08 EYLÜL, CUMA, 2017

Sayfalara Sığmayan Bir Aşk Öyküsü

Nicole Krauss'un en çok satan romanı The History of Love  kitabından uyarlanan, Romanya kökenli Radu Mihaileanu'nun yönettiği Fransa-Kanada ortak yapımı ve üç kuşaktan insanların aşkı yaşama biçimlerine odaklanan The History of Love filmini değerlendirdik.

Sayfalara Sığmayan Bir Aşk Öyküsü

The History of Love (Aşk Notları) filmi 60 yıldan uzun süren karışıklıkları, yanlış anlamaları, tutku ve ihaneti Polonya'daki Nazi işgalinden sonra Şili'de New York'ta ve hatta haritanın her yerinde hissedilebilir aşk hikâyelerinde aktarmaya çalışan bir film. 20 milyon Dolar gibi bir bütçeyle çekilen film ne tam bir Arthouse ne de ana akım bir film olarak karşımıza çıkıyor. Derek Jacobi'nin oynadığı Leo Gursky karakteri 2006 yılında New York'un Çin Mahallesi'nde sıkışıp kalmış bir apartmanda yaşayan emekli, bekar bir çilingir ve aynı zamanda Çin Mahallesi'ndeki son Yahudi. Atlamalı zaman geçişleri ile karakter seriminin yapıldığı filmde, Leo’nun hakkındaki bilgilere 132 dakika içerisinde zamanla ulaşabiliyoruz. 1940'larda çok aşık olduğu Alma Mereminski (Gemma Arterton) ile savaş zamanı koparak Alma’yı New York’a çok üzülerek göndermek zorunda kalan Leo bir zaman sonra New York’a gidebildiğinde sürpriz durumlarla karşılaşıyor. Savaşın yarattığı imkansızlıklar, zorlu koşullar ve psikolojik tahribat aralarındaki iletişimi kopararak, onları habersiz bırakıyor. Elbette Alma da her mülteci gibi ve kendisinin de haberi olmadığı bir sürprizle New York’da zor bir hayat mücadelesi vermek zorunda kalıyor. Genç yaşına rağmen iyi bir yazar olan Leo yazdıklarını New York’a ulaştırmaya çalışsa da aynı sebeplerden, aşk üçgeni ve ihanet yüzünden bu çok geç gerçekleşiyor. Leo, sonuna kadar vazgeçmeyerek nihayet Alma ile karşılaştığında ve onun ölmediğini gördüğünde aralarında uzun süren, kırılgan bir karşılaşma yaşanıyor. Tutkuların, yanlış anlamaların ve zannetmelerin iki oyuncu tarafından yorumlandığı bu sahne sentimental durumun tavan yaptığı sahnelerden oluyor. Yönetmenin bu sahneyi yönetmekle ve oyuncuların metni iyi yorumlamalarıyla neler yapabileceği gözler önüne serilebiliyor.

Bir başka paralel çizgide, Brooklyn'de yaşayan ve koşulsuz ama derin bir aşk yaşamak isteyen, ancak imkânsız olduğunu düşünen 2006 yılındaki başka bir Alma (Sophie Nelisse) adındaki ergenlik zamanındaki bir kızın hikâyesi anlatılıyor. Rus doğumlu göçmen Misha’dan (Alex Ozerov) hoşlandığını kendine itiraf edemeyip onunla aşkın doğası hakkında ciddi tartışmalara girerek aşkı yaşamak yerine aramaya koyuluyor. Onların aralarındaki kırılma sosyal medya üzerinden suni yaşanan duyguların çarpıcılığında aktarılıyor. Modern ilişkilerin ekrandan göründüğü kadar ve yine zannetme üzerine kurulu yıkımları, genç Alma’nın Misha’nın ilişkisi olduğunu Facebook üzerinden öğrendiğinde verdiği tepkide çok iyi hissettiriliyor. Tüketilebilir duyguların ve intikamın pratik bir tıklama hareketinden ibaret olabileceği 1940’lardaki karakterlerin intikam örgüsüyle çakıştırılabiliyor ve tutkuların nitelikleri konusunda soru işareti bırakabiliyor.

Genç Alma’nın annesi Charlotte (Torri Higginson), The History of Love başlıklı romanı İspanyolca'dan İngilizceye çevirmek için gizemli bir teklif alıyor bu sıralarda. Daha sonra, aslında Leo Gurski'nin zamanında yazdığı ancak kendi adıyla çocukluk arkadaşlarından birine tahsis edildiğini ve umulmadık şeylerin olduğu Charlotte cephesinde çözüme ulaşıyor. Charlotte, filmin yaş planında orta jenerasyonu temsil eden bir figür olarak aradaki dengeyi diğer karakterlerden bağımsız bir biçimde kurmaya çalışıyor. Onun yaşamında ise eski olan ve yeni olan arasında bir kalış ve yas tutmanın başka bir varyasyonu temsil ediliyor. Film İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupalı ​​Yahudilerin korkunç derecede acı çektiğine yeniden odaklanmak yerine, dilin gücüne ve hayatta kalmak için gerekli duyguların önemine yer veriyor. 1940'larda kağıt üzerine yazı yazmak, 2006'da New York’ta daktiloya kağıt koymak yada Şili'den gelen İspanyolca bir metni bilgisayar yoluyla tercüme etmek, değişen teknoloji ile kelimelerin moda edilmesinin ve aktarım biçimlerinin değişimlerini ifade etmeye çalışıyor.

Bütün bunların aşırı derecede karmaşık ve takip edilmesi güç bir kurgu içerisinde aktarıldığını da ifade etmekte fayda var. Bazı bilgilerin geç gelmesi, önceki sahnelerin aktarmak istediklerini yakalamak açısından zorlayıcı oluyor. Ölüm ve sevgi teması, ihanet ve sadakat, sözlerin bağlayıcı niteliği, hafızanın aktarılması, hayatta kalma, dostluk ve ölüm gibi motifler filmde göze çarpan yan temalar oluyor. Filmin fark yaratan bir sinematografisine maalesef rastlanmıyor ancak hikâye ve aşk örgüsünün oldukça etkileyici olduğunu es geçmemek gerekli. Çok sevmek üzerine fedakarlıkların ve tutkunun ifadesi filmin soundtrackleri ile güzel bir uyum içerisinde. Müzikleri yapan Armand Amar’ın aktarmak istenen duygusal anlara doğru bir müzik tasarımı yaptığını belirterek, takdir etmek gerekiyor. Öte yandan Bazı detay sahnelerin daha kısa olabileceği fikrini filmin sonuna doğru düşünmek ihtimalli olabiliyor. Tüm bunlarla birlikte Derek Jacobi'nin oyunculuğu göz dolduruyor. Role yaklaşımı, motivasyonu ve tutarlılığıyla doğru bir karakter yönelimi içinde olduğu filmin her dakikasında hissediliyor.

The History of Love yanlış anlaşılmaların, affetmelerin, çok sevmenin, söylenmeyenlerin ve zamanında söylenmesi gerekli olanların doğru anlaşılmasını ve hayatımızda kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan bir film. Geç kalmışlığın pişmanlığı ve aceleci olmanın aldatıcılığı konusunda yeniden düşündürerek zaman içerisinde değişen naiflik, sadakat, aşk ve güven gibi değerleri inceliyor.

Bir Film iş Birliği ile 15 Eylül’de vizyona girecek olan The History of Love (Aşk Notları) fragmanına aşağıdan göz atabilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=IsYdSpdebHc

0
4189
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle