14 ARALIK, ÇARŞAMBA, 2016

Nasıl Olsa Bulunur Bir Yer, Koca Dünya!

Reha Erdem’in Adana Film Festivali’nde Altın Koza, Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü alan son filmi Koca Dünya, şiddetin masumane bir hâl aldığı modern dünyamıza gerçek bir çıkış sunan alışılmadık bir film olma özelliğini taşıyor.

Nasıl Olsa Bulunur Bir Yer, Koca Dünya!

Reha Erdem’in filmografisine baktığımızda genel olarak insanlığı kucaklayan bir anlatı yapısının hakim olduğunu görüyoruz. Zaman ve mekân nerede işlenirse işlensin tüm insanlığın ortak kodlarını görebildiğimiz filmlerinde gündelik gerçekliğin hayali bir tasarımla üst üste kurulmuş olduğuna rastlıyoruz. Yönetmen bunu özellikle belirterek değil izleyicisi ile kurduğu özgür bağ ile gerçekleştiriyor. Reha Erdem filmlerinde biraz da izleyiciyi yönetmen koltuğuna oturtuyor, izleyici kendisine sunulan ve filmin uzamsal boyutunun çok ötesinde, zihninde bir başka kurguya dalıyor. Yönetmenin tüm filmlerinde hikaye seyirciye kaçış noktaları sunuyor, kaçılan şey bu gündelik gerçeklikle ilgili olurken somut sebebe ise izleyici karar veriyor.  Kosmos filmindeki kaotik bunalımı, gerçekliğin sınırlarını hangimiz hissetmemişizdir ki?

Filmde yaşadığımız dünya ikiye ayrılmış ve sahnelerin dağılımı da bu ayrıma göre seçilmiş  durumda. Dünyamız büyük, onunla övünüyoruz, ondan korkuyoruz, ona umut besliyor, onu korumak istiyoruz, onunla ölüyoruz ve onunla yaşıyoruz.  Tüm barış ve umut söylemlerimizde kardeşliğe vurgu yaparken kardeşliği bozan, kardeşlik kavramını kan bağından öteye taşıyamayan eylemlerimizi görebildiğimiz filmde kocaman bir insanlık hikayesi anlatılıyor aslında, biraz da bu yüzden “koca dünya”. Yetimhanede büyüyen Ali ve Zuhal’in hikayesini izlediğimiz filmde bir şekilde kardeşliklerini kanıtlayamadıkları için ayrı düşüşlerinin sonrasında Ali’nin Zuhal’i kaçırması ve ormana sığınmalarını izliyoruz. Koca olan dünyaya Ali’nin motosikletli sahnelerinde rastlıyoruz, görüntü şehrin trafik gürültüsünün eşliğinde boy boy apartmanların sırasıyla dizildiği günümüz dünyasına çok uyan kalabalık yalnızlığı vurguluyor. Bu görüntülerin izleyicide bir sarsıntı yaratmaması ise birbirimizden kopuk, steril yalnızlığımıza ne kadar alıştığımızdan kaynaklanıyor belki de.

Filmde sesler ve görüntülerle muazzam bir şekilde yaratılmış orman atmosferinde çocuklar onları tedirgin eden bir şeyin varlığını hissediyorlar. Ormanın tekinsizliğine, güvensizliğine inanarak büyümüş olmaları kaçıp sığındıkları yerde bu hissi yaşamalarına sebep oluyor. Ormanın karanlık yapısı ve belki de özgürlüğü korkutuyor onları. Paralel olarak gösterilen modern dünyada ise tehlike kendini seslerle ve görüntülerle belli etmiyor. Tehlike ve güvensizlik gündelik hayatın içinde saklı olarak bulunuyor.

Filmde insanlığın ortak  öyküsü temel alınıyor aslında. Bu bağlamda soy ve kan bağı kavramları sorgulanıyor. Yetimhaneler, annelik, babalık ve kardeşlik kavramları biyolojik olarak kanıtlansa da hissi gerçekliklerinin olup olmaması tartışılıyor.  Kimi gerçekten kardeş, ebeveyn kabul ederiz ? Ali ile Zuhal’ in hikayesi işte tam bu noktada başlıyor ve kardeşlikleri, ağaçla, hayvanlarla, ormanla bütünleşiyor. 

Reha Erdem’in filmlerinden tanıdığımız başarılı görüntü yönetmeni Florent Herry bu filmde de eşsiz bir görsellik sunuyor bizlere. Filmin düş ve gerçekliğin bir aradaki yapısına uygun olarak tasarlanmış sinematografisi gerçek bir sinema dili tadını almamızı sağlıyor.  

​Elbette filmi ele alırken sadece görüntü odaklı düşünemeyiz, çünkü Reha Erdem’in de söylediği gibi “filmin yarısı ses”tir. Yönetmenin diğer filmlerinde olduğu gibi bu filminde de sesin etkisi büyük. Filmde duyduğumuz sesler bahsedilen iki ayrı dünyaya göre tasarlanmış, kalabalık şehir gürültüsüne karşılık ormanın kendi gürültüsünü duyuyoruz; bu da filmin anlatımına olumlu bir bütünlük sağlıyor. 

Son olarak filmin genç oyuncularından bahsedecek olursak Ali rolünde oynayan Berke Karaer ilk oyunculuk deneyimi olmasına rağmen harika bir performans sergiliyor.  Zuhal rolünde ise Aliye, Geniş Zamanlar, Küçük Sırlar gibi televizyon dizilerinde oynayan Ecem Uzun’u görüyoruz. Ecem Uzun'un aynı zamanda Yeşim Ustaoğlu’nun Tereddüt filminde de bir rolü bulunuyor.  

Kaç Para Kaç ve Kosmos haricindeki diğer filmlerinde olduğu gibi ergen bireylerin üzerinde kurulmuş bir film Koca Dünya. Bir şekilde büyüyememiş, büyüme aşamasında olan insanlığı anlatıyor aslında Erdem, büyümüş olduğunu düşünen insanlardan kaçan Ali ve Zuhal ikilisi kendilerine ormanda yepyeni bir toplum düzeni kuruyorlar. Ali ve Zuhal ismilerini geride bırakıp yeni kimlik anlayışını anlatan Kum Kum ve mimi isimlerini kullanıyorlar.

​Reha Erdem’in bu umut dolu son eseri 7 Nisan'da Başka Sinema kapsamında vizyona girecek.

https://vimeo.com/181478264

0
6648
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle