31 TEMMUZ, CUMA, 2015

Bu İngiliz Çocuğun Maslak Oto Sanayi’de Ne İşi Var?

42 Maslak Art!SPACE’te Ali Bakova ve Gökhan Karakuş’un küratörlüğünde gerçekleşen Atölye Maslak “maker culture” sergisinde “Arch” isimli yapıtıyla yer alan George Rae ile Maslak Atatürk Oto Sanayi’deki atölyesi, Londra’dan İstanbul’a yaptığı yolculuk ve zanaatın pratiğindeki etkileri üzerine konuştuk.

Bu İngiliz Çocuğun Maslak Oto Sanayi’de Ne İşi Var?

Atölye Maslak “maker culture” sergisine nasıl dahil oldun?

Sanatçı arkadaşım Kemal Tufan’ın Maslak Oto Sanayi’deki atölyesinde çalışırken serginin küratörlerinden Ali Bakova ile tanıştım. O sırada üzerinde çalıştığım işi çok beğendi ve Atölye Maslak projesinden bahsetti. Sergide Maslak Oto Sanayi’de çalışan sanatçıların, tasarımcıların, fotoğrafçıların ve ustaların ürettiği ve çeşitli üretim kültürlerinden izler taşıyan yapıtlar yer alıyor. Sergide yer alan işim “Arch” inşa etme eylemiyle ilişkili olduğu için hem 42 Maslak’a hem de bu sergi konseptine uygun bir eser. Nasıl bir bina onu inşa edenlerin emeğiyle yükseliyorsa, “Arch”ı oluşturan elementler de ancak birbirlerinin desteğiyle o yapıyı kuruyorlar. Bir anlamda 42 Maslak’ın inşasında çalışan insanlara teşekkür etmek istedim.

  • Serhat Cacekli ve George Rae ©Denef Huvaj
  • George Rae ©Denef Huvaj

George Rae ©Denef Huvaj

Maslak Oto Sanayi’de çalışan bir sanatçı olarak orayı nasıl tarif edersin? Sergiye ismini veren “maker” kültürüyle ilişkini biçimlendirmede çevrenin nasıl bir katkısı oldu?

Zaman zaman “bu İngiliz çocuğun oto sanayideki kahvede ne işi var?” tarzında bakışlara maruz kalsam da Maslak’ta çalışmayı çok seviyorum. İstediğim anda bir atölyeye gidip cilalama diski ödünç alabilmek harika bir şey. Bir de Ayhan Abim var; tanıdığım en mükemmel insanlardan. Motosiklet parçaları üretiyor. İşini öyle bir ustalıkla yapıyor ki hayranlıkla izlememeniz imkânsız. Milano’daki Fonderia Artistica Battaglia’da bronz heykeller üzerine çalışırken Mario Conti adında bir ustaya çıraklık yapıyordum. Yanında çalışmak zordu ama onu izlemek bana büyük keyif veriyordu. Zanaatkarlık sanatsal pratiğimde büyük yer kapladığı için Maslak Oto Sanayi’de çalışmak benim için oldukça yararlı oldu.

Fonderia Battaglia ile yollarınız nasıl kesişti? Geçmişinden biraz bahsedebilir misin?

Londra’da doğdum ve dört yaşımda İngiltere’nin kuzeyinde bir köye taşındık. Çocukluğum evimin hemen yanındaki mandırada çalışarak geçti. Daha sonra Wimbledon School of Art’a kabul edildim ve 18 yaşımda Londra’ya döndüm. Mezun olduktan hemen sonra katıldığım bir grup sergisi için yaklaşık yedi metre boyunda kilden bir meşe ağacı yapmıştım. Sergi boyunca kil kuruyacak ve çatlayarak heykelin içindeki iskeleti ortaya çıkaracaktı. Doğası gereği kolay satılacak bir iş değildi ve sergiyi düzenleyenlerin sadece işin bu kısmıyla ilgileniyor oluşu beni rahatsız etti. 22 yaşında okuldan yeni mezun olmuş bir sanatçı olarak ticari yönü bu kadar ağır basan bir sanat ortamına dahil olmak istemedim. Böyle bir ortamda zarar görmeden var olabilmek için sizi destekleyecek prensipleriniz ve idealleriniz olması gerekir. Ben de kendimi geliştirmek ve bu prensipleri kazanmak için Londra’dan ayrıldım ve Sicilya’ya gitmek üzere bisikletimle yola çıktım. Fransa’da bir ormanda iki ay boyunca yaşadım, sokaklarda trompet çaldım. Milano’ya vardığımda ise bir sene boyunca Fonderia Artistica Battaglia’da çıraklık yaptım ve şimdi İstanbul’dayım!

Peki doğada kendi başına yaşadığın iki aylık süre boyunca bir şeyler üretmeye çalıştın mı? 

Pek sayılmaz. İki ay boyunca bir hamakta yaşadım ve bütün zamanımı doğayı keşfetmeye adadım. Doğadan ve doğal olandan daha güzel bir şeyin olmadığının farkına vardım. Bunun dışında bol bol Kant ve Nietzsche okuyarak kaosun içinden kendi değerini geri verebileceğim bir şeyler damıtma fikri üzerine odaklandım.

  • ©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

Atölye Maslak “maker culture” sergisinde yer alan işinde kullandığın malzemeler de bir o kadar sade ve neredeyse hiçbir müdahalede bulunulmamış. Sanatsal pratiğinde doğal olana ne sıklıkta yer veriyorsun?

Finansal destekçisi olmayan genç bir sanatçı olarak şu an elime ne geçerse onunla çalışıyor olsam da bütün materyallere aşığım diyebilirim. Yeteri kadar zamanım ve param olsa hepsiyle tek tek çalışmak isterim. Performatif niteliği ön planda olan sade işler yapmayı seviyorum. Nesneler üretmekten çok bir his yaratmaya ilgi duyuyorum. Benim için heykelin nüfuz etmediği boşluk da yapıtın kapladığı alan kadar önemli. Doğayı gözlemlerken nesne ve çevresi arasındaki ilişkiyi derinlemesine inceleme fırsatım oldu. Bazen işlevi bazen ise tasarımı ön plana çıkan işler yapıyorum. Böylece kişiliğimin farklı taraflarını tatmin etme şansım oluyor.

  • Serhat Cacekli ve George Rae  ©Denef Huvaj
  • George Rae  ©Denef Huvaj

George Rae  ©Denef Huvaj

Şu an üzerinde çalıştığın yeni bir proje var mı?

Evet, bienal zamanına yetiştirmeye çalıştığım bir projem var. Kamusal bir mekânda iki tane sekiz metrelik I-beam’i (i harfi kesitinde demir kiriş) yere sabitleyeceğim ve yaklaşık 50 kişi bu kirişleri tepelerine bağlı olan halatlardan çekerek birbiri üzerine eğmeye çalışacaklar. Halat çekme oyununa benziyor, fakat takımlar arasında bir rekabetten çok ortak bir amacı gerçekleştirme arzusu ön planda. Her ne kadar amaçsız bir eylem olarak gözükse de Francis Alÿs’in “When Faith Moves Mountains” işinde olduğu gibi hem birlikte hareket etmenin gücünü gösteren hem de sanatçının konumunu sorgulatan bir yapısı var. Kendini ulaşılmaz bir yerde gören, zanaata ve emeğe hak ettiği değeri vermeyen sanatçıları eleştiren bir iş. Bu aralar bir de Can Aksan’la ortak bir müzik projesi üzerinde çalışıyoruz, ilk EP’mizi kısa bir süre önce kaydettik. Müzik de aynı görsel sanatlarda olduğu gibi, kendimi özgür hissedebildiğim alanlardan biri.

0
3686
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle