01 MART, CUMA, 2019

“Ülkem İçin Neler Yapabileceğimi Tahmin Bile Edemezsin”

Çağdaş Yunan sinemasının gözde yönetmenlerinden Yorgos Lanthimos’un alışık olduğumuz tarzının dışına çıktığı, başrollerinde Olivia Colman, Emma Stone ve Rachel Weisz’ın yer aldığı son filmi The Favourite (Sarayın Gözdesi) son zamanların en çok konuşulan filmlerinden biri oldu.

“Ülkem İçin Neler Yapabileceğimi Tahmin Bile Edemezsin”

The Favourite’tan bahsetmeden önce geçtiğimiz hafta gerçekleşen 91. Akademi Ödülleri’nden söz edelim. Büyük beklentiler içine girilen ve güçlü yapımlardan biri olan The Favourite, 10 dalda aday gösterilmesine rağmen yalnızca Olivia Colman’ın kazandığı En İyi Kadın Oyuncu ödülü ile geceden ayrıldı. Biraz gönülleri kıran bu karar Akademi’ye aittir diyerek, konuyu kapatıp arkamızı dönebilirdik eğer Colman ödülünü alırken gecenin en sempatik konuşmasını yapmasaydı.

The Favourite, belli bir tarza sahip - belki de alışık olduğumuz da diyebiliriz - Lanthimos sinemasında komedi ögeleri barındıran bir dönem filminin nasıl olabileceğini gösterdi. Şüphesiz keskin sınırlarından bahsedebileceğimiz bir Lanthimos dünyası var. Bu dünyayı da filmlerinin özgün yapısı, rahatsız edici yanların verdiği sadist hazlar, çatışmayı kuvvetlendiren dinamikler, kamera kullanımı, her filmde renklerin bile bir karakteri temsil ediyor oluşu ve oyuncu seçimindeki başarısı gibi uzunca bir liste oluşturuyor. Bu filmde ise yönetmenin bunları kaldırıp bir kenara koyduğunu söyleyemeyiz. Örneğin filmlerinin genelinde mevcut olan tekinsiz havanın izleyiciye tesiri burada da mevcut üstelik senaryo bu kez başkalarına ait.

Lanthimos, bu filmde sadece yönetmen koltuğunda oturuyor. Deborah Davis ile Tony McNamara’nın gerçek bir hikâyeden esinle kaleme aldıkları senaryo, 1700’ler İngiltere’sinde Hertfordshire’daki Hatfield House’da geçen şaşaalı bir saray entrikası sunuyor. Ancak filmde bu hikâye dönemin ağırlığı içinde çağdaş bir dinamizm içinde sunuluyor. Duygusal durumu gelgitli, sağlığı bozuk ve zaafları olan Kraliçe Anne (Olivia Colman), hırsını sindirmiş ve yönetim kabiliyeti güçlü Lady Sarah (Rachel Weisz) ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayan çünkü zaten her şeyini kaybetmiş olan kurnazlığın ve entrikanın temsilcisi Abigail arasında devinen bir güç mücadelesi anlatılıyor filmde. Senaryo her ne kadar tarihi gerçeklerle sınırlandırılmış, sıkışılan bir zaman aralığı içinde, devasa gözükse ve odalara kapatılmış özgürlük alanları içinde olsa da film, teknik kullanımı ve yardımcı ögelerle bu sınırları yıkıyor.

​Filmin ana hikâyesinde ön planda bu üç kadının birbirleriyle olan çatışmalı ve çekişmeli ilişkilerini izliyor olsak da geri planda devam eden politik meseleler ön plandaki ilişkinin dinamiklerini karşılıklı olarak etkiliyor. Hatta öylesine paralel yürüyor ki kişilerin ve ülkelerin savaşları bir yansımaya dönüşüyor. Bütün bunlar bir araya geldiğinde sarayın iç yüzü, kokuşmuş aristokrasi deşifre edilmiş oluyor. Lanthimos’un iktidar ve güç odaklarını yere seren tavrını bu filmde de koruduğunu söylemek mümkün. 

Film, Lady Sarah ve geçmişten beri baskıcı sevgisi ile kuşattığı, kayıplarıyla, hastalıklarıyla incinmiş küçük bir çocuğa dönüşmüş Kraliçe Anne’nin arasına fakirliğin ve kötü koşulların içinden çıkagelen Abigail girmesiyle başlıyor. Tabii ki Abigail eli boş gelmiyor saraya. Aristokrasideki yerini almaya geliyor. Kuşatıcı sevgiyle sardığınız birinin onu özgürleştiren başka bir sevgiyle tanışmasını önlemek için her an onun yanında olmanız gerekir. Lady Sarah, İngiltere ile Fransa arasındaki savaşın sürdürülmesi ve yönetim işleri ile uğraştığı sırada kuşattığı sevgiliyi kaybediyor. “Tüm iyi niyetiyle” Abigail, acılar ve kaprisler içindeki Kraliçe Anne’nin önce odasına sonra da gözüne giriyor. Bundan sonra dengeler arası değişim geri dönüşü olmayan bir yola sürükleniyor. İzle, gör ve daha iyisini yap mantığıyla ilerleyen Abigail, her anı hatta görmemesi gereken özel anları bile görüyor. Lady Sarah ve Kraliçe Anne arasındaki sert sevginin bir diğer yüzü cinsellikle tamamlanıyor. Hatta sevginin kötü ve kırıcı bile olsa dürüst olması gerektiğini söyleyen Lady Sarah, yataktaki yerini yalan duygularla ve sözlerle dolu sevgiye kaptırıyor. Üçlü arasındaki bu ihtiras dolu çekişme hem tüm filmin ivmesini yönlendiriyor hem de bir nevi tüm karakterlerin hüsranıyla sonuçlanmasına neden oluyor. Her ne kadar bu çekişmede elde edilmeye çalışılan bir kraliçe gibi gözükse de amaç gücün elde edilmesi. Bu savaşın bir paralelde İngiltere ve Fransa arasında olması da ülkenin sadece bir toprak değil, bedenlerin de birer ülke olduğu ve kaderlerini sahiplerinin belirlediğini işliyor. Lady Sarah bunu haklı bir kendine güven içinde yapmaya çalışırken, Abigail izle ve daha iyisini yap düsturuyla hiçbir çirkinlikten ve aşağılamaya uğramaktan çekinmeden yapıyor ve zafere giden her yolun mübah olup olmadığı sorusunu akıllara getiriyor.

İyiliğin ve kötülüğün, yaşamın ve ölümün kol kola gezdiği sarayda bunu hayvanlar üzerinden de görebiliyoruz. Kraliçe Anne’nin odasında yaşayan 17 tavşan onun yaşamayan 17 çocuğunu temsil ediyor. Bu tavşanların hikâyedeki yerini Yorgos Lanthimos, Esquire dergisine verdiği röportajda Kraliçe Anne’nin kaybının görselleştirilmesine ihtiyaç duyduklarını ama bunu karanlık değil yumuşak bir hisse sahip bir şekilde yapmaları gerektiğini düşündüklerini ve tavşan fikrinin de böyle ortaya çıktığını, söylüyor. Aynı zamanda odada çocuklar gibi bakılan tavşanlara karşılık bahçeden sürekli “fırlat” komutu, tüfek sesi ve vurularak ölen kuşların son çırpınış sesleri de dışarıdaki iki kadının savaşlarının kurbanlarının sesleri hâline geliyor.

İşlenen konu itibariyle estetik kaygı güden bir film The Favourite. Mekânın büyüleyici atmosferi, kostümler, objeler hatta filmde kullanılan tipografi dahi 18’inci yüzyıl İngiltere’sinin saray hayatını, soyluluğunu yansıtıyor. Filmde dikkatleri çeken belki de en önemli şey kamera ve ışık kullanımı. Kamera maharetleri görüntü yönetmeni Robbie Ryan’a ait. Kamera genel olarak aşağı bir yerde konumlanıyor ve tüm filmi birkaç kademe yüksekte bir yere bakıyor gibi izlettiriyor. Bununla da hiyerarşik düzenin varlığının da altı bir kez daha çiziliyor. Zaman zaman odanın sadece bir bölümünde geçen hikâye bir anda balık gözü lensle alınarak odanın göremeyeceğimiz açısındaki gelişmeyi de görüntüyü kırarak izleyiciye sunuyor. Bu kamera kullanımı bana –elbette çeşitli lensler, iç/dış bükey aynalar tarih boyunca pek çok kez kullanıldı- Jan van Eyck’ın 1434 yılında yaptığı Portrait of Giovanni Arnolfini and his Wife tablosunu anımsattı. Bir seremoninin resmini yapan sanatçı bunu duvarda bulunan dış bükey aynada gösterir; çünkü gelin ve damattan başka odada başkaları da vardır ve biz buraya bakınca odanın göremediğimiz tarafı hakkında fikir sahibi oluruz. Filmde de geniş açıların kameranın görünmeyen noktalardaki anları da yansıtması sabit kamera kullanımına sahip Lanthimos için bir yenilik. Filmde ışık kullanımı da dönemin şartlarına uyumlu; gündüz gün ışığının beyazlığı altında, gece ateş ya da mum ışığının kırmızılığında çekilerek doğal renklerle aydınlatılmış. Filmin göreceli uzun oluşunu rahatlatan bir müdahale de başlıklarla verilen vurucu ve merak uyandıran sözlerle bölümlere ayrılması. Her bölümün başlığındaki sözün sahne içinde tahmin edilemez bir anda dillendirilmesi de dikkati diri tutuyor.

Lanthimos için yeniliklerle dolu bu filmde her şey gibi üç kadın oyuncunun cesur performansları da hayranlık uyandırıyor. Olivia Colman başta olmak üzere Rachel Weisz ve Emma Stone üstlerine biçilen karakterleri tökezlemeden yerine getiriyorlar. Colman, topluluk karşısında söyleyebilecek bir cümlesi bile yokken bir ülke yönetmesi beklenen, mızmız, hastalıklı bir kraliçe olmanın altından ustalıkla kalkmış. Rachel Weisz ise maskülen tavırları ve çekiciliği ile iktidarın aklı olarak gözleri üzerinden kaçırtmıyor. Emma Stone ise içindeki hinliği sezseniz bile kendini asla ele vermeyen, taşralı, kurnaz karakteri çok iyi oynuyor. Filmin müziklerinin de huzursuz bir eğlence sunan seçkisi mükemmel. Handel, Vivaldi, Bach, Schubert ve Purcell gibi birçok klasik müzik ustalarından, klasik müziği deneysel bir hâle sokan Meredith’e ve finalde Elton John’un Skyline Pigeon’ına ulaşıyor liste. Henüz vizyonda yakalama fırsatınız varken yılın şaheser niteliği taşıyan filmlerinden The Favourite (Sarayın Gözdesi)’ı kaçırmayın.

0
4487
3
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle