06 KASIM, SALI, 2018

Vahşete Uzanan Bir Kaçış: Dogville

Yönetmen Lars von Trier’in sinemada daha önce örneğine rastlamadığımız bir sahne düzeniyle çektiği 2003 yapımı filmi Dogville, Kayhan Berkin yönetmenliğinde Versus Tiyatro prodüksiyonuyla karşımıza çıkıyor.

Vahşete Uzanan Bir Kaçış: Dogville

Versus Tiyatro bünyesinde Woyzeck ve Bu Yaşta Hala Saklanarak Sigara İçiyorum oyunlarını yöneten, 2015 ve 2017 yıllarında Arcola Theatre’da Mehmet Ergen’in yönettiği Clarion ve 3. Richard oyunlarında gözlemci yönetmen olarak yer alan Kayhan Berkin, bu sezon Versus’un Uniq İstanbul iş birliğiyle sahnelediği Dogville oyununu yönetiyor. Mafyadan kaçan genç bir kızın (Grace) bir kasabaya sığınarak oradaki insanlarla yaşamasını konu alan oyunun kostüm tasarımı Meltem Çakmak’a, ses tasarımı Joe Conchie’ye, ışık tasarımı Yüksel Aymaz’a aitken yapımın oyuncu kadrosunda Ece Çeşmioğlu, Rüzgâr Aksoy gibi isimler yer alıyor.

​Eylül ayında prömiyerini yapan Dogville’i geçtiğimiz günlerde Uniq İstanbul’un alternatif sahnesi Glass Room’da izleme şansı elde ettik. Oyundan bahsetmeden önce uyarlandığı film versiyonuna biraz değinmek gerek diye düşünüyorum. Yönetmen Lars von Trier, Dogville’de tiyatro ve sinemayı iç içe geçirerek tabuları yıkan bir yapım sunmuştu. Film, sinemada görmediğimiz alternatif sahne kurgusuyla dikkatleri üzerine çekmişti. Bütün film tiyatro sahnesine dönüştürülmüş bir platformda geçiyordu. Duvarları olmayan evler, eksik dekorlar… Sinemaya aykırı sahne uyarlamasıyla izlediğimiz filmde, yönetmen hiçbir dekorun konunun arasına girmesini istemediğinden derin bir hikâyeyi yüzümüze bu şekilde çarpmayı tercih ettiğini belirtmişti. Tiyatro sahnesini filmde kuran Trier’e, oyunun yönetmeni Kayhan Berkin, oyunun sonlarına doğru gösterdiği kısa filmle adeta göz kırpıyor. Sinemada kurduğu sahneyle bizi yabancılaştıran Trier’e karşılık oyunun yönetmeni Berkin de tiyatroya karşı bizi yabancılaştırıyor. Tüm sanatların birbirini beslediğini, yeri geldiğinde iç içe geçmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Tabii ki hepsinin ayrı, kendine has yapıları var, fakat birleşimi de kaçınılmaz oluyor ve izleyiciye çok farklı bir deneyim tatma imkânı sunuyor. 

Oyunun konusuna dönecek olursak, gerilimle örülmüş metin, 1930’larda Amerika’da bir kasabada geçiyor. Peşinde olan mafyadan kaçan Grace, Dogville kasabasına sığınıyor. Geçmişini sorgulamadan genç kadını sahiplenen kasaba halkı, kadına başlarda çok iyi davranıp içlerine alıyor. Fakat sonraları kadının konumunun kasabada tehdit oluşturduğunu düşünen halk ile Grace’in ilişkisi farklı boyutlara taşınıyor. İşte hikâye de tam burada başlıyor.

​Kasabada insanlar çok zor şartlarda yaşamasına rağmen her biri ilk günlerde gayet mutlu görünüyor. Grace kasabada kalmaya başladıktan sonra oradaki işlerin ucundan tutmak, halka yardım etmek istiyor fakat onlar Grace’in elini sıcak sudan soğuk suya sokmuyor. Başlarda hiçbir şeye ihtiyacı olmayan kasaba halkının gün geçtikçe bir sürü şeye ihtiyacı olduğu ortaya çıkıyor. Bu ihtiyaçları karşılayacak olan kişi ise başlarda el üstünde tutulan misafir Grace’ten başkası olmuyor. Ondan sonu olmayan, bir insanın yapamayacağı isteklerde bulunmaya başlıyorlar. Grace’in emeğini satın alan kasaba halkı karşılığındaysa ona kalacak yer ve para veriyor. Grace ise tüm bu adaletsiz düzene rağmen halkın onu kabullenmesinden oldukça memnun görünüyor. Düşünsenize kötü adamlardan kaçıp bir kasabaya sığınıyorsunuz, başta iyi hoş davranan, oy birliğiyle orada kalmanızı isteyen halkın bir hafta sonra size karşı tutumu değişiyor. Siz ne yapardınız?

Birkaç hafta sonra kasabalıların asıl dürtüleri ortaya çıkıyor ve bu çok korkunç bir hâle bürünerek insan doğasının ürkütücü yanlarını önümüze seriyor. Grace’i adeta bir köle olarak kullanmaya başlıyorlar. Misafirperver gibi görünen Dogville kasabası bir anda işkence yerine dönüşüyor. Dışarıdan gelen bir yabancıyı hemen içinize alır mısınız? Bir hafta geçtikten sonra ona karşı dürtüleriniz nasıl değişir? Bu soruların cevaplarını ve sonuçlarını sahnede görüyoruz. Evet, sinema hiç alışık olmadığımız bir sahne düzeni sunuyor ama tiyatro da aşağı kalmayarak aykırı sahne düzeniyle bizleri içine çekiyor. Böylelikle izleyiciye farklı bir sinema deneyimi sunan Dogville, farklı bir tiyatro deneyimiyle de yine güçlü bir temsile dönüşüyor.

Dogville, etik, felsefe, ekonomi, adalet, acı, aşk kavramları üzerine tekrar tekrar düşünmemizi sağlıyor. Oyunda bir biblo koleksiyonu görüyoruz. Grace kasaba halkının verdiği parayla kendine biblolar alıyor. Hatta kasabadaki tek mutluluk kaynağı buna dönüşüyor. Yedi biblo, yedi günaha referans vererek kasabalıları temsil ediyor. Öfke, kibir, açgözlülük, şehvet düşkünlüğü, kıskançlık, oburluk ve tembellik… Tüm bu yedi günah, kasabada halkında günden güne çok net görülebiliyor. Yönetmen Kayhan Berkin verdiği bir röportajda “Dogville’i bir filmden uyarladık” demek yerine “Dogville fikrini tiyatroya uyarladık” demeyi tercih ettiğini belirtiyor. Tabii ki sinemada izlediğimiz her şey tiyatro sahnesinde karşılığını bulmuyor, bulamıyor ve bulmamalı. Her sanatın kendine özgü parçaları var. Bu yüzden bu oyunda da fikir var fakat sinemada izlediklerimiz birebir yansıtılmamış. Böylelikle oyunun filmle bariz kesiştiği nokta, tiyatroda da bir anlatıcının yapım boyunca bize eşlik etmesi oluyor.

On iki yaşında oyunculuğa başlayan ve daha çok dizilerde gördüğümüz Ece Çeşmioğlu, Dogville’de tanıdığımızdan çok farklı bir karakterle karşımıza çıkıyor. Grace karakterinin oyun boyunca çok fazla kaçış, bağrış, yüceltilme, kölelik gibi inişli çıkışlı sahneleri var. Grace karakterinde oyunun başrolünde gördüğümüz Çeşmioğlu’nun bu duygu değişimlerini seyirciye iletebildiğini düşünüyorum. Yine dizilerden tanıdığımız bir isim Rüzgâr Aksoy başrolde Çeşmioğlu’na eşlik ediyor. Tom karakteriyle gördüğümüz Aksoy, “kendince yazar” denilebilecek, insanlara belirli aralıklarla ahlakla ilgili sözler söyleyen bir karakter olarak bizi karşılıyor. Her türlü şiddet ögesini gördüğümüz oyunun sonlarına gelindiğinde vahşet iyice artıyor ve bu işkence hâli devam ederken Grace, halkın adeta ortak malı olarak görülüp sömürülüyor ve en sonunda pes ederek kaçmaya çalışıyor. Her virajda kasabanın acı veren sesleri Grace’ten uzaklaşıyor. İyi huylu Grace’in bile kasaba halkından kurtulduktan sonra onlarla hesaplaşması çok masum olmuyor.

Oyunun 12 kişiden oluşan geniş kadrosunda Ece Çeşmioğlu ve Rüzgâr Aksoy’a Cantürk Çolak, Cenk Doğar, Esra Yaşar, Güzide Arslan, Gökhan Gürün, Mehmet Yılmaz, Müfit Aytekin, Nihan Aypolat, Olcay Yusufoğlu ve Şerif Erol eşlik ediyor. Alternatif sahne düzeniyle dikkat çeken Dogville’i 9-15-22 Kasım tarihlerinde Uniq İstanbul Glass Room’da izleyebilirsiniz. 

0
2246
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle