29 MART, SALI, 2016

Az Göstererek Çok Anlatmak

Pilot Galeri, 23 Nisan’a kadar, daha çok fotoğraf işleriyle tanıdığımızı düşündüğüm Cengiz Tekin’in “Cennetten Hemen Önce” sergisine ev sahipliği yapıyor. Tekin’le uzun zamandır dünyanın gündeminden düşmeyen konulardan sığınmacı sorununa odaklanan sergisinden yola çıkarak konuştuk.

Az Göstererek Çok Anlatmak

Cengiz Tekin ismine ilk olarak 2000’li yılların başlarında denk geldiğimi hatırlıyorum. Bir hikâyeyi tek fotoğrafla anlatan işlerdi bunlar; belli bir gizem barındıran, sıkışmışlık hissi veren, soyadının aksine ‘tekinsiz’ işlerdi. Bir perdenin arkasına gizlenen birini gösteren İsimsiz başlıklı işi 2003 tarihliydi. Onu takip eden yıllarda da işlerinde yer alan insanlar kimi zaman çeşitli sıkışmışlıklar içinde göründüler. Bazen açık alanda da olsalar tekinsizliklerini muhafaza ettiler. 2005 tarihli Serbest Vuruş işinde, bir kaleye serbest vuruş yapan bir futbolcunun önündeki barajda saf tutan -ne yapacağını bilemeyen- insanların da o sıkışmışlığın başka türlüsünü yaşadıklarına dair bir duygu geçiyordu izleyenlere. 

  • Perde Arkası, 2003
  • İsimsiz (yorganlar), 2003
  • İsimsiz (yorganlar), 2003
  • İsimsiz (yorganlar), 2003
  • İsimsiz (yorganlar), 2003
  • İsimsiz (yorganlar), 2003
  • Serbest Vuruş, 2005
  • Normalizasyon, 2009

Normalizasyon, 2009

Bu sergide daha önceden alıştığımız gibi fotoğraf yerine neden video kullandığını soruyorum Tekin’e: “Aslında video hep vardı, insanlar daha çok fotoğraf işlerini hatırlıyor ama video işleri de yapıyorum. Bu konuda fotoğraf yerine video kullanmak istedim. Birden fazla fotoğraf kullanmak yerine tek bir video ile daha çok şey anlatabiliyorum burada.” Aslında fotoğraflarında da tek bir karede çok fazla şey anlatmaya çalışan ve bunu adeta damıtarak yapabilen bir sanatçı Cengiz Tekin. Bu açıdan bakınca fotoğrafları ‘tablo fotoğraf’ diye de tanımlanan, tek bir fotoğrafla hikâye anlatmaya dayalı güncel fotoğraf pratiğinin de içine giriyor. Tekin’in hafızalarımıza kazınan bu fotoğraf işleri, bir bakıma da sanki performans dokümantasyonlarını andırıyor. Bunu söylediğimde Tekin, “Bu doğal aslında çünkü performans yabancı olduğum bir konu değil. Fotoğraf işlerimden önce performanslar da gerçekleştirdim. Üniversiteye girdiğimin ilk yılı daha 17 yaşındayken İstanbul Bienali’ni gezmek için İstanbul’a geldik. 1995 yılıydı ve René Block’un yaptığı bienaldi. Bu deneyim beni sarstı, üniversitenin henüz başındaki bir öğrenci için bütün yaşamımı etkileyecek bir deneyimdi bu ve klasik anlamda eğitim verilen bir üniversitede okumama rağmen benim üretimimi de etkiledi.” diyor. 

  • Cennetten Hemen Önce, 2015, videodan görüntü
  • Kırmızı Halı, 2012, videodan görüntü

Kırmızı Halı, 2012, videodan görüntü

Bu noktada Cengiz Tekin’in de içinde bulunduğu bir sanatçı grubundan söz etmek lazım. Bir dönem art-ist dergisini de çıkaran ve doksanların ortalarından beri gündemi belirleyen işler üreten Halil Altındere ve yakın zamanda Arter’de kişisel sergisi açılacak olan Şener Özmen’in de dahil olduğu ve Diyarbakır Okulu olarak da adlandırılan bir grup sanatçının varlığı, zaman zaman birlikte iş üretiminde bulunsalar da çoğunlukla fikir üretme aşamasındaki bir aradalıklarıyla dikkat çekici. Tekin bu konu hakkında şunları söylüyor: “Bu durum şaşırtıcı değil, ne de olsa Çukurova Üniversitesi’nde bir aradaydık. Tabii sürekli bir arada değildik, Halil bizden daha önce girmişti ve onunla sadece bir yıl beraber okuduk ama aynı ortamda yetişmemiz bize çok şey kattı. Bir de Halil dışında Şener ve ben Diyarbakır’a yerleştik, Türkiye’de genelde güncel sanatla uğraşanlar İstanbul dışında yetişseler de yolları İstanbul’a uzanıyor çoğunlukla. Biz Diyarbakır’da yaşayıp orada üretiyoruz.” Bence Tekin’in bu dedikleri çok önemli, çünkü bu durum, yerelden beslenip dünyada geçerliliği ve karşılığı olan evrensellikte işler üretmelerini sağlıyor. 

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel
  • Cengiz Tekin ve Refik Akyüz ©Nazlı Erdemirel

Cengiz Tekin ve Refik Akyüz ©Nazlı Erdemirel

Cengiz Tekin, “Cennetten Hemen Önce”de aynı adı taşıyan ve ilk gösterimi Roma’daki Maxxi Müzesi’ndeki "İstanbul. Tutku, Neşe, Öfke" sergisinde yapılan 2015 tarihli videosunu, 2012 tarihli Kırmızı Halı videosunu ve bir can yeleği heykelini sergiliyor. Kırmızı Halı videosu - galerinin yapısı itibariyle aşağıya indiğiniz an uzaktan ve tepeden hemen görmeye başladığınız “Cennetten Hemen Önce”yi saymazsak- sizi ilk karşılayan iş oluyor. Dicle’ye uzanan bir kırmızı halının durağan görüntüsünü yansıtan bu video, Tekin’in daha önceki “Dahili Mevzular” sergisinde gösterilmiş olmasına karşın sergiye adını da veren videoyla diyaloğa girebildiği için “Cennetten Hemen Önce”de de kullanılmış. Bu videodaki kırmızı halı, gidenleri temsil edebildiği gibi gelenlerin karşılanmasını da temsil edebilir. Nitekim Tekin’e geçen yaz VladyArt’ın yaptığı Refugees Welcome (Mülteciler Hoşgeldiniz) yerleştirmesinin fotoğrafını hatırlatıyorum. “O işi ben de gördüm, benim işimden haberdarlar mı bilmiyorum ama aklın yolu bir. Ben böyle benzer işleri görmekten hoşlanıyorum.” diyor.

Kırmızı Halı’dan sonra, loş bir koridordan galerinin ana mekânına geçerek karşı duvardaki Cennetten Hemen Önce ile karşılaşıyorsunuz. Bu video, hırçın bir denizden geçip kıyıya varan ve gerçekten sığınmacı olduklarını fark ettiğiniz bir grup insanın mağrur ve bir miktar şaşırmış ruh hallerini yansıtıyor. Bu insanlara dair fazla bir bilgi yok ama dünyanın farklı bölgelerinden gelen bu insanlar, -Türkiye’nin de bir çeşit geçiş ülkesi olarak payının olduğu- günümüzün en büyük insanî sorunlarının başında gelen ve ülkelerinden kaçarak güvenli bir liman gördükleri Avrupa’ya ulaşmaya çalışan sığınmacıları temsil ediyor. Yüzlerindeki mağrur ifadede hem büyük zorluklarla azgın denizleri aşarak kıyıya varmanın gururunu hem de belki de yolculuk sırasında kaybettikleri insanların hüznünü birlikte taşıyan bu insanlar, hayat ve ölüm arasındaki ince çizgide yürümüş ve hayatta kalmayı başarmışlar. Bu açıdan bakıldığında konu sığınmacılar üzerinden anlatılsa da yaşadığımız çağın çılgınlığında ayakta kalmayı başarabilen ama geleceği de hâlâ belirsizlikler içinde olan bütün insanların temsil edildiğini de düşünebiliriz. Sergiyi tamamlayan üçüncü iş ise bir kaide üzerine konularak ikonlaştırılmış, klasik dönemden bir torso heykelini andıracak şekilde tasarlanan ve sergilenen can yeleği heykeli. Bu heykelin simgeledikleri ve anımsattıkları, bu üç işi birleştiren duyguyu kuvvetlendiriyor. 

  • Cengiz Tekin ve Refik Akyüz ©Nazlı Erdemirel
  • Cengiz Tekin ©Nazlı Erdemirel

Cengiz Tekin ©Nazlı Erdemirel

Geçtiğimiz yıllarda sürekli gündemde olan ama özellikle son bir yıldır hızı artan bir şekilde adeta bir kavimler göçünü hatırlatırcasına Türkiye ve Yunan Adaları arasında gerçekleşen sığınmacı göçü, günümüzün en büyük toplumsal sorunlarından biri. Cengiz Tekin’e bu konuyla ilgili bir iş yapıp galeride sergilediği zaman ancak belli bir kitleye ulaştığını, özellikle de toplumsal sorunlara değinen işlerin paylaşımıyla ilgili -benim öteden beri aklımda var olan- başka neler yapılabileceğini de soruyorum: “Gerçek hayatta olan görüntülerle zaten karşılaşıyor insanlar sürekli olarak. Biz bu konularla ilgili iş yaptığımız zaman süslemiş gibi oluyoruz. Sanat dediğimiz zaman daha etkili mi oluyor? Herkes aslında yeteri kadar görüyor olan biteni ama görmek istemiyorlar, sen de bir sanatçı olarak onların gözüne sokmaya çalışıyorsun. Onun da yeterli olduğunu düşünmüyorum, ama bizim yapabildiğimiz de bu. Burada o insanlarla çalışırken çok hassas davranmak lazım. Terminoloji de çok kötü, kimse bunun esasını sormuyor, bu insanlar niye göçüyor? Bir şeyden kaçıyorlar. Bu durum nasıl başladı, aslında başlamasının sorumluları arasında gitmeye çalıştıkları ülkeler de var ama bu sorgulanmıyor. Bir de işin tacirler boyutu var, bu sığınmacılar ellerinde kalan parayı bu tacirlere ödüyorlar ama kimse bu tacirlerin peşine düşmüyor. Aslında sergiye konuyla ilgili yaptığım başka işleri de koymayı düşünüyordum ama vazgeçtim ve daha sade kılmak istedim.”

Cengiz Tekin ©Nazlı Erdemirel

Cengiz Tekin ©Nazlı Erdemirel

Bu sergiden sonraki planlarının neler olduğunu soruyorum: “Mayıs ayında Viyana’da, Işın Önol’un küratörlüğünü yaptığı bir sergiye katılacağım. Orası için yeni bir iş üretiyorum. Ağustos ayında da yine Viyana’da bir misafir sanatçı programına katılacağım bir aylığına. Ekoloji ağırlıklı işler yapmıştım, onlarla ilgili çalışmayı düşünüyorum. Ekoloji konusunun sonuçlarına dair iki yıldır çekimler gerçekleştiriyorum ama sunumu nasıl yapacağımla ilgili düşünüyorum, bu program da bununla ilgili çalışmam için bir fırsat. Değişik şeyler denemek istiyorum, sergileme yöntemi açısından da değişik bir şeyler olsun istiyorum.”

“Cennetten Hemen Önce” ilk başta basit görülen yapısının arkasındakileri düşünmeye davet eden duyarlı bir bakışı paylaşıyor izleyicisiyle. Cengiz Tekin’in az yaparak çoğu anlatmadaki başarısı, bu video işinin ve serginin çizgisini de belirliyor. Umut verme derdinde değilse de durup düşündürme derdinde ve günümüzün dertlerinin çözümünün anahtarı da durup düşünmeyi ve içinden nasıl çıkabileceğimizi birlikte bulmayı gerektiriyor. 

0
3845
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle