17 KASIM, PERŞEMBE, 2016

Marina Abromovic: Leonard Cohen’le Akşam Yemeğim

İnanabilmek hâlâ çok kolay olmasa da geçtiğimiz Cuma günü Leonard Cohen vefat etti. Cohen’in ölümünün ardından Marina Abromovic’in TIME dergisinde yayımlanan kısa yazısı “fiziksel olarak belki aramızdan ayrıldı ama şarkıları ve enerjisi sonsuza dek yaşayacak” derken tam olarak bundan bahsediyor.

Marina Abromovic: Leonard Cohen’le Akşam Yemeğim

Leonard Cohen’in müziğini hep çok sevdim. Bir seferinde kendisiyle bir akşam yemeğinde buluşmuştuk.

Rufus Wainwright’a ve kocası Jörn Weisbrodt’a aşk hayatımdan şikayet ettiğim bir gece –o dönem kötü bir ayrılık yaşıyordum- “Neden Lonard ile yemeğe çıkmıyorsun? Leonard şu anda yalnız” dediler. Rufus Cohen’i Montreal’den tanıyordu ve o sırada kendisine telefon edip sordu.

Bu olay olduğunda iş sebebiyle Los Angeles seyahatindeydim, bu yüzden zamanlama çok iyiydi. Leonard otelime geldi, –bunu asla unutmayacağım- ince yapılı, gri fanilası, gri pantalonu ve fötr şapkasıyla beni otel lobisinde bekliyordu. Her zamanki sesiyle “Hadi yemeğe gidelim” dedi.

Yemeğe gittik.

Nerede yediğimizi ya da ne yediğimizi hatırlamıyorum. Beni bilmediğim bir yere götürdü. Etrafımızdaki her şey ortadan kaybolana dek konuştuk ve konuştuk. Içinden geçtiği karanlık zamanlardan bahsetti. Pek çok şarkısında dinlediğim, özellikle de ayrılığımın ardından, çok daha yakından dinlediğim derin, karanlık şarkı söyleyişi “Erkeğinim” ve “Parçaları ekleyebilirsin birbirine / Toplam geçmez eline yine de” (I’m Your Man ve Anthem şarkıları)... Şimdi gerçek hayattaydı ve benim acım onunkisiyle tanışıyordu. Bu ise beni daha az yalnız hissettiriyordu. Benimkiyle aynı acıdan geçtiğini biliyordum, belki de daha fazlasından.

O dönem 80’ine yaklaşmıştı, fakat hâlâ inanılmaz derecede yaşam doluydu, pek çok mutsuzluk tanımına rağmen, kesinlikle canlıydı. Çok yaşlı, neredeyse 100 yaşına merdiven dayamış ve Leonard Cohen ismini hayatı boyunca duymamış Zen ustasını Los Angeles’ta nasıl bulduğunu anlattı. Leonard ustanın manastırına gitmiş ve orada bir yıl kadar yaşamıştı; gerçek dünyaya geri döndüğünde ise daha mutsuz hissetmişti. Bu yüzden tekrar manastıra gitmişti ve orada beş yıl daha kalmıştı. Her sabah saat dörtte uyanıp meditasyon yapmak, ustasının odasını yıkamak, kahvaltı yapmak, öğlen ve akşam yemekleri… Her gün. Beş yıl boyunca.

Leonard bana manastırdan ayrıldıktan sonraki dönemden de bahsetti, her sabah dörtte uyanıp meditasyon yapmaya devam ediyordu. Taptaze zihinle ona baktım bunu duyunca. Ve aniden bu anın kendisine verdiği gözlerindeki ve hatta eklemlerindeki inanılmaz canlılığı gördüm. Bir kuş gibiydi. Böylesi bir anla daha önce hiç karşılaşmamıştım.

Öyle bir canlılık ki, beden gitse de kendisi kalıyor. Leonard gitti, fakat sesi ve enerjisi sonsuza dek bizimle olacak.

0
1756
3
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle