29 MART, PERŞEMBE, 2018

Bu Evrenin Kapısı Hasköy’den Açılıyor

70’lerden bu yana pek çok sosyolojik olguyu farklı medyumlarla sanat nesnesi hâline getiren, süreç içerisinde bilim ile olan haşır neşirliğini her fırsatta dile getirmeyi başaran bir aktivist ve sanatçı olan Nil Yalter, sanatın ve bilimin harmanlandığı “Kara Kum” sergisiyle bizleri Hasköy’den açılan bir kapıdan evrenin yolculuğuna çıkartıyor.

Bu Evrenin Kapısı Hasköy’den Açılıyor

Kahire’de doğup İstanbul’da bir müddet yaşadıktan sonra 1965 yılından itibaren Paris’te yaşamına devam eden, 1970’lerde Fransız feminist akımının öncü temsilcilerinden, göçmen kültürünün hep ilişiğinde durmayı tercih eden, bilim tutkunu bir aktivist ve sanatçı Nil Yalter.

​Şamanizmden feminizme kadar pek çok hususta ürettiği işleri arasında, şehir ve toplumların belleklerini tuttuğu eserlerinin epikliği sanatçının Galerist’te açtığı “Kara Kum” sergisinde de görülebiliyor. Yalter, 1977 yılında New York, İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan göçmenlerin yaşam alanlarını ele aldığı Geçici Meskenler çalışmasının ardından, göçmenlik algısı üzerine olan mesaisini, “Kara Kum” sergisinde pekiştiriyor. Ev sahipliğini Galerist’in, küratörlüğünü Melis Tezkan’ın üstlendiği sergide, Nil Yalter’in göçebe kültürünün sosyolojik dinamiklerini iyice süzgeçten geçirmesinin yanı sıra bilimin nabzını yakından tutmasının verdiği yeti, “Kara Kum”’un temellerini oluşturuyor.

​​Nil Yalter yaklaşık beş sene önce Hasköy Mahallesi’nde, Cevdet Usta’ya ait bir atölyede gördüğü kumun ısıyla tepkimeye girmesi sonucu yanıp siyaha dönüşmesi üzerine üretimin ve yok oluşun mükemmel döngüsünü evrenler çerçevesinden bize gösteriyor. Bilimin ışığında gözlemlediğimiz tepkimelerin, bir kumun aldığı ısı ile kara bir kuma dönüşümünün aslında sosyo-kültürel bir gerçeklikle örtüştüğünü, sergi boyunca izliyoruz.

©Serkan Eldeleklioğlu

©Serkan Eldeleklioğlu

Hasköy Mahallesi, sahip olduğu endüstriyel atölye zenginliğinin yanı sıra çok katmanlı bir inanç kültürü geçmişine de sahip. Pek çok dini cemaate ev sahipliği yapan semt, zamanla bu kültürel çokluğu da kendi özüne sindirmiş. Yalter’in bu iki farklı pencereyi, tek bir perspektif ile yorumlaması “Kara Kum” sergisini gün yüzüne çıkartıyor. Bahsi geçen etmenlerin olumsuz bir eleştiri olduğunu söyleyemeyiz, kara olarak nitelendirilenin aslında bir üretim değişikliğinden geldiğini göz önünde bulundurursak, sergide yer alan işlerin “kara” bir görüntüye sahip olmalarına karşın karamsar olmadıkları kanaatine varabiliriz.

​Sergide bizleri ilk olarak Nil Yalter’in sesi karşılıyor. Kum saatlerinin yerleştirildiği bu odada, açılış günü bir performans gerçekleştiren sanatçı; son, geçmiş, hız, sonsuzluk, boyut, gelecek ve şimdiki zaman, karanlık madde kavramlarını Türkçe, İngilizce ve Fransızca dilleriyle tekrar ediyor. Açılıştaki performansı kaçıranlar ise sergiyi ziyaret ederken bu performansın ses kaydıyla karşılaşıyor. Böylece aslında serginin kilit noktalarını betimleyen kelimeler, izleyicinin bilinç altında ince ince yer ediniyor.

  • ©Reha Ercan
  • ©Metin Bakırkaya
  • ©Reha Ercan

©Reha Ercan

Sergide yer alan Cehennem Kapısı isimli buluntu nesne ise ister istemez bir anlık duraksamaya sebebiyet veriyor. Gördüğümüz ahşap parçasının üstünde yer alan kara leke, ahşabın yanmasından sonra kalan bir leke nihayetinde ama aynı zamanda dönüşüm izlerinin bir belgesi niteliği de taşıyor.

Sanatın değişimini temsil eden ve her fırsatta bunu dile getiren Piet Mondrian’a atıfta bulunan sanatçı, Hasköy’deki atölyede yer alan çarkları yine “çağdaş” neon ile birleştirerek Dinamik Kitleler / Ritm ve Geometri adlı çalışmasını ortaya çıkartıyor. Çalışmanın yerleştirilme şekli ve hemen karşısında yer alan İsimsiz adlı kara çarşafların süzüldüğü işle birbirlerine bakıyor olması, toplumsal ve inançsal değişimin çatışmasının ya da “birbirlerinin yüzüne bakıyor” olmasının altını çiziyor. İsimsiz adlı çalışmanın duvarın içinden gelen – giden bir kara döngüymüşçesine izleyiciyi hipnotize eden estetiğine odaklanmadan geçilmiyor.

  • ©Reha Ercan
  • ©Metin Bakırkaya

©Metin Bakırkaya

Bir başka odada ise sergiyle aynı ismi taşıyan Kara Kum yerleştirmesi bizi bekliyor. Yerleştirme, tüm odayı etkisi altına alıyor. Çalışmanın içeriye giren izleyiciyi doğrudan kendine doğru çeken enerjisi, izleyiciyi güneşe yaklaşan İkaruslar gibi çevresine topluyor. Yaklaşma isteği uyandıran neon ışıklar ve bir çember halinde yazılmış olan güneşin karbonu dönüştürerek ürettiği enerji denklemi, kum üzerine yerleştirilmiş hâlde bizi selamlıyor. Odanın tamamında hissedebildiğimiz ise sonsuzluğun dinamiği, bir üretimsel dönüşümün evrensel karşılığı.

​Yalter, son odada yer alan Hasköy isimli 25 dakikalık video çalışmasında atölyede gerçekleşen çalışmaları bir ritüel edasıyla gözlemliyor ve videografik olarak kendine has olan yorumunu burada da belirgin bir şekilde gösteriyor.

  • ©Metin Bakırkaya
  • ©Reha Ercan
  • ©Metin Bakırkaya

©Metin Bakırkaya

Sergide yer alan çalışmalarda net bir şekilde gözlemleyebildiğimiz şey, her şeyin, sürekli devinim hâlinde oluşu. Üretim kimi zaman bir atölyenin kapalı kapıları ardında gerçekleşirken kimi zamansa evrenin sonsuz uzay boşluğunda sürebiliyor. Tüm bu işleyişin ve akıp gidiciliğinin yanında insan, daha geniş kitlesiyle toplum değişiyor. İşlendikçe belki form değiştirmiyor ama nihayetinde değişiyor. Tüm bu düzenin aslında bir kara kummuşçasına evrimini bizlere kendi lisanı ile anlatan Nil Yalter, değişimin getireceği berrak sonsuzluktan dem vuruyor.

​Nil Yalter’in “Kara Kum” sergisi, 21 Nisan tarihine kadar Galerist’te görülebilir.

0
2058
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle