02 ARALIK, ÇARŞAMBA, 2015

Başka Bir Evreni Dönüştürme Atölyesi

Empire Project şu sıralarda Görkem Ergun’un “Eşik” sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi adeta başka bir evrenden gelen imgeleri buraya taşıyan fotoğraflarla dikkat çekiyor. Sanatçıyla üretim aşamasının odağında yer alan ve o karanlık evreni bizimkine yansıttığı çalışmalarını gerçekleştirdiği Moda’daki atölyesinde bu üretime gelene kadarki hikâyesini, bu serginin sürecini ve geleceğini konuştuk.

Başka Bir Evreni Dönüştürme Atölyesi

Belki fotoğrafla olan ilişkinden, üniversitede ne eğitimi aldığından başlayabiliriz. 

Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi'nde İletişim okudum. Sinema Televizyon Bölümü’nün altında yer aldığı için fotoğrafla doğrudan ilişkiliydi. Üniversiteye gitmeden önce de Ankara’da ufak tefek uğraşıyordum, ilgim vardı yani. Üniversiteye girince aynı zamanda kulübe de dahil oldum, sonra başladım işte fotoğraf üretmeye. Bölümdeki tüm fotoğraf derslerini aldım, karanlık odada çok vakit geçirdim. O zaman fotoğrafçı olacağımı düşünüyordum. Mezun olduktan birkaç ay sonra İstanbul’a geldim, bir süre sonra da Alp Sime’nin asistanı oldum. Ben ilk baştan beri belgesel fotoğrafı çok seviyordum, o yolda gidiyordum. Oradan tatmin olmadım, çünkü kendi kendime o alandaki etik mevzuları tam çözemedim. Nerede başlar, nerede biter; o sınırları idare edemediğimi düşündüm, koptum o yüzden biraz. Ondan sonra Tasarım Yüksek Lisansı yaptım Kadir Has Üniversitesi’nde ve İnci Hoca’yla (İnci Eviner) çalışmak iyi geldi.

Malzemeye olan merakın o zaman mı başladı?

O zaman başladı, bir şekilde zaten vardı aslında. Devamlı photoshop falan kullandığım için, karanlık odadan, dokunmaktan, oynamaktan uzak kalmıştım. Öyle olunca, ne yapacağımı düşünürken, kurcalarken bir şeyler olmaya başladı. İnci Hoca da beni yönlendirdi, derken derken malzemeyle çalışmanın içine girdim. Baktım, bu beni tatmin eden bir süreç. Belki photoshopu bile ekarte edebileceğimi düşündüm. Hâlâ da tam çıkmış değil ama yarı yarıya çıktı artık. Şu anda manuel yöntemler daha ağırlıklı.

  • Görkem Engin ve Refik Akyüz ©Korhan Karaoysal
  • Görkem Engin ©Korhan Karaoysal

Görkem Engin ©Korhan Karaoysal

Zaten photoshopun bir miktar uzaklaştırıcı bir etkisi var. Senin yeni işlerinde malzemeyle nesneler yaratma yöntemin daha etkili ama bir yandan da bütün o photoshop bilgin ve doğru müdahaleler yapabilme ve kararında bırakma halin de aynı oranda belirleyici işlerin oluşmasında. Sonuçta nasıl yaparsan yap, fotografik görüntüler bunlar. 

O sınırı aşmamış olmam iyi, öbür türlü benim açımdan sevimsizleşiyor, anlamı kalmıyor. İşin kendisini görmek istersin o zaman, ama ortaya çıkan işin kendisi olmaktan uzaklaşıyor. Nihayetinde bir dünya kuruyorsun, onu daha istediğim gibi yapabilme imkânı sağlıyor bu çalışma yöntemi.

Senin ilk hatırladığım sergin Poligon’da açtığın “Çiğ”. Ondan önce bir sergide yer almış mıydın?

Siemens Sanat’taki “Sınırlar Yörüngeler” sergisi var ondan önce. Aslında ordaki işleri de seviyordum. Orada etten bebekler diktim, bir sürü çocuk fotoğrafı topladım çeşitli dönemlerden, 19. yüzyıldan 20. yüzyıla, sonra o bebekleri çocukların ellerine yerleştirdim photoshopla. Oyuncak tutuyormuş gibi o bebeği tutuyorlar, ama bebek biraz ham dikilmiş ve durumun rahatsız edici bir tarafı var. Zamansız bir durum, 150 yıllık bir zaman diliminde o etten bebek geziyor. 

  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

Anlattığın şey biraz korku filminden çıkmış gibi.

Onun ince bir çizgisi var, tam öyle olsun da istemiyorum aslında. Rahatsız edici bir tarafı olsun da korku filmi izler gibi de bakılmasın. Daha ziyade gerilim filmine benzetebiliriz. Tedirgin edici, tekinsiz bir durum. 

Sonra da Poligon’daki sergi geldi. Poligon’daki sergi de alışıldık fotoğraflardan oluşmuyordu, sen onlara da çeşitli eskitmeler yapmıştın ve öyle sergilemiştin.

Onlar ölü insanların fotoğraflarıydı aslında. Boyunlarındaki ipleri falan çıkarttığım için bir anormallik olduğu anlaşılıyor ama ne olduğu anlaşılmıyordu tam olarak. Portre fotoğrafları gibi tasarlamıştım onları, metale bastıktan sonra toprağa gömüp birkaç ay bırakmıştım. Sonra Torun’daki sergi (F.S.T.R.) geldi. O sergi daha bir üst aşamaydı müdahale olarak, fotoğrafa doğrudan yapılan müdahaleler, eklemeler vardı ve izleyici bunları doğrudan görebiliyordu.

  • isimsiz 2011
  • isimsiz 2011
  • isimsiz 2011
  • isimsiz 2011
  • isimsiz 2012
  • isimsiz 2012
  • isimsiz 2012
  • isimsiz 2012

isimsiz 2012

Orada buradakinden farklı gördüğüm kadarıyla. Fotoğraflar var, birtakım objeler onlara eklenmiş ama onların fotoğrafa ait olmadığı da belli.

İşte, Torun’daki sergiyi yaptıktan sonra bunun çok da bir yere gitmeyeceğini düşündüm. Ondan sonra biraz daha farklılaştırmak gerektiğine karar verdim. O müdahalelerin fazla görünür olması çok da bir yere gitmiyor gibiydi. 

Bu yeni sergindeki işler tamamen fotografik zaten. Hani “bunu nasıl yapmış” meraklıları vardır ya, onları da tatmin eden bir tarafı var bu işlerin. Kendini çok açığa vurmayabiliyor çoğu zaman. Bu Torun’da ürettiğin işler, albenisi olan iyi işler ama ne oldukları fazla ortada belki. Yeni serginde daha fotoğrafa dönmüşsün.

Son yaptığım daha doğru geliyor bana, bir sonraki işimde bir öncekine yaklaşabilirim yeniden ama şimdilik bu iyi geliyor bana. Bu işlere video eklemeyi düşünüyorum, bu eğilimde videolar yapmak istiyorum. 10-15 dakikalık bir kısa film gibi, şimdi amaç o.

  • Görkem Engin ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

Özellikle dijital fotoğrafın yaygınlaşmasının ardından, fotoğrafta alternatif ve artık arkaik diyebileceğimiz bir takım yöntemler kullanarak üretim yapanlar da var. Sergideki işlerine bakarken bunu düşündüm, neticede bu alternatif yöntemler de malzemeyle farklı bir şekilde de olsa ilişki kuruyor ve kimi rastlantılara da izin veriyor. Sen bununla ilgili ne düşünüyorsun?

Ben aslında bu eski üretim biçimlerini çok seviyorum. Bir ara bu sergi için de düşündüm, emülsiyon alayım bunu farklı yüzeylere uygulayım. Bir ara filmlere bastırmıştım mesela negatifleri, bunları karanlık odada karta basayım, başka yüzeylere basayım diyordum kontakt baskı gibi. Dijital müdahale artık kontrast ayarı vs. onunla sınırlı kalıyor o yüzden büyük format film kullanıp ondan basmak da mümkün. Karanlık odayı çok seviyorum zaten, görüntünün oluşmasını beklemeyi. Olmadı tekrar yap, o güzel bir şey bence. Bir de sonuçta öbüründeki kesinlik yok, küçük hatalar beklenmedik etkiler bırakabiliyor ve bu mükemmellikten uzak olabilme olasılığı iyi geliyor. Her şeyin mükemmel, takır takır olması beni rahatsız ediyor. Bu yüzden benim haricimde gelişen, süreç içinde oluşabilecek ‘problemler’e yer vermek iyi geliyor bana. Benim işlerimde her şey çok hesaplı değil, hatalara açık olması iyi ama o hatanın da kabul edilebilir sınırlarda olması ve işe bir şeyler katması şart.

Peki bu nesnelere dönersek yine. Bunları yüksek lisans sürecinde başladın ve ondan beridir de yapıyorsun. Sonuçta buluntu objeler de var, onları dönüştürüyorsun. 

Sana kutulardan bir şeyler göstereyim. Sergideki o el bu el, ama fotoğrafta başka bir şeye dönüşüyor. O yüzden fotoğrafın bu dönüştürücülüğü iyi. O fotoğrafın büyüsünü, hani gerçekmiş gibi olan halini seviyorum. Fotoğrafsa bu gerçek diye bir klişe var ya, onun çatışması oluyor. İşleri üretirken kimisi bir yere gitmiyor. Bazısı üzerine farklı müdahaleleri kabul ediyor, bazısı da etmiyor. Yaparken nerede başlıyor nerede bitiyor görebiliyorum sanırım, bazen de göremiyorum o zaman güvendiğim arkadaşlarıma soruyorum. Biraz kurcalayınca insan anlıyor. Bazen de yapıyorum duruyor, sonra bir yerde tekrar karşıma çıkıyor, başka bir şekilde kullanıyorum. Mesela şunlar sahaflardan bulduğum bir şey yapılmamış fotoğraflar, bunların da zamanı gelecek bekliyorlar şimdilik sıralarını. Mesela sergide bir tane vesikalık fotoğraftan yola çıkarak yaptığım bir iş var, bir sürü müdahale yaptıktan sonra karanlık odada kontakt baskısını aldım, sonra tarayıp büyüttüm ve öyle kullandım.

  • Gizli Özne 2014
  • Gizli Özne 2014
  • İsimsiz 2014
  • İsimsiz 2014
  • İsimsiz 2014
  • İsimsiz 2014
  • İsimsiz 2014
  • İsimsiz 2014
  • İsimsiz 2014
  • İsimsiz 2014
  • isimsiz 2015
  • isimsiz 2015
  • isimsiz 2014
  • isimsiz 2014
  • isimsiz 2015
  • isimsiz 2015
  • isimsiz 2015
  • isimsiz 2014

isimsiz 2014

Sergide bir de fotoğraflarının içinde de yer alan senin ürettiğin objelerden bazıları yer alıyor. 

Aslında daha fazla karıştırma niyetim vardı, belki daha fazla obje, eski çerçeveler, karanlık oda baskıları koymayı da düşünüyordum. O zaman daha zor olacaktı kurgulamak. Steril olmayan bir süreçten gelen işleri kısmen strelize ederek sunmuş olduk sonunda. Görüntüleri ön plana çıkarmak adına iyi oldu sanırım bu hali.

Şu sıralar neyle uğraşıyorsun?

Şimdi İstanbul Modern’deki sergi (Habitat) için çalışıyorum. Bir video yaptım, birkaç tane de baskı var. Bir de deriye benzer şeyler yapıyorum, onların içlerine ölü hayvan fotoğrafları gömüyorum. Ne olduğu belli belirsiz, biraz dikkatli bakmak gerekiyor. Bunlar bulduğum av fotoğraflarından çıkıyor, onlar üzerinden ürettiğim bir iş günün sonunda. 

  • Görkem Engin ©Korhan Karaoysal
  • Görkem Engin ©Korhan Karaoysal

Görkem Engin ©Korhan Karaoysal

Daha kavramsal bir boyut getirmeyi düşünüyor musun işlerine? Bütün bu görsellikteki tutarlılığın üstüne bir katman daha koymak açısından. İşlerin toplamda bir hikâye anlatacağı belki. Videoyla da ilgileniyorsun ya o yüzden de soruyorum.

Biraz zaman gösterecek bence. Atölyeye gelip gittikçe belli olacak, zaten yoldan da çok sapmıyorum, eski işlerle yeni işleri yan yana koysan herhalde çok uzak değiller. Eğer video yapacaksam öyle bir noktaya gidebilir. O ilişkileri kurabilmek için daha fazla düşünmek lazım. Videoda ne yaparım tam da bilemiyorum. Ama aradığım gerçekle kurgu arasındaki gitgelleri kurcalamak, o belirsiz olanla uğraşmak. Hayatta o belirsiz olan şey rahatsız ediyor ya insanı. Biraz o hissiyat aradığım. İnsanın gördüğünü tam anlayamaması ve bir hissiyat uyanması. Belki mokumentary gibi şeyler. Kurgu bir belgesel mesela ama “gerçek mi acaba?”, “yoksa sahte mi?” soruları uyanır ya kafasında insanın. Bunların arasını biraz daha doldurmak istiyorum. O açıdan video da tamamlayıcı bir unsur olabilir bu işler için. Bu yolun geleceği açısından. Şimdi biraz daha araştırma, okuma safhasındayım. Bundan sonra biraz daha rahatım, biraz daha kafamı açabilirim. Bir de şunu eklemek istiyorum: çalışmalarımı güncel kavramlar üzerine değil de hissiyat üzerine yürütmeye çalışıyorum. Kaybolan bir şey varmış gibi geliyor, insanların kaybettiği bir şey varmış gibi geliyor bana. Güçlü olması gerektiğini düşündüğüm bazı şeyler var, onların üzerine gitmeye çalışıyorum. Hissetme meselesi biraz garip aslında. İnsanın biraz daha temel olan hisleriyle hareket etmekten bahsediyorum. İzleyiciyi de daha temel korkuları yönünde sürüklemek. O zamandan bu zamana taşıdığı şeyler üzerine odaklanmak, bunlar da ritüel gibi aslında. 

0
2486
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle