07 ARALIK, PAZARTESİ, 2015

Araştırma Sürekli Devam Ediyor...

SALT Araştırma'da bulunan kütüphane ve arşiv, 1960'dan bugüne sanat, mimarlık, tasarım, şehircilik, sosyal ve ekonomik tarih konularına odaklanan fiziki ve dijital belge ile yayınları içeriyor. Bu araştırmalar SALT bünyesinde gerçekleşen film gösterimleri, sergiler, söyleşiler, e-yayınlar gibi çalışmalara da kaynaklık ediyor. 2011 yılında kurulan SALT'ın, Araştırma ve Programlar ekibinden Sezin Romi ile arşiv ve kütüphane çalışmaları üzerine konuştuk.

Araştırma Sürekli Devam Ediyor...

Arşiv ve kütüphanenin kapsamından bahseder misiniz?

SALT 2011 yılında açıldı. Bundan öncesinde üç farklı kurumduk; güncel sanata odaklanan Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi, tasarım ve mimariye odaklanan Garanti Galeri ve sosyal, ekonomik, tarih konularına odaklanan Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi. Bu üç kurumun faaliyetleri sona erdi ve bunların arşiv ve kütüphaneleri de SALT Araştırma'yı oluşturdu. Odaklandığımız konular sanat, mimarlık ve tasarım, sosyal ve ekonomik tarih. Birazcık SALT'tan ve araştırma ilişkisinden bahsetmek gerekiyor; SALT araştırma yapan bir kurum, kurumun merkezinde bu var. Bu zaman zaman programları da belirliyor. Bir araştırma kimi zaman sergi, kimi zaman konferans, kimi zaman yayın olabiliyor ve bu süreçte edinilen kaynaklar ve belgeler kamuya açılmak üzere SALT Araştırma'da bir araya geliyor. Kütüphane, arşiv, bilgi merkezi gibi tabirleri değil de araştırmayı kullanmamızın sebebi de o. Bugün artık bilginin daha geniş formlarda, kütüphane ve arşivle sınırlı olmamasından kaynaklanan bir seçim diyebiliriz. 

Sezin Romi ve Özge Güneş ©Korhan Karaoysal

Sezin Romi ve Özge Güneş ©Korhan Karaoysal

Araştırma bir de sürece işaret ediyor, tamamlanmış bir şey değil yani…

Hiçbir zaman bitecek bir şey değil. Bütün araştırmacıların karşılaştığı en büyük meselelerden bir diğeri de araştırma yapılacak kaynakların çok sınırlı olması. Sadece sanat için değil, pek çok alanda bir araştırma yapılmak istendiğinde belli başlı referanslar dışında kaynak bulmak zor. Bir imajı bulmak, edinmek bir çaba ve süreç gerektiriyor, bazen bulamıyorsun veya ücret ödemen gerekiyor. Bunu zaman zaman biz de deneyimliyoruz. Ülkemizde kaynakların toplu olarak bulunduğu bir sistem yok ya da iyi işlemiyor. Böyle olunca biz  eksikliğini gördüğümüz konularla ilgili araştırmalar yapıyoruz. Ulaştığımız belgeler, kaynaklar daha çok bireylerin elinde. İyi ki onlar korumuşlar da destekleriyle onlara ulaşıp SALT Araştırma’da sunabiliyoruz. 

Bu belgeleri biriktirmiyorsunuz sanırım...

Evet, çoğunlukla arşiv sahibinden ödünç alıp dijitalleştirip geri veriyoruz. Toplayıcılık gibi bir amacımız yok. Araştırma amacıyla alıyoruz ve kimi zaman kendi programlarımızda kullanıyoruz ve sürdürülebilir bir şekilde araştırmaya açıyoruz. Araştırma mekânı Galata'da yer alıyor ve Salı-Cumartesi arası 10:00'dan 20:00'ye kadar açık. Kapsamlı bir kütüphaneden ve sayısı iki milyona yaklaşan dijital kaynaktan oluşuyor. Tüm bu kaynaklar, online kataloğumuz saltresearch.org üzerinden dünyanın her yerinden, görüntülenebilir, indirilebilir. 

  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

Her arşiv için geçerli mi bu?

Bu tabii arşivin koşullarına, telife göre değişiyor. Bazı malzemeleri sadece bu mekânda açabiliyoruz fakat mümkün olduğunca açık erişim sağlamaya çalışıyoruz. Sosyal medyadan da araştırma konusunda çalışmalar yapıyoruz. Kullanıcının daha rahat arama yapabileceği, kaynaklara ulaşabileceği şekilde online kataloğumuzun ana sayfasının tasarımını geliştiriyoruz ve yeniliyoruz. Flickr Commons'da arşivle paralel albümler hazırlıyoruz. Google Culture Institute'da dijital sergiler yapıyoruz. SALT Araştırma blog sayfasından ve Twitter’dan yeni gelen kitaplarımızı sunuyoruz. Bu mecralar üzerinden de kaynakların ulaşabilir ve görünür olması için çabalıyoruz. 

Kullanıcılar kaynak, içerik konusunda nerelerde yoğunlaşıyor, ne üzerine araştırmalar yapıyorlar?

Buna özellikle bakmıyoruz, takibini yapmıyoruz. Bir de mekânsal dönüşümden bahsetmek önemli. Burası yoğun olarak kullanılan bir mekân, yoğunluktan dolayı 3. kattaki Açık Arşiv’de de bireysel çalışma yapmaya gelenler için çalışma alanı sağladık. Araştırma mekânları için insanların bireysel çalışmalarını, üretimlerini yapabilecekleri, kendilerini rahat hissedebilecekleri alanlar sağlamak önemli. Dünyadaki diğer örneklere baktığımızda da bunu görüyoruz. Kullanıcıya sağlanan hizmetler ve teknik donanımlar bu yönde şekilleniyor. O nedenle de gelenlerin yalnızca buradaki kaynakları kullanmak amacıyla geldiği söylenemez. Burada kitap kullanan da dijital arşivden yararlanan da, kendi bilgisayarıyla kendi işini yapmaya gelen de var. 

Özge Güneş ve Sezin Romi ©Korhan Karaoysal

Özge Güneş ve Sezin Romi ©Korhan Karaoysal

SALT'ın arşivlerden yola çıkarak hazırladığı sergiler de oldu; “O Zamanlar Konuşuyorduk” (2012, 2013), “Duvar Resminden Korkuyorlar” (2013) gibi sergiler yapıldı. Kurum içinde nasıl kullanılıyor bu arşiv, araştırma?

Aslında araştırma ve programlar ekibi birlikte çalışıyor. İçeriği burada üretiyoruz ama kurum dışından kişilerle de ortak projeler ve işbirliği yapıyoruz. Bizim yaptığımız araştırmanın bir parçası belgeleri edinmek, sahip olduğumuz kaynaklara katmak ve bunu kamuya açmak. Birebir içinde olduğum bir çalışma olduğu için “O Zamanlar Konuşuyorduk” üzerinden gidelim, o da bir arşiv projesiydi. 90'lı yıllarda düzenlenen 3 serginin arşivini yapmak için yola çıktık. Çok uzak bir geçmiş değil aslına bakarsan ama bu sergilerin arşivi bir arada değildi. Bir tek “Elli Numara: Anı/Bellek”in (İstanbul, 1993) arşivi vardı. Küratörlüğünü Vasıf Kortun yapmış ve tüm malzemeyi korumuş; yazışmalardan mekân planına, fotoğraflarına kadar her şeyi saklamıştı. Onun dışında “Kürselleşme- Devlet, Sefalet, Şiddet” (İstanbul, 1995) ve “GAR” (Ankara, 1995) sergilerinin arşivi yoktu. Böyle olunca o süreci deneyimleyen insanlarla, sanatçılar, asistanlar, küratörlerle iletişime geçmek gerekti. Hayatta olmayan iki sanatçı vardı ama bir şekilde bunu deneyimleyenlerin desteğiyle kapsamlı arşivlerini oluşturabildik.

O sergide arşivin yanında işleri de kullandınız...

İçerikte zaman zaman boşluklar vardı. Mesela “Küreselleşme-Devlet, Sefalet, Şiddet” sergisinin enstelasyon imajları dışında belgesi yoktu. Bunun sebebi aslında sergi başlığının da işaret ettiği gibi konuşarak sergi yapılıması ve bir belgeleme süreci olmaması. Araştırma süreci boyunca sanatçılarla, küratörlerle yaptığımız söyleşilerle boşlukları doldurmaya çalıştık. Proje içindeki üç serginin sunumunda bir denge sağlamak gerekiyordu, birinin diğerinin önüne geçmemesi gerekiyordu. Bu sebeple zaman zaman işlerden parçaları, hazırlık aşamasında kullanılan malzemerle birleştirilerek sergi görselleştirildi. Sonrasında bunlar arşivlendi ve erişilebilir hale geldi. Serginin Türkçe ve İngilizce, ücretsiz olarak indirilebilen e-kitapları çıktı. Şimdi bakınca 90’larda Türkiye’de sanat üzerine yazılan yazılarda, bu sergilere göndermeler yapılmaya başlandığını da görüyoruz, bu da güzel bir şey tabii. Bunun gibi başka örnekler de var; “Duvar Resminden Korkuyorlar” gibi. Bu sergi, 76-80 dönemini ele alıyordu, ancak yine bazı eksikler vardı ve bunları tamamlamak için dönemi yaşayan sanatçılarla, kişilerler iletişime geçildi. Haberler, fotoğraflar, belgeler toplandı. Mesela sanatçı arşivlerine baktığımız zaman, aynı dönemde aynı etkinliklere katılan sanatçıların ellerinde birbirini tamamlayan malzemeler olduğunu görüyoruz. Bunların bir araya getirilmesi ayrı bir iş. İsmail Saray arşivini yaparken Cengiz Çekil ve Yusuf Taktak arşivlerine başvurduk mesela.

  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal
  • ©Korhan Karaoysal

©Korhan Karaoysal

Birbirleriyle iletişim içinde arşivler yani. Biz bunu nasıl görüyoruz dijitalde?

Kataloglamada anahtar kelimeler kullanıyoruz; sanatçı adı, sergi adı, yer adı gibi... Gireceğin herhangi bir kelimeyle bu bilgilerin hepsi karşına çıkyor. Mümkün olduğunca ilişkilendirilecek şekilde kurgulanıyor. 

Peki araştırma yaparken hangi malzemenin arşive girip girmeyeceğine nasıl karar veriyorsunuz? 

Bir eleme prosedürü var tabii. Şöyle bir tabir var 'her arşiv aslında arşivi hazırlayan arşivcinin performansıdır' yani herkes farklı yorumlayabilir. İçerik bakımından değil de sınıflandırma, bir araya getirme, alt başlıklarını oluşturma gibi evreler değişiyor. Dijitalleştirmede bu biraz daha kolay. Anahtar kelimeyle bir araya gelebiliyor farklı şeyler. Ama bir belge tanımlanırken tarih, yer, başlık gibi tarafsız olabilecek özellikleri ön planda tutuluyor. Bir malzeme geldiğinde bunu sadece kataloglayıp erişime açmıyorsunuz, bunun bir de araştırma kısmı var. Sanatçı arşivi yaparken dahil olduğu şeyleri aramaya başlıyorsun. Ne yaptığını anlamak için her şeyi ortaya koymak gerekiyor. Onu anlamadan belgeleri konumlandırmak mümkün değil. Sanatçı yanındaysa ona soruyorsun ve orjinal düzene sadık kalabiliyorsun tabii ama mesela Hüseyin Bahri Alptekin arşivinde böyle değildi; ya onun bıraktığı gibi dağınık bırakacaksın ya da bir şekilde sanatçının hayatının izini sürerek malzemeleri koruma altına alacaksın ki biz böyle yapıyoruz.

Sezin Romi ©Korhan Karaoysal

Sezin Romi ©Korhan Karaoysal

Fizikselde de aslında etiketleme mutlak değil. Örneğin Alptekin arşivinde bolca rastladığımız malzeme sabundu. Bunlara bakınca sabun diyorsun ama o sabun başka bir sürü şeyi de ifade ediyordu, o nedenle tagleme daha uyumlu sanki arşivle.

Özellikle sanatçı arşivlerinde bu var. Arşivle işler iç içe geçmiş durumdalar. O karışık bir durum, bir formülü yok. Araştırmacı-arşivci tabirinin daha doğru olduğunu düşünüyorum ben. Arşivcilik araştırma metodlarını bilmeni sağlıyor. Neyin nasıl işlenmesi gerektiğini biliyorsun, standartları biliyorsun ama araştırma yapmadan malzemeyi arşivlemek mümkün değil. Bu ikisi birbirini tamamlıyor. Ben arşiv yaparak araştırma yapmaya başladım özellikle sanat alanında. Evet arşivci tarafsız olarak sunmalı, ilişkileri doğru kurabilmeli. Alt koleksiyon, kronoloji ne kadar net verilirse araştırmacı o kadar yararlanır. Ama şu da var; dışarıdan gelecek yorumlar da önemli, o da bir katman ya da katmanlar oluşturuyor. Öyle online sistemler var ki insanlar yorumunu yapabiliyor, görüş bildiriyor, etiket ekleyebiliyor. Bir araştırmadan bir ürün çıkardığınızda süreç tamamlanıyor gibi görünse de sonuçta o bir seçkiyi içeriyor. Bizim yaptığımız sürekli devam ediyor. Araştırmanın da sınırları vardır, her şeyi yapamazsınız. Bir kesit hazırlarsınız, bir bakış açısı, sınırlandırma yaparsınız. 

0
4742
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle