03 TEMMUZ, CUMA, 2015

Marcus Miller ile Bir Caz Gecesi Rüyası

2 Temmuz 2015 tarihi, Harbiye Açık Hava Sahnesi’nde özel bir gece olarak geçti kayıtlara. Altında ise Grammy ödüllü dillere destan basçı Marcus Miller’ın imzası var. İşte 22. İstanbul Caz Festivali kapsamında sahne alan usta sanatçının konserinden gözümüzde, kulağımızda kalanlar…

Marcus Miller ile Bir Caz Gecesi Rüyası

Söze Harbiye Açık Hava Sahnesi’nin hınca hınç dolduran seyircilerden bahsederek başlamak istiyorum. Ön grubun çalmaya başlamasına rağmen hâlâ bilet kuyruğunda olanlar da cabası. Daha önce hem İstanbul Caz Festivali hem de çeşitli jam session’lar ile Türkiye’ye çokça gelmiş olan Marcus Miller’ın bu konseri, muhtemelen son da olmayacak. Hatta İstanbullu seyirci bilir; 2012 yılında İKSV’nin 40. kuruluş yıl dönümü için The Istanbul Project adında çok özel bir proje hazırlamış; Hüsnü Şenlendirici, Okay Temiz, Burhan Öcal gibi isimlerle çalışmıştı. Dolayısıyla seyirciyi dün akşamki konsere çeken, onu dünya gözüyle görme arzusu değildi. Yeni albümü Afrodeezia ile vadettiği Afrika’dan Amerika kıtasına eğlenceli bir yolculuktu.

İKSV de böyle bir yolculuğa ısınmadan gidilmez, deyip programa önce TRT İstanbul Hafif Müzik ve Caz Orkestrası’nı dahil etmiş. İyi de yapmış hani. İki şarkıda Ece Göksu’nun da eşlik ettiği bu mini dinletide, Gülnihal ve Şeyh Şamil’in caz hallerinin yanı sıra orkestranın şefi Kemal Özler’in Marcus Miller’a yaptığı beste büyük ilgi gördü. Bu repertuar ve jest için onları da ayrıca tebrik etmek gerek.

​Uzun bir aranın ardından nihayet 56 yaşındaki Amerikalı delikanlı Marcus Miller, siyah şapkası, üzerinde Afrodeezia yazan tişörtü ve kot pantolonuyla sahnede belirdi. Tabii orkestrasının muhteşem isimleri Alex Han (saksofon), Adam Agati (gitar), Brett Williams (tuşlu çalgılar) ve Mino Cinélu (davul) ile birlikteydi. Henüz 21 yaşındayken efsane trompet virtüözü Miles Davis’in ekibinde çalmaya başlayan ve bugüne değin Stevie Wonder, Herbie Hancock, Luther Vandross, David Sanborn, Elton John gibi birçok deha isimle çalışıp solo albümleriyle de cilasını attı Miller. Miles Davis’in caz tarihine damgasını vurmuş 1986’daki Tutu adlı albümü belki de Miller’ın kariyerindeki dönüm noktası oldu. Ki daha sonra Miles anısına yaptığı konserler de büyük ilgi gördü. Albümdeki çoğu parçanın bestecisi ve albümün yapımcısıydı. Bu prodüktörlüğün devamı yukarıda saydığım isimlerle devam etti. Başta Grammy olmak üzere aldığı sayısız ödüle, 2001 yılındaki enstrümantal solo albümüyle “En İyi Çağdaş Caz Albümü” dalında bir Grammy daha ekledi. Türkiye’nin gönlünü fethettiği tarihse 1997. Eric Clapton, Joe Sample, David Sanborn, Steve Gadd gibi isimlerle sahne aldıktan sonra yine Harbiye Açık Hava Sahnesi’nde bu kez 2003 yılında ilk solo konserini verdi.

1983’ten bu güne kadar geride sekiz stüdyo albümü bırakan bas ustasının Afrodeezia adlı bu yeni albümündeyse, müzikal mirasının kaynağına geri döndüğü söyleniyordu. Nitekim hayranlık uyandıran armoniler, Afrika’dan Brezilya’dan, Amerika’dan kopuk gelen tınılar ve sınırları zorlayan solo performanslarla beklentiler boşa çıkmadı. Solo çıkışlarda sahnenin sevimlilik abidesi, Brezilyalı görünümlü Fransızı Mino Cinélu, ağızları açık bırakan zil şovuyla kapıyı açtı ve devamı geldi. Elbette Marcus Miller ile bas sound’ları bir adım öndeydi.

Marcus Miller, sadece müzik yeteneği ile değil sempatik mimikleriyle de dikkat çeken bir isim. Hatta onu izlemenin bu kadar keyifli gelmesinde rolü büyük bence. Öyle ki uzun süre bakınca sanki gitarı elleriyle değil de yüzüyle çalışıyormuş gibi… Velhasıl kimi parçalarda seyircinin coşkusunu artıran küçük oyunları ve seyircinin teklifini geri çevirmeyip konser sonunda yaptığı blast’ıyla bir Marcus Miller geldi geçti Harbiye’den. Kaçıranlar ya da hiç canlı performansına tanık olmayanların içinde hep bir yara olarak kalacak cinsten... 

0
2647
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle