0 YAPILAN YORUMLAR
1521 GÖRÜNTÜLENME
0 TAKİPÇİ
0 BEĞENİ
İkiye On Kala


Kalkış saati ikiye on kala olan otobüsü hiç kaçırdığınız oldu mu? Benim oldu. Geçenlerde çok özledim. Dayanamayacağım artık dedim. Çıktım dışarıya. “Bakkala Diye Çıkıp Sana Gelesim Var”dı fakat işte otobüsü kaçırdım. Biri elli geçe kalkan otobüse bile yetişemedim ki sana zamanında gelebilseydim. Sonra yürümeye başladım hava çok soğuktu. Ellerimi cebime soktuğumda kulaklığımın yanımda olduğunun farkına vardım. Geçenlerde bulduğum bir grup vardı bütün şarkılarını indirmiştim hem de hiç dinlemeden.

İkiye On Kala

 “Gel Desem İşin Vardır Falan”ı dinlemeye başladım. Ben aslında sana diye çıktığım bu yolda sana gel desem eminim sende işim var dersin. Bilmiyorum belki çıkıp gelirsin. Neyse çokta önemli değil, ben şu an şarkımı dinliyorum. Şarkımı derken sanki sahiplenmiş gibi oldum ama adamlar öyle söylüyor sanki şarkı beni anlatıyor ve sanki şarkıyı ben yazmışım. Şarkının sonunda bulunan o söz bile ne kadar içten bir müzik yaptıklarının kanıtı adeta. “Bu Sefer Oldu Galiba” diyor. Kaç şarkıda duydunuz ki böyle bir söz. Adam diyor ki ben dinleyiciye saygı duyuyorum ve onlardan gizlimiz saklımız yok. Aslında kimsenin gizlisi saklısı kalmadı, kaldı mı sizce? Ben pek sanmıyorum. Elimizden telefon eksik olmuyor, her evde internet’te var. Hepimiz yediğimiz yemeği, bulunduğumuz yeri ve yaptığımız planları sosyal alemde paylaşıyoruz. İşte bu yüzden artık insanlar farkına varıyor “Bazı Şeyler Telefonda Eksik Anlatılır”ın ve yüz yüze görüşmek istiyorlar. Mesela şimdi bir arkadaşına çok sevdiğin kişiye karşı hissettiğin duyguları anlatmak isterken yüz yüzeyken kullanacağın mimikleri el hareketlerini telefonla konuşurken kullanabilir misiniz? Konuşmanız ne kadar etkili olabilir. Mesela bir ülke büyüğü başka bir ülkeye gittiğinde her iki ülkenin başkanı birbirleriyle el sıkışırken falan kendilerinin güçlü olduğunu göstermek için çeşitli beden dili hareketleri kullanmazlar mı? Adamın biri elini sert sıkar öbürünün kolundan tutar ve ya sırtına hafifçe vurur hepsi aslında ben güçlüyüm deme şekli oluyor. Sonuçta bir beden dili kullanıyorlar, tamam biz güçlüyüz demek için değil de karşımızdakine, sevdiğimiz kişiye, onu görünce ne kadar heyecanlandığımızı göstermek için çeşitli yüz ifadeleri kullanmaz mıyız? İşte bu yüzden önemli olan yüz yüze görüşmek. Bu konulara nereden geldim baya yol almışım.

Yavaş yürüyelim şarkıları dinlemek lazım. Şarkı değişmiş haberim yok. Tam marketi geçtim “Marketi Geçince İlerde Solda Durdum” diye bir melodi duydum kulağımda. Bir an şüphelendim. Acaba, diye düşünmeden duramadım. Neyse şarkının adına baktım “Bir Bilene mi Sorsak”. Gel abi soralım bir bilene dedim. İnsan psikolojisinden en iyi kim anlar ki? Aklıma Freud geldi. Az daha yürüdüm ve yanımda benimle yürüyen birisi belirdi. Yüzüne bakınca Freud’u gördüm. Bu şansı kaçırır mıyım? Bir bilen olarak siz “İyi ve Güzel Kadınlar Hep Ağlar” teorisini nasıl değerlendirirsiniz diye sordum. Sanırım buna cevap vermek istememiş olacak yüzüme bile bakmadı derken soruma soruyla cevap verdi. Evlat bunun psikolojiyle alakası ne? Haklıydı bunun psikolojiyle alakası yoktu. İyi ve güzel kadınlar neden ağlar biliyor musunuz? Çünkü onlar kendilerini Hint kumaşı zannederler. Ulaşılamaz zannederler, kendilerini çok yüceltirler, her şeye sahip olmak isterler ve aynı zamanda da elindekilerle yetinemezler. Bir Malezya Atasözünün de dediği gibi Karınca, şeker içinde ölür. Aslında tüm teoriyi açıklıyor bence. Sizce? Sonra Freud’a döndüm. Abi benim aklıma takılan bir şey var “Bunca Zaman Sonra Nasılsın” diye sorsam ne olur bir analiz edebilir misin? Diye sordum. Bunca zaman geçtiyse neden bunca zaman bekledin? Dedi. Hayda adam yine soru sordu. Psikanaliz böyle yapılıyorsa bende yaparım. Neyse cevap verdim. Bunca zaman o yoktu dedim. O zaman evlat uğraşma bunca zaman olmayan biri için “Nasılsın” sorusunu sormak büyük bir şey. Hak etmiyor yani uğraşmaya değmez dedi. Sağ olsun iyi bir tavsiyede bulundu sonra ekledi eğer biraz gizlin olsun istiyorsan nasılsın diye sorma ona dedi. Çünkü bu soruyu sorduğun zaman konuşmaya başlıcaksınız ve sen biraz safa benziyorsun her şeyi anlatacakmışsın gibi duruyorsun. Sonra elindeki bavulu bana uzattı ve “Bavulum Kalsın, Ben Gidiyorum” dedi sonra arkasına bakmadan gitti. Bavulda ne var ki diye baktım içini açtım ve bir kağıt vardı sadece bir kağıt. “Üzgünüm Bu Defa Pek Hoş Değil Konu” yazıyordu. Hiçbir şey anlamadım. Neyse bavulu attım kenara yürümeye devam ettim. Hangi konu hoş değil ki diye düşündüm. Hangi konu…. Evet buldum. Neyse onu da yazmaya gerek yok bende kalsın.


İnsan yürümekten yorulmaz sadece yürürken yanında bir arkadaşı yoksa sıkılır ve yorgunluk hissi sarar bedenini ve bu yüzdendir ki uzun uzun tek başınıza yürüyemezsiniz. Benim yol arkadaşım bu soğuk havada İkiye On Kala oldu. Yol sürüp gidiyordu soğukta etkilemeye başlamıştı ve bir yere girip bir şeyler içmeye karar verdim. Oturdum ve aklıma o sıra Tesla geldi. Nikola Tesla asrın mucidi. Aklımda onunla ilgili bilgileri kontrol ederken masada karşıma oturmak için izin isteyen birini duydum. Dönüp baktığımda onu gördüm. Heyecanlanmıştım. Tüm beden dilimle bunu gösterebiliyordum. Hava buz gibiydi ve ben donma noktasından daha aşağıda hissediyordum kendimi. Sonra garson geldi ne içersiniz dedi. Heyecandan ne diyeceğimi bilemedim, normalde sıcacık bir ıhlamur alırdım ama o an soğuk çay istedim. Buz gibi olsun diye ekledim. Yüzüme şaşkın şaşkın baktı her ikisi de. Sonra gitti garson. Ben oturmuş öylece bakıyordum. Sonra biraz kendime gelince “Nasılsın” diye sorabildim.

Dönüş yoluna geçtiğimde hava kararmıştı. Yorulmuştum. “Yatsam Uyurum” diye düşünmüştüm. Yol çok da uzun değildi. Yürümeye karar verdim. Şarkılar daha bitmemişti. Listemden “Şimdi Nerden Çıktı Dünya Barışı”nı açtım. Şarkıda “sözlerimi geri mi alsam” diyor Uğur abi. Ne demişler söz uçar yazı kalır. Ben buna inanmıyorum söz hiçbir yere uçmuyor böyle bir şey yok. İnsan sözel ifade edilen sözleri unutmazlar. Eğer bunları yazıya dökersek ve kimseye bunları sözel olarak ifade etmezsek o zaman onları yok edebiliriz yani yazıyı uçurabiliriz. Mesela o kadar uğraşıyorsun yazıyorsun ve bir işe yaramıyor. Bir yazar eğer “Yazmaktan Yorulmadım ama Bir Satır da Haberin Olsaydı” diye feryat ediyorsa sizce bu yazının gücünü mü yoksa zayıflığını mı gösterir. Sözel olarak ifade etse eminim yazdıklarını ona ulaştırabilirdi. Bu da yazarın kendisine olan özgüveniyle alakalı olabilir. Eğer yazdığı kelimeler bir karıncaya yazılmışsa ve o kendi şekerleri içinde ise bunları okumaya tenezzül etmez. Sonunda yola çıktığım yere geri dönmüştüm.


İkiye on kala yani biri elli geçe. Grup bu, saat değil yanlış anlamayın naçizane bilgimle sizlere bu grup hakkında bilgi vermek istedim farklı yollarla. Şarkı gibi bir yazı olmasını istedim. Kusura bakma “Bu Şarkıda Senden Bahsetmek İstemezdim” ama elimde olan bir şey değil. Yazı yazmak böyle.

İkiye On Kala alternatif grupların yükselişinde önemli rol oynayan bir topluluk. Grup arkadaşlarından bahsetmek istiyorum.

  • Gitar/Vokal de Uğur USTAOĞLU
  • Geri Vokal de Galip MAKARNACI
  • Elektrik Gitar da Hür KIR
  • Klavye de Furkan ÖZGENÇ
  • Bas Gitar da Korhan GENCAY
  • Bateride Erkan ALTOK


0
1521
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle