06 EKİM, PERŞEMBE, 2016

Berlin’de Bir Mars Distopyası

Halil Altındere, Berlin’deki Neuer Berliner Kunstverein'da (NBK) 15 Eylül’de açılan solo sergisi “Space Refugee”de Suriyeli kozmonot Muhammed Faris’in hayatından yola çıkarak, mültecilerin Mars’ta yaşayacakları bir distopik gelecek kurgusu yaratıyor.

Berlin’de Bir Mars Distopyası

Halil Altındere, Berlin sanat sezonunun açılışı, Berlin Art Week ve iki önemli sanat fuarı ile şehrin en kalabalık ve hareketli dönemlerinden birinde, Avrupa Birliği’nin göbeğinde üç farklı işiyle mültecilerin farklı hikayelerini ve sorunlarını gündeme getiriyordu. Bu yazının konusu olan “Space Refugee” sergisinin ilk günleri, sanatçının Hebbel Am Ufer’deki işi Köfte Airlines ve Berlin Bienali kapsamında sergilenen videosu Homeland ile de çakışıyordu. Dolayısıyla, bu üç farklı işi bir arada değerlendirerek; Altındere’nin, Avrupa Birliği’nin sığınmacı ve mülteci politikaları konusundaki ikiyüzlülüğünü gözler önüne serdiği toplu bir yapıt olarak da okuyabilmek mümkün.

“Space Refugee”, sanatçının Suriyeli mültecilerin ülkeler arasındaki kirli pazarlıkların konusu ve mağduru olmasından yola çıkarak, “Mültecileri kimse istemiyorsa Mars’a mı gidecekler?” diye sormasıyla başlıyor. Altındere, sorusunda çok ciddi ve bu sorunun yanıtını da, 2012’den bu yana Türkiye’de yaşayan Suriyeli eski savaş pilotu ve kozmonot Muhammed Faris’in hikayesinden bir distopik mockumentary yaratarak arıyor.

Kathrin Becker küratörlüğünde gerçekleşen sergide, Muhammed Faris’in 1987’de Sovyet uzay gemisi Soyuz TM-3 ile Mir Uzay İstasyonu’na yaptığı yolculuktan referansla, Sovyet realizmi estetiği yoğunlukla hissediliyor. Faris’in hayatından kesitlerin yağlı boya çalışmalarla anıtlaştırıldığı, hatta Muhammed Faris’in bir nevi kahramanlaştırıldığı bir kurgu oluşturulmuş. Bu sosyalist gerçekçi estetikte öne çıkan bir başka nokta da, mültecileri Mars’a götürmek için gerçekleştirilecek olan fiktif uzay uçuşu Palmyra ve bu uçuş için oluşturulan logo ve astronot giysileri. Sergide, Şener Özmen tarafından tasarlanmış olan Palmyra logosunun gerçek uzay uçuşu logolarıyla birlikte sergilenmesi de, Altındere’nin yarattığı mockumentary mantığına başarıyla hizmet ediyor.

“Space Refugee”de, Muhammed Faris’in ülkesinde bir zamanlar adeta bir ulusal kahraman olduğu gerçeğini hatırlayarak, onun ikonlaşmasına tanık oluyoruz. Faris’in bir “action figure”ü anımsatan küçük heykelinin sergi girişine sokaktan görünecek şekilde yerleştirilip, yarı-kamusal bir görünürlük kazandırılması da, simgesel boyutuyla serginin yer aldığı kente ve Avrupa Birliği politikalarına önemli bir atıf. 

Halil Altındere, distopyasının mümkünatını ise sergiyle aynı adı taşıyan videoda araştırmış. Muhammed Faris’in hayatından kesitler de sunarak başlayan videoda, olası bir Mars kolonisine dair gereklilikleri NASA'da çalışan bilim insanları Alper Aydemir ve Umut Yıldız açıklarken, uzayın mülkiyeti, başka gezegenlerde yaşama - barınma hakkı gibi konuları ise uluslararası havacılık ve uzay hukuku uzmanı Avukat Nazlı Can anlatmış. Videodaki üç mülteci kozmonotun Mars’taki sahneleri ise Altındere’nin işlerinde daha önce de plato olarak kullandığı Kapadokya’da çekilmiş.

Serginin son bölümünde Halil Altındere, distopyasını somutlaştırma adımları atıyor ve mültecilerin Mars’ta yaşamaya başlaması durumunda toprağa ihtiyaç duymadan nasıl bitki yetiştirebilecekleri, mimarlık stüdyosu Autoban’ın olası Mars mimarisi öngörüleri ve Mars keşif aracı prototipiyle Mars hayatını detaylandırıyor. Yine bu bölümdeki virtual reality videosu Journey to Mars ise, 360 derecelik bir Mars sanal gerçekliği deneyimletiyor. Sanal gerçeklik gözlüğünü takıp Mars yüzeyine bastığınızda, kendinizi bir tür boşlukta hissediyorsunuz. Biraz başınız dönüyor, sonra ne tarafa gideceğini bilmez bir halde sağa sola yürümeye başlıyorsunuz. Ülkesini terk etmek zorunda kalmış, yersiz yurtsuz bir sığınmacının başka bir ülkede yaşamaya çalışması da buna benzer bir boşluk duygusuna yakındır belki… 

©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Göç, çağdaş sanatın sıklıkla işlediği bir tema. Son dönemde özellikle Suriyeli göçmenlerin yaşadıkları konusunda da akla ilk Ai Weiwei’nin işleri geliyor. Ne var ki, Ai’nin geçtiğimiz Şubat ayında Cinema for Peace galasına katılan oyuncuları mültecilerle özdeşleşen ilk yardım battaniyeleriyle giydirmesi ve ardından yaşanan selfie çılgınlığı, son derece yüzeysel, beyhude ve rahatsız edici bir eylemdi. Geçtiğimiz yıl da, Berlin’de bir grup akademisyenin, “mültecileri daha iyi anlayabilmek adına” canyeleklerini giyip, bir bota binerek Spree Nehri’nde vakit geçirdikleri videoyu hayretle izlemiştim. “Space Refugee” bu tür iki boyutlu ve oryantalist örneklerin tersine, konu için düşünsel bir zemin yaratıyor. Yaşama hakkı hudut tellerine takılıyorsa, belki Mars’a gitmek gerekiyordur. Peki Mars kimin? Uzayda mülkiyet var mı?

Halil Altındere’nin, son derece ağır ve dokunaklı bu konuyu, böylesi çok katmanlı bir yapıyla ele alarak ve -belki de en önemlisi- melodram tuzağına düşmeden, her zamanki ironik tavrıyla işlediği “Space Refugee” aynı zamanda kurgu-gerçek ilişkisinin örülüşü açısından da önemli bir noktada duruyor ve Altındere, farklı tasarımcı, sanatçı ve bilim insanlarının da katkılarıyla, distopyasını ustalıkla inşa ediyor. 

0
5557
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle