29 NİSAN, PAZARTESİ, 2019

Ölüme Meydan Okumak ya da Ölümü Öldürmek

Yaşam ve ölüm ilişkisini toplum, aile, inanç ve cinsiyet kalıpları bağlamında anlatan The Man Who Surprised Everyone (Herkesi Şaşırtan Adam), seyircisine çağdaş bir halk masalı sunuyor.

Ölüme Meydan Okumak ya da Ölümü Öldürmek

Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’u etkisi altına alan 38. İstanbul Film Festivali’nin Genç Ustalar bölümünde izleme fırsatı bulduğumuz The Man Who Surprised Everyone (Herkesi Şaşırtan Adam), kemikleşmiş sorunlu ahlaki kuralların yaşam hakkının önüne geçtiği çarpıcı bir film deneyimi sunuyor. Yönetmenliğini ve senaristliğini Natasha Merkulova ile Aleksey Chupov’un yaptığı The Man Who Surprised Everyone’ın başrollerinde Evgeniy Tsyganov ile Natalya Kudryashova başarılı performanslarıyla yer alıyor. Merkulova ile Chupov filmin senaryosunu bir Sibirya halk masalından, Azrail’i atlatan bir ördeğin hikâyesinden yola çıkarak kaleme alıyor. Geçmişten gelen bu masal, ellerinde çağdaş bir masala evrilirken bir yandan da toplumsal ön yargıları, doğurduğu sonuçları açık bir şekilde ortaya döküp onları sert bir şekilde eleştiriyor.

Film, orman bekçisi Igor’un ormanda devriyeye çıktığı sırada kaçak bir şekilde avlanan avcılarla olan çatışmasıyla açılıyor. Bu çatışma sırasında aldığı darbe sonucu bayılan Igor’un sade, düzenli yaşamı alt üst oluyor. Hastanede ölümcül bir tümörü olduğunu ve ortalama iki aylık ömrünün kaldığını öğreniyor. Igor’un öldüğünde ardında bırakacağı hamile bir eşi, bir oğlu ve eşinin babasından oluşan bir ailesi var. Öğrendikten sonraki süreçte hastalığından kimseye bahsetmiyor özellikle aşkla bağlı olduğu eşi Natalia’dan saklıyor. Ta ki bir gün tamir için çıktığı çatıdan baygınlık geçirip düşene kadar. Artık herkes onun hasta olduğunu biliyor ve Natalia, Igor’u iyi bir doktora götürmek, onun hayatını kurtarmak için elinden geleni yapıyor. Köydeki herkes maddi, manevi destek oluyor. Doktorlar, bilimsel açıdan Igor için yapılabilecek hiçbir şeyin olmadığını söylüyor; Natalia son çare olarak Igor’u Şaman bir şifacı kadına götürüyor.

Ne tıp ne de Şaman şifacı kadının tedavisi Igor’un son aşamaya gelen hastalığını iyileştirmiyor. Hayatının son aylarını yaşıyor olmanın üzüntüsünden çok ailesinin, eşinin yaşadığı üzüntü ve çaresizliğin altında ezilen Igor, ormanda şifacı kadınla tekrar karşılaşması sonucunda bambaşka bir yola giriyor. Filmin asıl hikâyesi de tam olarak burada başlıyor diyebiliriz. Şifacı kadın eski bir Sibirya halk masalı olan ördek Jamba’nın ölümden kaçış hikâyesini anlatıyor ona. Beyaz bir erkek ördek olan Jamba’nın ölüm zamanı gelmiştir ancak ölmek istememektedir. Jamba, dişi ördek kılığına girmek için önce tüylerini çamurlar ve dişi ördeklerinki gibi gri tüyleri olur. Ardından aralarına girip onlarla dolaşır, canını almaya gelen Azrail, Jamba’yı bulamaz böylelikle ölümden kurtulur. Bu hikâye Igor’un hayatta kalmak için son şansı oluyor. Gidip kadın kıyafetleri, makyaj ürünleri alıp bunlarla kılık değiştiriyor. Bu değişimin asıl nedenini kimseye anlatmıyor ve kimseyle tek kelime konuşmuyor. Hayatta kalmak için girdiği bu çetin mücadelede yapayalnız, kırılgan ve sabırlı bir savunma gösteriyor Igor. Evgeniy Tsyganov’un rolünün hakkını veren oyunculuğunun katkısı büyük.

Bu değişim önce ailesinde, ardından yaşadıkları küçük yerleşim yerinde katlanarak büyüyen bir meraka, bu merak tepkiyle birlikte şiddetli bir öfkeye dönüşüyor. Evlerinin dışındaki barakada yaşayan Igor, baskılar sonucu oturduğu yerden çıkıyor ve dışarıda, halkın içinde dolaşmaya başlıyor. Ailesi için de yaşadığı köyde için de yürüyen bir utanç nesnesi hâline gelen Igor’a herkes sırt çeviriyor, çok sevdiği karısı bile “Neden normal bir şekilde ölemiyorsun?” diyerek onunla kavga ediyor. Hayata karışması, cinsiyet değiştirmiş birine karşı toplumun gözü kapalı nefretini ortaya çıkartıyor. Daha birkaç hafta önce kahraman olarak görülen, hastalığı için herkesin yardım ettiği aile babası Igor artık nefret odağı hâline geliyor. Ölümü atlatma yolculuğu, ölüm kadar zor bir yolculuk hâline geliyor Igor için ancak bütün olanlar karşısında sessizliğini ve tepkisizliğini koruyor. Ölümü atlatmaya çalışmakla beraber insanlarla da bir tür mücadele vermek zorunda kalıyor. Filmin devamında izleyenleri bile isyan ettiren pek çok ağır olay yaşanıyor. “Ölmek tüm bunları yaşamaktan daha iyi değil mi?” sorusunu sorduruyor ancak akabinde “Hayır değil” cevabını da verdiriyor. Hayatta kalmak, hayatı sürdürmek yeryüzündeki her şeyin birincil amacıyken birbirimize yaratılan kalıplarla, kurallarla bu amacı zorlu bir savaş hâline getiriyoruz.

​Merkulova ile Chupov, bu filmle sadece izleyenlere ne kadar iki yüzlü olduklarını sorgulatmıyor, aynı zamanda küçük bir Rus kasabası örneği üzerinden Rusya’nın LGBTİ+’lara yönelik politikasını ve toplumun köhnemiş ahlak anlayışını da anlatıyor. Film, toplumsal, biyolojik cinsiyet normlarına uymayanların marjinalleştirilmesine, ayrımcılığa uğramasına ve homofobiye eleştiri getiriyor. Bireyin yaşam hakkı kadar cinsel çeşitliliğin de kabulünün öneminin altını çiziyor. Zorlu bir coğrafyadan, küreselleşen dünyada bu çeşitliliğin tanınması, kabul edilmesi için verilen mücadeleye katkı sağlıyor. The Man Who Surprised Everyone, yaşamın devamı ve biricikliği, özgür benliğin karşısında bir sürü öfkeli bireye ve onların şiddetine maruz kalan LGBTİ+’ların temel hak ve özgürlükleri için verdiği mücadeleyi de kadim bir inancın argümanlarını, sevginin, birliğin gücünü kullanarak farklı bir anlatıyla sunuyor.

0
2411
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle