29 MART, ÇARŞAMBA, 2017

Shakespeare Hâlâ Güncel Mi?

Belçikalı yazar Paul Pourveur’un yazdığı Shakespeare Öldü Aş Bunları/Shakespeare is dead. Get over it oyunu, İzmir’in Alternatif Tiyatro Kolektifi Tiyatro 4’ün uyarlamasıyla izleyiciyle buluşuyor. Yönetmenliğini Kağan Uluca’nın üstlendiği oyunda, daima güncelliğini korumasıyla anlatılan Shakespeare’in hikâyelerinin modern dünyadaki yeterliliği tartışılıyor. Oyun; tarih, kapitalizm ve yabancılaşmanın dünya tarihi üzerinde aldığı yolu bireyler arası ilişkiler üzerinden anlatıyor.

Shakespeare Hâlâ Güncel Mi?

William ve Anna adlı iki karakter üzerinden ilerleyen Shakespeare Öldü Aş Bunları, her iki karakterin aynı tarihte gerçekleşen (5 Ağustos) mikro hikâyeleri anlatmaları üzerine kurulu bir dramatik yapıyla karşımıza çıkıyor. Bu hikâyeler kapsamında küreselleşmenin artması ve dünyanın bireyler üzerindeki etkisiyle birlikte; insanın temel güdüleri, ortak hikâyeleri ve kısa bir anti modernist dünya tarihi sunuyor bizlere.  

William karakteri, William Shakespeare’i anımsatırken, Anna ise William’ın hem oyunda hem de gerçek hayattaki eşini (William Shakespeare’in eşi Anna) temsil ediyor. Burada her ne kadar ‘’temsil etme’’ kelimesini kullansam da karakter kuruluşlarının biyografik niteliklere sahip olduklarını düşünmek oyunun dramaturjisine ters düşen bir çıkarım olur. Ne Anna ne de William gerçeği temsil etme yükümlülüğü üstleniyor, sadece Shakespeare’in tüm dünya üzerinde yarattığı etkinin yaşayan bir kanıtı olarak önümüze sunuluyorlar. Küreselleşme, kapitalizm, bireycilik ve tüm bunların doğanın üzerine kurularak inşa edilişini dinlediğimiz oyunda, insanlık tarihi üç ayrı zaman dilimine indirgeniyor. Bu zaman dilimleri de üç adet önemli kitap üzerinden yansıtılıyor: İncil, Marx’ın Das Kapital’i ve William Shakespeare’in Toplu Eserleri… Sahne düzeninde bu kitaplar bir masanın üzerinde kronolojik olarak insanlık tarihini anımsatan bir görsel konumda duruyor; seyirciye göre masanın sol köşesinde İncil, ortada Shakespeare’in Toplu Eserleri ve sağda Marx’ın Das Kapital’i… Bu konum, ilerlemenin soldan sağa doğru olarak algılandığı genel kanıyı düşünürsek bir anlam kazanıyor. Oyun, insanlığın en temel yönlerini tartışmaya açan dünya yazarının post modern durumunu vurguluyor: Markalaşan Shakespeare! Tişörtlerin üstüne ‘‘To be or not to be’’ yazılan, satışa çıkarılan Shakespeare… Tıpkı her bir metre karemizin markalaştığı günümüz dünyası, her birimizin satışa çıkarıldığı bireyselliğimiz gibi. Çok uluslu markalar, bizi Shakespeare’den daha iyi anlatıyorlar artık. 

“Bir alageyik Stratford’un Squire parkında korkusuzca oynaşmaktadır. ‘’Doğa bana kendimi sevmeyi verdi, koruma iradesini, mutlu olabilme arzusunu’’ diye düşünüyor alageyik. William avlanmayı çok seviyor. 5 Ağustos’ta Stratford’un Squire parkında bir alageyiği öldürüyor; aslında yasak.” (oyun metninden)

Alageyik, vuruluşu, ağlayışı ve içinde ego barındırmayan saf mutluluğu bize doğanın üzerine inşa edilen medeniyetimizi ve ardından gelen küreselliği hatırlatıyor. Alageyiği vuranın William ve dolayısıyla “erkek” olması üzerine düşünülmesi gereken önemli bir nokta ise; avcılık görevinin erkek cinsiyetine kodlanması oluyor. Fakat aslında burada anımsanması gereken çok daha önemli bir gerçek var; dünyanın en önemli tiyatro yazarlarından sayılan William Shakespeare bize alageyiği vuran bir canlının öykülerini anlatır:insan. İnsanlık eğer alageyiği vurmasaydı belki de ne Hamlet, ne III. Richard, ne Othello’nun cümlelerini işitecektik. 

İntikam, şüphe, yozlaşmış seks, sahte arkadaşlıklar ve entrikanın yani insanın karanlık yanlarının anlatıldığı Shakespeare’in oyunları, aslında alageyiği vuran, vurmaya devam eden gelişmiş yaratıklar olan bizlerin hikâyelerinin birer yansıması. Belki de sırf bu yüzden Shakespeare’in eserleri asla eskimiyor?

Özgür irademiz ve yaşam kavgamızı neyin belirlediğini de sorgulayan oyun sadece Shakespeare ile devam etmiyor elbette. Marx’ın Kapital’inin dünyada yarattığı etkilerinin, sinemadaki devrimci yansımalarından bir örnekle ilerliyor: Fransız yönetmen Jean Luc Godard’ın Nefret adlı filmi… Daha çok Amerika’nın yaygın ideolojisinin etkisiyle gerçekleşen küreselliğin neticesinde bireyler arasındaki ilişkinin zamanla kötüye giderek bir nefrete dönüşmesini anlatan bu film, Anna ve William’ın da hayatlarından da örnekler taşıyor. Fakat ne Anna ne de William, masada en solda bulunan kitap olan İncil üzerine düşünmezler. Belki de bunun nedeni Shakespeare ve Marx gibi, eserleri kutsal kitap sayılan yazarların artık böyle ilahi mucizelerden bahsetmemesidir. 

Orijinal metne uygun bir şekilde sahnelenmiş oyunun rejisini Kağan Uluca üstleniyor. Çatışmanın daimi varlığında, hızlı ve keskin bir biçimde hem birbirini dinlemeyen üst üste konuşmalar, hem de birbirini tamamlayan anlam kaymaları eşliğinde dinliyoruz oyuncuların diyaloglarını. Oyunun orijinal metnindeki dramatik kurguda ikili bir yapı görürüyoruz: Bir şey hem vardır, hem yoktur. Ortaya atılan her bir tez, onun üstünü kapatacak bir antitez ile karşılık bulur ve birini tercih etmektense her ikisini de kabul etmeyi seçeriz.

Mizahi dozun hayli yüksek olduğu Shakespeare Öldü Aş Bunları’da oyuncuların da metnin bu zor yapısının altından kalktıklarını izliyoruz. Özellikle William karakterini canlandıran Kağan Uluca’nın Amerikan yaşam tarzının kötü birer kopyası olan mimikleri, hareketleri ve konuşma tarzını başarıyla yansıtan performansının ayrıca tebrik edilmesi gerekiyor. 


Peki Shakespeare metinleri hâlâ güncelliğini koruyor mu ? Onlar bugünün dünyasını anlatmakta yeterli mi ? İnsanın özü asla değişmez mi?

Alageyikler ölüyor. Bizim temel dertlerimiz değişmedikçe de daimi olarak kan kaybetmeye devam edecekler. Şiddetli kavgalarımız, benlik tatminlerimiz, parçalara ayırdığımız dünyamız… Kurtuluş belki de Shakespeare’in anlattıklarını tekrarlamakta değil, kurtuluş belki de bir gün bizi anlatmakta yetersiz kalacak Pourveur’un sözlerinde: “Düzgün yaşa, gelecek olanı düşün’’.

21 Nisan: Açık Stüdyo izmir

26 Nisan: Kadıköy Emek Tiyatosu

27 Nisan: Talimhane Tiyatrosu

30 Nisan: Santral Kültür ve Sanat Merkezi - Bandırma

5 ve 19 Mayıs: Açık Stüdyo İzmir

10 ve 24 Mayıs: Kadıköy Emek Tiyatrosu

11 ve 25 Mayıs: Talimhane Tiyatrosu

0
5526
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle