30 EKİM, PAZARTESİ, 2017

Çağdaş Sanata Taktiksel Bakış

CerModern’in 2013 yılında ilkini gerçekleştirdiği Mekan Atölye sergilerinin dördüncüsü, “Taktiksel Duruş” başlığı altında 4 Ekim tarihinde izleyiciyle buluştu. Genç ve çağdaş bakış açılarının farklılığını, sanatçıların köklerinden ve yetişme tarzlarından süzülen etkileri, farklı deneyimlerden beslenen birikimleri yapıtlarına aktarış biçimlerini görmek için çok iyi bir fırsat sunan Mekan Atölye sergileri bu yıl tüm bunlara ek olarak işlerin “taktiksel” arka planını irdeliyor.

Çağdaş Sanata Taktiksel Bakış

“Taktiksel Duruş”u yorumlamadan evvel Mekan Atölye’nin geçmişine kısaca değinmekte fayda var. Zira 2013 Haziran’ında Ankara’da bulunan, güzel sanatlar fakültelerinde eğitimlerini sürdüren, farklı atölye disiplinlerinden gelen ve farklı disiplinlerde işler üreten 36 öğrencinin atölye çalışmalarını, küratöryel bir çalışma olmaksızın bir araya getiren ve sergilemek istedikleri işler konusunda genç sanatçıları özgür bırakan Mekan Atölye, sonraki yıllarda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın GENÇDES Projesi ile hayata geçen sergilerine devam etti. Geçtiğimiz yıl küratörlüğünü Lütfi Özden ve Esra Oskay Malicki'nin üstlendiği “Mekan Atölye-3 / İçine Çekildiğim Dünya” başlığında bu kez küratöryel disiplin içerisinde bir çalışma ortaya çıkmış; lokalize edilmiş ve yalıtılmış sergi alanlarını atölye pratikleri ve serbestliğiyle buluşturmak hedeflenmiş ve genç çağdaş sanatçıların içinde yaşadığı, içine çekildiği bu dünya gerçekliğinde bütüncül bir üretim ve paylaşımda bulunmaları sağlanmıştı.

​2017’ye geldiğimizde ise Mekan Atölye-4 projesinin yönetimini CerModern sanat programları yönetmeni Zihni Tümer aldı ve sanatçının yaşadığı çevreyi tanımlarken kurguladığı müdahale yöntemini ön plana çıkarmayı hedefleyerek “Taktiksel Duruş” başlığı altında bir çalışma yarattı. Özellikle sanat yaşamlarının erken dönemlerinde sayılabilecek sanatçıların farklı disiplinlerdeki işlerini bir araya getiren sergideki video çalışmaları bir hayli dikkat çekici. Büşra Özdemir’in Ben Bir Başkası adını verdiği 9 kanallı video çalışmasındaki hep düşlediğimizin aksine sokaktan geçen özel biri olma ihtimalimiz yerine, herkes gibi bir başkasının rutinini tekrarlayan sıradanlığımızdan yola çıkma fikri çok yerinde bir kendine getiriş haliydi. Azime Sarıkaya’nın 8 isimli videosu da detaylıca izlenip, anlamlandırılacak, siyah zemin üzerine beyaz ve çocuksu çizgileriyle heyecan uyandıran bir işti.

  • Aliye Dorkip
  • Emre Lüle - Inde Deus Abest
  • İhsan Oturmak - Islahat-ı Elifba ve Tekerrür

İhsan Oturmak - Islahat-ı Elifba ve Tekerrür

Çok sayıda etkileyici, kavramsal derinliği yahut belirgin estetiği olan işin bir araya geldiği sergide Mert Acar’ın Advertise Here yerleştirmesi, güçlü floresan ışığı kadar ardında barındırdığı anlamla da oldukça dikkat çekici. Acar, tüketim odaklı kültürümüzün en göze parmak temsillerinden olan billboard’ların, içerikten yoksun kaldıklarında önüne gelen reklamı parlatmak için nasıl yoğun ve sahte bir ışık yaydığını ve gerçekliğin ardındaki boşluğu sorguluyor.

Şahin Demir’in sergide yer alan isimsiz iki resminden biri estetik duruşu ve kullandığı imgelerle ve kadın ruhuna atıflarıyla dikkat çekerken, diğer işindeki katman katman boya ile oluşturduğu gri beton görünümü sanatçının çocukken oynadığı -çoğumuz gibi- boşaltılmış mekânlardaki aşınmış beton duvarları ve oralarda yankılanan anılarımızı hatırlatıyor. Fatih Dülger Yerden Göğe 1 tablosunda, taktiksel olarak temelde bir varlık-yokluk meselesi üzerine olan işlerindeki boşluğu temsil eden beyaz alanların negatif duruşunun, bazı resimlerde anlamlanarak nasıl pozitife dönüştüğünü tartışırken verdiği naif duygularla uzun uzun seyredilecek bir yapıt da ortaya koymuş durumda.

Baysan Yüksel’in Dört Gözler ve Gezegen gibi renkli ve hayal dünyasından fırlamış işleri bu tarz çalışmaları sevenler için muhteşem bir seyirlik. Benim bayıldığım bu işlerin karşısında yer alan ve yine çok beğenilen Melike Kılıç’a ait duvarda yer alan Göl, Altın Kayanın Üstündeki Kız ve Misafirler Aniden Gelir de yine çok sevilen işlerden. Güler Güçlü’nün Beton heykeli ve Osman Gültepe’nin Denge heykeli ise sergide en sevdiğim heykeller olarak yer alıyor. Heykeller, kullanılan malzeme ve teknik taktiklerin göz önüne alınarak seçildiğini düşündürüyor, bu da sergi çatısıyla uyuşan bir tutum olarak duruyor.

Kusursuza yakın bir düzenlemeyle kurulan sergide Sedat Akdoğan’a ait Sur isimli yerleştirmenin, ilk bakışta gözden kaçacak bir noktada olduğunu düşünürken aslında çok doğru bir yere, gerçekten biri evin içinden dışarı bakıyormuş hissine kavuşturacak bir dar alana yerleştirildiğini fark ediyor insan. Kamusal mekândan soyutlanmak için çekilen perdelerle sansür ilişkisini tartışan, bunu da 1990’lardan bu yana gelen hegemonik ve arkaik yönleriyle eleştiren Akdoğan, bunu bir zamanlar çok yaygın olan bir perde kumaşını kullanarak ve açıldığında Sur’dan bir manzarayı arkasına koyarak yapıyor.

​Girişte herkesi karşılayan ve çıkışta yolculayan Yağmur Çalış’a ait kâğıttan Ego ise hem malzemesinin hassaslığıyla kırılgan egolarımızı tarif ediyor, hem de kocaman canavarca iştahını gösteren ağzındaki dişleriyle ne kadar saldırgan olduğumuzu. Boşlukta asılı bekleyen Ego’muz, girerken canavarca güçlü dururken, gördüğümüz işlerinden ardından dalgalana dalgalana dokunsan düşüp parçalanacak bir kâğıt topağı olarak bizi uğurluyor. Bizi kendimizle yüzleştirdiği işiyle Yağmur Çalış, övgüyü ve teşekkürü hak ediyor.

  • Güler Güçlü - Beton
  • Osman Gültepe - Beton
  • Şeyda Özdamar - Vesikalıklar
  • Yağmur Çalış - Ego
  • Yiğit Can Alper
  • Yiğit Can Alper

Yiğit Can Alper

“Mekan Atölye-4 / Taktiksel Duruş” irdelenmeye değer taktiksel arka planlarıyla çok daha fazla sayıda sanatçının çalışmasını görmek isteyenleri, 12 Kasım’a dek CerModern Ana Galeri’de bekliyor.

0
4033
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle