17 EKİM, PAZARTESİ, 2016

"Bir Gün Eserlerimin Soluk Aldığını Görmek İsterim"

Disiplinlerarası araştırma ve çalışmaları ile tanınan sanatçı Pınar Yoldaş ile son dönem projeleri ve Zilberman Gallery proje alanında devam etmekte olan “Superflous” sergisi hakkında konuştuk. Yoldaş “Superflous” ile özellikle “güzellik” kavramını sorgulamış ve bu kavramın temellerini doğa bilimlerinde aramış. Sanatçı sergi için proje alanını doğadaki en çarpıcı renkleri taşıyan canlılardan biri olan kuşların tüy, ses ve desenleri ile çevreleyerek göz alıcı bir sorgulama alanı yaratmış. “Superflous” proje sergisi 12 Kasım’a kadar Mısır Apartmanı’nda bulunan Zilberman Gallery proje alanında görülebilir.

Pınar seni en son 2015 yılında gerçekleşen, 14. Istanbul Bienali’nin Büyükada ayağında yer alan Suyun Kalbi adlı mimari yerleştirme ile görmüştük. Bienal sonrası senin için nasıl geçti? 

Bienal dönemi çok yoğundu. Bienal biter bitmez Almanya’ya geçtim, ZKM (Center for Art and Media Karlsruhe)’de bir karma sergi için Bir Aşırılık Ekosistemi adlı yerleştirmenin kurulumunu yaptım. Daha sonra bir sergi projesi için Moskova’ya geçtim, burada Polytechnicum’da kişisel sergim oldu. Hemen sonrasında ise Berlin’de bulunan Akademie der Kunste’de »Without Firm Ground – Vilém Flusser and the Arts« adlı Vilem Flusser üzerine düzenlenen bir karma sergiye katıldım. Daha sonra Amerika’ya geçtim ve doktora sınavlarını verdim. Yani benim için çok yoğun bir dönemdi.

İstanbul Bienali’nden Zilberman Project Space’de gerçekleştirdiğin “Superfluous” sergisine kadar ne tür araştırmalara yoğunlaştın? Nasıl oluştu “Superfluous” proje sergisi?  

“Superflous” sergisinin kavramsal çercevesi benim için yeni oluşmadı, uzun süredir üzerine düşündüğüm ve araştırma yaptığım bir konu aslında. Sergi “Güzellik ve sanat anlayışımız nereden geliyor?”, “Neden güzele ilgi duyuyoruz?”, “Güzel nedir?”, “Sanat nedir?” gibi meta sorular üzerine... Ben bu tip soruların yanıtlarının bio-kültürel olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla yanıtları da sosyal bilimler ya da kültür teorileri kadar doğa bilimlerinde arıyorum. Evrim teorisi nörobilim ile birleşerek bize bu konuları aydınlatmada yardımcı olabilir diye düşünüyorum.

Zilberman Gallery proje alanı küçük bir alan, bu mekânı değiştirip geliştirecek aynı zamanda da hızlı  uygulayabileceğimiz bir çözüm aradım. İlk toplantımızdan itibaren dinlendirici bir atmosfer yaratmak istediğimi belirtiyordum. Sergide kuş sesi, yeşil rengi, kullanılan kuş tüyleri ve print eser bir araya gelerek büyülü bir ortam oluşturuyor.

  • ©Kayhan Kaygusuz
  • ©Kayhan Kaygusuz
  • ©Kayhan Kaygusuz

©Kayhan Kaygusuz

Sergi metninde filozof Elizabeth Grosz’un kitabına referans vermişsin, kendisi Duke Üniversitesi’nde bir dönem “Kadın ve toplumsal Cinsiyet” bölümünde dersler vermekteydi. Grosz ile Duke Üniversitesi’nde yapmış olduğun yüksek lisans döneminde çalışma şansın oldu mu? 

Evet, Elizabeth Grosz’un “Sanat ve Hayvan” (Art and the Animal) dersine katıldım. Derrida derslerini de ondan aldım. Çok şanslıyım. Harika bir düşünür, harika bir eğitmen ve harika bir insan. 

Serginin adını taşıyan Superfluous adlı dijital baskı ile ses yerleştirmesini Elizabeth Grosz’un 2008 tarihli Kaos, Toprak, Sanat: Deleuze ve Dünyanın Yapısı adlı kitabındaki “O zaman bize çekici gelen nedir? Çiçeklerin çarpıcı güzelliği, kuşların şarkıları. Bir anlamda bu fazlalığın, yaratma ya da üretimden çok cinsellikle ilgili olduğunu düşünüyorum.” görüşü üzerine mi kurguladın? Bu araştırma süreci nasıl gelişti?

Belirttiğim gibi bu çok uzun bir süreç, neredeyse yirmi senelik bir düşünme ve araştırma süreci. Bu konuda kaç kitap ve makale okuduğumu, kaç konferansa katıldığımı, kaç kişiyle konuştuğumu hatırlamıyorum bile.

Süreç şöyle gelişti; kafamda bir sorular bütünlüğü var ve bunları anlamaya, yanıtlamaya çalışıyorum sürekli. Kesintisiz bir şekilde egemen toplumsal kimlikle çatışan bireysel kimliği çalışmak aslında özünde anarşist bir süreç. Cinsellik elbette ki çok boyutlu bir konu ve Darwin, Viktorya İngiltere’sinin tutuculuğunun ötesine geçmis bir bilim düşünürü. Darwin’in Doğal Seçim (natural selection) teorisine kıyasla daha az bilinen Cinsel Secim (sexual selection) teorisine göre, erkek hayvanların ikincil cinsel özellikleri ( secondary sexual characteristics ) dişilerin seçimleri sonucunda oluşmaktadır. Özellikle erkek kuşlardaki abartılı desenler, tüyler, kuşların şarkıları, dişilerin seçimleri sonucunda evrimleşir yani dişileri en cok cezbeden özellikler bir sonraki nesle aktarılır. Ilginç olan nokta şu ki; dişi kuşlara çekici gelen bizlere de çekici gelmektedir. 

Proje alanında bir de ses yerleştirmesi bulunuyor, sergi alanına girdiğimizde kuş ve doğa sesleri duyuyoruz. Bu yaklaşımın nedeni neydi?

Duyusal bir bütünlük yaratmak istedim. Bu bütünlüğün benzerini kavramsal sanatçı Joseph Kosuth yapmıştır. Sandalye yazıp, sandalyenin resmini yazının yanına yerleştirmiş. sandalyenin kendisini de yazıyla resmin yanına bırakmıştır. Benim amacım da benzer bir şekilde kuşun kuşsallığını öne çıkartmaktı.

  • ©Kayhan Kaygusuz
  • ©Kayhan Kaygusuz
  • Pınar YoldaşFool's Fowl / Exotique , 2016Karışık Teknik / Mixed Media40 x 40 x 30 cm ©Kayhan Kaygusuz
  • Pınar YoldaşFool's Fowl / Deluxe , 2016Karışık Teknik / Mixed Media40 x 40 x 30 cm ©Kayhan Kaygusuz

Pınar Yoldaş

Fool's Fowl / Deluxe , 2016

Karışık Teknik / Mixed Media

40 x 40 x 30 cm ©Kayhan Kaygusuz

“Superfluous” sergisinde bir de 2013 yılında başlamış olduğun “Fool’s Fowl” serisinin devamına rastlıyoruz. Bu sefer daha gösterişli renklere ve tüylere sahip heykeller sergileniş biçimleri nedeniyle bile sanki birer fetiş objesi haline gelmişler. Bu serinin daha renkli ve gösterişli olması bir yandan “güzel” kavramının kaynağının nereden geldiğini sorgularken diğer yandan Darwin’in dişiyi etkilemeye çalışan erkek gösterişine mi bir gönderme var? 

Evet. Bu seri aslında daha çok bir öneri. Eserin adı “Tavuksuz tavuk” ya da “Sentetik bıldırcın” olarak çevrilebilir. Ben beyni, duyuları ve hareket organları olmayan bir yumurta makinesi öneriyorum. Bu makineyi tüketiciye cazip kılmak içinse üzerini gözümüze hoş ve güzel gelen egzotik tüylerle kaplıyorum.

Superfluous aslında kelime anlamı olarak “gerekenden fazla olan, gerekmeyen” demek. Serginin de adını taşıyan dijital baskı eserinde tam Darwin çizimlerinden çıkma, tüm renkleriyle bizi kendine hayran bırakan doğanın ve özellikle kuşların yanında duran, rahmi kanatlanmış, renkleri ile tamamen bu doğaya ayak uyduran neredeyse yarı bir cyborg gibi gözüken manga görünümlü bir dişi durmakta. Bu görsel aslında senin çalışmalarında sıkça karşımıza çıkan anthropocene (antroposin) kavramı ile de yakından ilgili diye düşünüyorum. Bu kavram üzerinden sergi ile özellikle (sentetik)-biyoloji ve -estetik arasında nasıl bağ kurduğunu açıklayabilir misin? 

Anadolu lisesi hazırlık sınıfında çıplak androjen karakterler çizip dönem sonu sergisine teslim etmiştim. Karmaşayı tahmin edersin, çizimler anında yok oldu. Daha sonra sergileme ya da sanat nesnesine dönüştürme niyetim olmadan çizmeye devam ettiğim; cinsiyetin ve cinselliğin kültürel anlamını kavrama sürecinde bana yoldaşlık eden karakterler bunlar. Aynı zamanda zamansız ya da paralel bir gelecekten bize ulaşan karakterler. Bu eserde, flüt çalan karakter bütün erkek kuşların dikkatini çekiyor. Belki yürümeye devam ettikçe bu kuşlar peşine takılacak, onun izinden gidecekler. Flütünün sesi hepsini cezbedecek. Bu karakterin kanata benzeyen parçaları, karnından dışarı taşan rahim, yumurtalık ve diğer üreme sistemleridir. Bu üreme organları vücudun içinden dışına taşmışlar. Hem bir kabına sığamama hem de fiziksel bir kırılganlık söz konusu, nitekim iç organların vücudun dışında çalışamaz. Başında “kosmos”u andıran bir kask ile yürür. Özetle dikkatle inceleyen gözler için sembolizm ile dolu bir eser.

  • ©Kayhan Kaygusuz

Mimarlık, görsel iletişim tasarımı ve nörobilim üzerine eğitim aldıktan ve uzun yıllar araştırmalar yaptıktan sonra en son olarak Duke Üniversite’sinde’de Medya Sanatları ve Bilimleri doktorası yapıyorsun. Bu süreç nasıl ilerledi senin için? 

Hayatımın yüzde seksenini bir yandan iş yaparken bir yandan eğitim kurumlarına devam ederek geçirdim. Duke Universitesi’nde doktoraya devam ediyorum, üç farklı yüksek lisans programından sonra bir doktora iyi olur diye düşündüm. :) Bu program Aralık ayında sona eriyor ve bu süreçte üzerinde çalıştığım tezimi de kitap olarak yayımlacağım.

Özellikle Türkiye’de ne yazık ki çok da görmeye alışık olmadığımız bir ikilikten (bioart) beslenerek işler üretiyorsun, hem bilimden hem de sanattan faydalanarak özellikle araştırma temelli ilerliyorsun. Bu açıdan senin için bir sonraki adım ne olacak?

Bir laboratuvar ile yakından çalışmak ve tasarladığım yaratıkları üretmek önceliklerimi oluşturuyor. Ovid’in Pygmalion’in hikayesine dönersek, Kıbrıslı heykeltıraş kadını taştan oyar ve eserine aşık olur, bu yüzden Afrodit’ten eserine can vermesini ister. Stüdyosuna döndüğünde farkeder ki taş sıcaktır ve eserinin dudakları ıslaktır. Şimdi bu hikaye her ne kadar klişe olsa da içinde ilginç bir nokta var: Hayal edilenin üzerine yeterince çalışıldığında, tanrıların da küçük bir desteğiyle gerçeğe dönüşmesi… Günümüz tanrılarını Stanford Üniversitesi’ndeki Bio-X laboratuvarlarında ya da Harvard Üniversite’sinin Wyss Enstitüsünde bulabiliriz. Inat , istikrar ve biraz da şansla ben de bir gün eserlerimin soluk aldığını görmek isterim.

Son dönemlerde özellikle üstünde çalıştığın konular neler oldu, özellikle hangi alanlar üzerinde yoğunlaştın? 

Özellikle insanın çevresine etkisi, yapay zeka ve embriyolar üzerine yoğunlaştım. Ayrıca toksik bir yemek takımı, kirli havadan mürekkep yapmak ve yeni ses enstalasyonları üzerine çalışıyorum. Elimde cok fazla proje var, bakalım 2017 neler getirecek…

  • Pinar Yoldas - Global Warming Hot Yoga Studio, Röda Sten Konsthall, Göteborg
  • Pinar Yoldas - Global Warming Hot Yoga Studio, Röda Sten Konsthall, Göteborg
  • Pinar Yoldas - Global Warming Hot Yoga Studio, Röda Sten Konsthall, Göteborg
  • Pinar Yoldas - Global Warming Hot Yoga Studio, Röda Sten Konsthall, Göteborg
  • Pinar Yoldas - Global Warming Hot Yoga Studio, Röda Sten Konsthall, Göteborg

Pinar Yoldas - Global Warming Hot Yoga Studio, Röda Sten Konsthall, Göteborg

Türkiye’yi ne sıklıkla ziyaret ediyorsun, seni yakın dönemde hangi projelerde takip edebiliriz?

Kasım ayında çok sevdiğim İnci Aksoy’un Ekavart Galeri’sinde sergilenecek eserlerim olacak. Şu an Isveç’te Göteburg’da devam eden bir kişisel sergim var. Sıcak, Soğuk ve Kedi isimli yeni işlerimin de bulunduğu çok iyi bir sergi oldu. 

Aralık ayında Michigan Üniversitesinde bir sergi projesi olması söz konusu, ayrıca şu an Los Angeles’da bulunan Human Resources adlı galeride devam eden “Seduction of a Cyborg” adlı karma sergide de eserlerim bulunuyor. Yakın dönemde bir de Dortmunt’da bulunan HMKV’da gerçekleşecek “Die Welt Ohne” adlı bir karma sergiye katılacağım. 

0
1965
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle