20 EKİM, PERŞEMBE, 2016

Dans Et, Dans Et, Yoksa Yok Olup Gideceğiz*

Martin-Gropius-Bau’da geçtiğimiz ay açılan “Pina Bausch and the Tanztheater” sergisi, Berlin’de sanat sezonunun açılışının ve Berlin Art Week’in en öne çıkan etkinliklerinden biriydi. Bu çok katmanlı sergiyi, Pina’nın avangart ruhunun yeni bir devinimi olarak da okumak mümkün.

Dans Et, Dans Et, Yoksa Yok Olup Gideceğiz*

20. yüzyılın en ilham verici figürlerinden birinin, 2009 yılında kaybettiğimiz modern dansın ve dans tiyatrosunun öncü ismi, dansçı ve koreograf Pina Bausch’un üretimine ve düşünsel pratiğine odaklanan “Pina Bausch and the Tanztheater” başlıklı sergi, Salomon Bausch, Miriam Leysner ve Rein Wolfs küratörlüğünde hazırlanmış. İlk olarak Bonn’daki Bundeskunsthalle’de sergilenen, ardından Berlin’e, Martin-Gropius-Bau’ya gelen “Pina Bausch and the Tanztheater”, bir dansçının dünyasını sergiye dönüştürmek gibi oldukça zor bir çıkış noktasından hareket ediyor.

Pina Bausch 1970’li yıllarda, dans kumpanyası “Tanztheater Wuppertal Pina Bausch” ile, dans, tiyatro ve performans sanatını birleştiren “dans tiyatrosu” (tanztheater) kavramını yaratarak, klasik balenin normlarından da, modern dansın kaygılarından da uzakta, özgür ve yeni bir alanın yaratıcısı olmuştu. Pina, o yıllardan 2009’a dek efsanevi işlere imza atarak, hem yarattığı bu yeni alanda hiç durmadan çalıştı, hem de işleriyle farklı disiplinlere ilham kaynağı oldu. 

“Pina Bausch and the Tanztheater”, biyografik bir sergi olmanın fersah fersah ötesinde, izleyicisine, Pina’nın yapıtına dair yeni perspektifler vaat ediyor. Sergi, Pina’nın ilham verici kişiliği ve “gesamtkunstwerk”ini (bütünsel sanat yapıtı) farklı yönleriyle yansıtıyor. “Dansçı”, “metodoloji”, “sahne”, “ortak yapımlar” ve “topluluk” başlıklı beş bölümden oluşan sergiye ayrılan giriş katının odaları Pina Bausch Archives’dan temin edilen obje, yerleştirme ve fotoğraflarla dolu. Seyahatlerinde çektiği fotoğraflar, eski afişler, aldığı notlar, yaratıcı sürecini şekillendiren kişiler ve yaklaşımlar… Tüm bunlar, bir dans efsanesinin hayatından kesitleri, bize doğrudan aktarıyor. Tabii 70’lerden 2009’a uzanan farklı gösterilerin videoları da serginin önemli ayaklarından.

Serginin önemli bir başarısı da, spotunu Pina’ya çevirirken, dansçılarını karanlıkta bırakmış olmaması. “Tanztheater Wuppertal”ın dansçıları ve kişisel hikayeleri, tıpkı Pina’nın hayatında olduğu gibi, sergide de mevcut.

Pina’nın “Tanztheater Wuppertal” ile çalışmalarının başladığı ve ilk prova mekânları olan, dansçılarıyla birlikte çoğu işinin temellerini oluşturduğu “Lichtburg”un bir replikası da, müzenin giriş katındaki büyük atriyuma yerleştirilmiş. Serginin bir nevi kalbi olan bu ritim merkezi, dans atölyelerine sahne olmanın yanı sıra, orijinal “Lichtburg”un eski bir sinema olmasına da atfen, film gösterimlerinin de düzenlendiği bir alan olarak yaratılmış. “Tanztheater Wuppertal” hakkındaki kimi belgesellerin yanı sıra; Chantal Akerman, Klaus Wildenhahn, Lee Yanor ve Pina Bausch’un filmleri, gün boyunca “Lichtburg”un perdesine yansıyor.

“Pina Bausch and the Tanztheater”, hareketi esas alan bir hayatın ve bitip tükenmek bilmeyen yaratma arzusunun izini sürmeye davet ediyor. Kuşkusuz, Pina Bausch’un sofistike, fakat dolambaçlı yollara girmeyecek denli doğrudan, kırılganlığı ve güçlülüğü birleştiren, çok katmanlı işleri ve hayatı bir müzenin duvarlarına sığmayacak kadar zengin. Yine de, birkaç saat için de olsa bu dünyaya balıklama dalıp, nefesi tutarak izlemek gerek.

Sergi, Martin-Gropius-Bau’da 9 Ocak 2017 tarihine dek görülebilir.

* “Tanzt, tanzt, sonst sind wir verloren.” Pina Bausch

0
6786
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle