsızlandığımız sanatçı bizlere bienale katılım sürecini, bienalde sergilenen işini, bienal hakkındaki yorumlarını ve yeni projelerini anlattı.

“Denizin Gözlerinin Olmasını ve Bizi İzlemesini İstedim”

İstanbul Bienali bu yıl 35'in üzerinde mekâna yayılıyor, Büyükada ise bienalin en merak edilen duraklarından biri. Büyükada denilince de akla ilk gelen işlerden biri senin Troçki Evindeki figürlerin. Bienale katılma sürecin nasıl gelişti?

Bienale katılmak için Haziran 2014’de Carolyn Cristov Bakargiev tarafından davet edilmiştim. Bienal için geliştirmeyi düşündüğü kavramlar üzerine uzun bir sohbet yaptık. Aynı yıl aralık ayında adayı ilk kez ziyaret ettim. Çalışma metodolojim, müdahale edeceğim alanda yapılan ve film yapımında kullanılan keşif sürecine benziyor. Ama Büyükada’da Troçki için bir proje geliştirmemi teklif eden kişi Carolyn’di ve o andan itibaren bölge -ki bu ada oluyor- ve ülkeyi içine alan dinamik değiş tokuş sürecim başladı. Ekibimle Büyükada’ya gelmem sürecin ortalarında bir noktada kalıyor. Alanın içindeki konuma odaklanmaya karar vermeden önce birçok aşama vardı.

Peki bu çalışmanı sergilemek için Büyükada ve Troçki Evinin deniz kıyısını seçme sürecinde neler etkili oldu? Adanın etkileyici atmosferinde, metruk bir evin denize kıyısında manzara eşliğinde etkileyici hayvan figürleri ile karşılaşmak bienal izleyicisi için büyük süpriz oldu doğrusu.

Troçki Evi küratöryel bir karardı. Benim seçimim ise kavramsal durumlardan avantaj sağlamak ve onlardan alabildiğimin en fazlasını almaktı. İzleyicileri en çok etkileyen heykeller mi? Ev mi? Ada mı? Belki de tüm bu elementlerin karışımının yoğunlaştırılmış hali, semiyotikleştirilmiş bienalin varlığından ve belirli bazı sanatsal aracıların, bir sistem olarak çalışmasını sağlamak amacı ile belirli konumlarda yerleştirilmesinden heyecan duymak mı? İzleyicilerin bakış açılarına sebep olan güçlü etkinin özellikle heykellerle bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Dahası ben heykellerle çalışmam. Heykel, mekâna özel ya da çevre yapılandırma gibi keskin kategorilere göre sınıflandırılmamalı. Burada bütünde ya da sadece gerçekleşen alanda bir dereceye kadar Gestalt etkisinde olan çeşitli gereçlerin etkileşimlerinin sonucu olarak beliren birleşik ve dinamik fenomenler bulunuyor.

Büyükada'daki The Most Beautiful of All Mothers isimli işin bienalin en dikkat çekici çalışmalarından biri. Bire bir boyutlardaki hayvan figürlerinde anlatmak istediğin nedir?

Sahilden, 'sahilin ardındaki bölgeye' bakan hayvanlara merak salmıştım. Hayvan gözlerinden bir duvar yapmak istiyordum. Ruhumuzu kolayca ve içgüdüsel olarak denizde kaybederek, onun enginliği ve sınırsız gücünden tamamen büyülenmiş, şaşkına dönmüş, kapana kısılmış ve çarpılmış bir biçimde ona bakakalmamız muhteşem. Bu sefer deniz hakkındaki bu melankolik deneyimi kesmeye ya da şaşırtmaya çalıştım. Denizin gözleri olmasını ve bizi izlemesini istedim. Görüşümüze zıt güçleri uygulayarak özne ve nesneyi altüst ettim. Bu çalışmamda hayvan gözlerinden oluşan bir duvar izleyicilere bakıyor. Bu hayvanların hepsinin memeli olması da ayrıca önemli. 

Derin bir geçmişe sahip olan ve de yılların yaşanmışlığını taşıyan Marmara Denizi kıyısında bir iş sergilemek seni nasıl etkiledi?

Muhteşemdi. Deniz anası ile dolu sularda kolondan kolona, eserden esere yüzmek zorunda kaldık. Daha önce çalıştığım bir alandan hiç bu kadar etkilenmemiştim. Her bir gemi, her bir bulut, her güneşli ya da yağmurlu gün beni ya cennete taşıdı ya da tam cehennemin dibine itti. 

Merak ediyorum senin 14. İstanbul Bienali'ni gezme fırsatın oldu mu? Yorumların neler?

Bienali kısaca ziyaret ettim. Bu yüzden de tüm projeleri göremedim. Carolyn’ın bienal sergilerini birçok farklı mekâna yayması ve her bir projenin yerini muhteşem bir doğrulukla seçmesini çok zekice buluyorum. Carolyn’in ilham verici alan ve mekânları seçmek üzerine özel bir yeteneği var. Bu seçimleri, İstanbul’un şehir manzarasını hızla değiştiren emlak patlamasının ışığında analiz etmek de ilginç. Bu çılgın inşaat patlaması ve emlak iskan sürecine paralel olarak Türkiye ayrıca derin bir ekonomik krizden geçiyor. İstanbul’un yarısı harabe halinde ve terk edilmiş. Diğer yarısı ise yeni baştan inşa ediliyor.

Bienalin kendisinin kısa bir süre sonra bu sürecin bir parçası olacak olan yerleri, yakında turistler için butik oteller ya da yüksek sınıf restoranlara dönüşecek olan yıkıntı halindeki binaları işgal etmesi ilginç. Carolyn, şehir ve hatta  iç politika ile baş etmekte dikkat çekici bir biçimde yetenekli. Bienal sizleri şehrin saf bölünmüşlüğünde bir seyahate çıkarıyor. Şehirle buluşturmaya, onu sevmeye ya da nefret etmeye itiyor. Belki de bir yerden diğerine olan seyahat izleyiciler için izole olmuş ‘objeler’ olarak projelerin üzerine düşünmekten daha yoğun ve kârlıdır. Benim için projenin alanına olan o yolculuk – sanatsal bir ‘deneyime’ ulaşana kadar kaybolmak- olarak düşünmek gerçekten önemli. Bu bir meta-deneyimler sistemi, bir alandan diğerine olan yolculuğun deneyimi, sergi alanları arasındaki çizgi, şehrin kendisi olan çizgi... Bu çizginin farklı saatlerde sizin sanat eserine olan tepkinizi nasıl etkilediğini hesaba katmanız gerekmekte. İstanbul acımasız, yoğun trafiği olan bir şehir ve bu gerçekliğin izleyicilerin algısında bir etkisi olduğu şüphe götürmez.

Çalışmalarında çizim, heykel, el sanatları, müzik, kurgusallaştırılmış bilim, enstalasyon ve performans gibi çeşitli kaynaklardan besleniyorsun. Bugünlerde seni en çok neler etkiliyor?

İnsanların zalimliği. Aslında doğanın zalimliği. Ve tesadüfler. Ve hayvanların masumluğu. Bir başka hayvanın, evladının ensesini çiğnedikleri için masum bir şekilde gözlerinizin içine bakması. Ve nişanlısı partide moron gibi dans ederken, evlenmek üzere olan bir kızın orada tanımadığı erkeğe kızgınlıkla baktıktan sonra ona aşık olması. Bu iki şey de benim için katlanılmaz bir biçimde zalim. Artık insan ırkının gündemine, mimik ve tavırlarına güvenmiyorum.

Çalışmalarında sık sık organik malzemeler kullanıyorsun, bir röportajında malzeme seçiminden bahsederken "Göçebe yaşantımızın verdiği avantajla toplayıcı olmaya başladık" diyorsun. Nedir burada anlatmak istediğin?

İllegal olanla yakından ilgiliyim. Global göçebe koleksiyoncu olma hikayesi, projelerin gerçekleşmesinde temel oluşturan artan göçebe koleksiyon materyallerinin oluşumunu tetikledi. Seyahatlerimiz sırasında dünyanın her yerinden ham madde toplandı ve birbirini izleyen keşif için oluşturulan elementlerin yeterli çoğunluğu, geçmiş projelerin kalıntıları ile birlikte konuldu. Sanırım şu günlerde bu göçebe hayata olan ana ilgi, bu mutasyona uğramış hareketlerin ya da yerel materyallerin hibritlenmesi veya karışmasından oluşan etkidendir.  

Önümüzdeki dönem için yeni proje planların neler?

Bir sonraki durak Kasım 2015’de Torino İtalya’da gerçekleşecek olan Fondazione Sandretto Re Rebaudengo. ‘Akşamdan kalma’ durumu üzerine olan projedeki serginin başlığı Rinascimento (Renaissance) olacak. Yerel coğrafyalardan materyallerin göçebe koleksiyonu, benim ve ekibimin geçmiş projeler sırasında dünyada seyahat ederken topladığımız kalıntılar yeni projeleri besliyor. Bu sefer Türkiye’den taşlar Torino’ya seyahat edecek. Sanat eserleriyle seyahat etmediğimi belirtmek isterim. Her bir parça kendine özgü olduğu kadar mekâna özel projelere de ait. Hiçbiri sergi zamanının ötesinde hayatta kalamaz. Onlar sadece bir sonraki istasyona giden kalıntılardır. Bu bir intihar uygulaması. Uzun süre devam ettirmek olanaksız.  

0
5594
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle