06 MART, ÇARŞAMBA, 2019

“Karanlıkta Kaybolursan Ben Buradayım”

“Kapıyı aralık bırak. Bırak ki karanlığa doğru yanına süzüleyim. Işığı açma. Beni görmenden korkuyorum. Beni gerçekten görürsen bir daha sevmemenden.” 

“Karanlıkta Kaybolursan Ben Buradayım”

Zorlu PSM prodüksiyonu ve DOT iş birliğiyle hayata geçen, Ajvide Lindqvist’in çoksatar romanı ve senaryosunu da kaleme aldığı kült film Let the Right One In’den uyarlanan, Murat Daltaban yönetmenliğindeki Bırak İçeri Gireyim, bize ötekilerin hikâyesini sunuyor. Bir vampir öyküsü olmanın çok ötesine geçerek Daltaban’ın usta yönetmenliğinde genç oyuncular Begüm Akkaya ve Atakan Akarsu’nun başrollerinde izleyici karşısına çıkıyor. Akkaya ve Akarsu ile oyuna dair merak ettiklerimizi konuştuk. 

Ajvide Lindqvist’in çoksatar romanı ve senaryosunu da kaleme aldığı kült film Let the Right One In’in sahne uyarlaması olan Bırak İçeri Gireyim için nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?

Begüm Akkaya: Sahneye çıkmadan önce yeterli kondisyona ulaşabilmek için koreografımız Tan Temel’le birlikte iki ay beden çalıştık.

Atakan Akarsu: Bu arada sahneye geçtikten sonra da her provadan önce beden çalışmaya devam ettik.

Begüm Akkaya: Toplamda beş ayı bulan bir fiziksel hazırlanma süreci var diyebiliriz.

Atakan Akarsu: Gülüşmeler. Buraya acı gülüşmeler de yazabiliriz. :) 

İlk olarak Jack Thorne tarafından tiyatroya uyarlanan oyun, şimdiyse Murat Daltaban yönetmenliğinde izleyicilerle buluştu. Murat Daltaban gibi başarılı bir yönetmenle çalışmak sizin için nasıl bir deneyimdi?

Atakan Akarsu: Murat Abi’yle 2015’ten beri tanışıyorum, yönettiği iki oyunun asistanlığını da yaptım, ancak yönetmenim olduğunda tam olarak farkını kavrayabildim. Çünkü Murat Abi oyuncusundan bir hissi ya da durumu oynamasının dışında, elinde bulunan durumların imgelerinin yarattığı hislerin peşinden gitmesini talep ediyor. Seçilmiş bir hissi ya da durumu oynamaktan ziyade, hayali bir fotoğrafın sizde uyandırdığı yeni hislerle oynamak olarak tarif edebilirim bunu. Böylelikle sınırsız bir yaratıcılık imkânına sahip olabiliyorsunuz.

Begüm Akkaya: Bense Murat Daltaban’ı neredeyse DOT’un ilk günlerinden beri takip ediyorum. Seyirci tarafında otururken mutlaka çalışmak istediğiniz bir yönetmenle birlikte olmak elbette çok güzel. Oyuncu olarak, beni güvenli alanımdan çıkartıp, hata yapma özgürlüğüne provanın hemen başında ulaştırması, fiziksel olarak çok zorlandığım anlarda bile zihinsel olarak sınırsız yaratıcılık imkânı verdi.

Oyunda başroldeki iki karakter olan Oskar ve Elias’ın en büyük ortak özellikleri alışılmışın dışında olmaları. İkisi de “öteki” hâlleriyle dikkat çekiyor. Bu yüzden birbirlerini bulmuş ve eksik yanlarını tamamlamış olduklarını düşünüyorum, siz ne dersiniz?

Begüm Akkaya: Ben ilişkilerini şöyle tanımlayabilirim; oyun dışında bırakılmış iki çocuğun, oyun oynayan diğer çocukları izlerken birbirlerini fark edip kendi oyunlarını oynamaya başlaması ve onu izleyen süreç.

Atakan Akarsu: Begüm’e katılıyorum. Bu iki çocuk, birçoğumuz gibi diğer insanların yanında kendileri olamıyorlar. Ancak hepimizden farkları, bu iki çocuğun kendileri olabildikleri hiç kimseleri yok. Ve ilk kez yan yana geldiklerinde kendileri olabildiklerini fark edip birbirlerine tutunuyorlar. Bu ilişki zamanla bir insanın hayatındaki bütün ilişkilerin toplamına bürünüyor.

Aralarındaki aşk, çocuksu bir sevgi gibi geliyor bana daha çok. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Atakan Akarsu: Sevda diyorum ben. Sevda içimdeki birçok şeyi karşılıyor. Sevda duymak bir başkasını kendin kadar önemsemek çünkü.

Begüm Akkaya: Aralarındaki ilişki sevginin tüm katmanlarını karşılıyor bende de. İki insanın birbirlerini sevebilecekleri her hâliyle seviyorlar birbirlerini.

Oskar ürkek görünüşünün yanında çok güçlü bir karakter aslında. Ailesindeki sorunların da bu ürkek görünüşünde etkisi olduğunu düşünüyorum. Siz Oskar’ı nasıl tanımlarsınız?

Atakan Akarsu: Oskar hepimizin dışlanmışlığının toplamı gibi benim için. Okuldaki yaşıtları tarafından normal dışı bir çocuk olduğundan aşağılanıyor. “Erkeklik” üstünden, iktidar mekanizmasının birey üstündeki baskısı ifade ediliyor. Evdeyse annesinin alkol problemi ve babasının evi terk etmiş olması acilen büyümesini gerektiriyor ama o büyümenin bir yolunu bulamıyor. Hepimizin sık sık yaşadığı, kafamızın içindeki dünyayla, somut dünyanın birbiriyle çelişmesinin içinden çıkamıyor.

Elias ise güçlü ve cesurluğu ön planda olan ama içinde bir yerlerde kırılgan bir vampir. Elias’ın kaygıları, hayat sıkıntısı ve mecbur bırakıldığı seçimleri hakkında siz ne söylersiniz?

Begüm Akkaya: Eli aslında kendini 12 yaşında ve 200 yaşında hissediyor. Bu arada kalmışlık, sonsuz bir yaşam beraberinde Eli’yi seçimler yapmaya mecbur bırakıyor. Ne olarak var olduğunu sorguluyor. Bir çocuk mu, yoksa yaşlı biri mi, kadın mı, erkek mi? Kendi sorularında boğulurken, Oskar’la tanışınca yeniden nefes almaya başlıyor.

Oyun öncesinde bir vampir hikâyesiyle karşılaşacağımı asla bilmiyordum. Aslında oyundan çıkınca da “vampir oyunu” etiketini yapıştıramadım. Klasik ve popüler vampir hikâyelerinden farklı çünkü karşımızdaki anlatım. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Begüm Akkaya: Bildiğimiz bütün vampir hikâyeleri gösterişlidir, hatta çoğu zaman birçoğumuz vampir olma fikrini düşünmüşüzdür bile. Ama bizim hikâyemizde, çocuk naifliğinde, kırılgan, yalın -her ne kadar bir vampir hikâyesi de olsa- insani bir ilişki görüyoruz. Bu da bizim izlediğimiz şeyi bir vampir hikâyesi olmaktan bir adım öteye taşıyor.

Peki bu vampir hikâyesi kültürümüze çok da yakın bir mit olmaması sebebiyle izleyicide nasıl bir karşılık buldu?

Atakan Akarsu: İzleyenler bir vampir hikâyesiyle karşılaşmak üzere gelip tıpkı sizin gibi, bu içinde vampir de bulunan güzel bir hikâyeymiş diyorlar. Herkes kendinden hatıraları başka koşullarla izleyebiliyor sahnede. Yani vampir de olsa insan insandır. Buraya da gülüşmeler. :)

Oyun boyunca bir zorbalıkla mücadele hâli söz konusu. 80’li yılların Stockholm’ünden günümüze çok yol alabilmiş gibi görünmüyoruz. Bu toplumsal olguyu nasıl yorumluyorsunuz?

Atakan Akarsu: Dünya tarihine baktığımızda, yeni lezzetlerin ve tecrübelerin hazzı ile somut-soyut güvenlik ve huzur sebeplerinden doğan insani muhafazakarlığın, sürekli olarak karşı karşıya geldiğini görüyoruz. Zorbalığın, değişkenliği ve dönüşümü göz önüne alındığında, tüm engellere rağmen insan zihninin önünde durabilen pek fazla şey göremeyiz. Bu noktadan baktığımızda insanoğlunun içindeki kapanmaz boşluğu olan “soyut evren”in sorgulama güdüsünü, birtakım olgularla meşgul etmek, dünya düzenini oluşturan kapital sistemin talepleriyle koşutluk gösteriyor. Ancak günün sonunda yaşam görüşü noksanlıklarına sahip, bazı toplumların günümüzde hâlâ zorbalıkla mücadele ettiğini söyleyebilirim. Tıpkı 80’li yılların Stockholm’ü gibi.

Oyun esnasında harcadığınız fiziksel efordan da kesinlikle bahsetmek gerek. Gerek hareketli ve güç dekor gerekse karakterlerin hareketliliği sizi zorladı mı merak ediyorum?

Begüm Akkaya: Oyuncu seçimleri sırasında yönetmenimiz Murat Daltaban, fiziksel bir performansın gerektiğini söylemiş ve ona göre bir hazırlanma süreci olacağından bahsetmişti. Dolayısıyla ne kadar çok çalışacağımı tahmin edebiliyordum fakat koreografımız Tan Temel ile çalışmaya başlayınca tahminimden de zor bir işin içinde olduğumu anladım. Bunca çalışmanın ardından şunu söyleyebilirim, benim için oyunculuk sürekli yeni malzemelerle yelpazeni genişletmek gibi. O yüzden geri dönüp baktığımda çok yoruldum ama iyi ki yorulmuşum diyorum.

Oskar’ın suyun altındaki sahnesinde hepimiz nefeslerimizi tuttuk. Bu sahnenin de en zorlu bölümlerden biri olduğunu düşünüyorum neler deneyimlediniz?

Atakan Akarsu: Seyircinin benimle birlikte nefesini tuttuğunu duymak iyi geldi. Bütün salon sizi izlerken o kadar süre nefes tutmak pek kolay olmuyor. Her oyunda, denemediğim yeni şeylerle karşılaşmayı seviyorum. Bu oyunda deneyimlemeyi en sevdiğim yerlerden biri suyun altındaki sahne. Nabzımı düşürmem gerekirken heyecandan çatlıyorum.

Genç ve güçlü performanslarınız için tekrar tebrikler. Gelecekte hangi projelerde karşımıza çıkacaksınız?

Begüm Akkaya: Şu an sadece tiyatro yapabilmenin tadını çıkarıyorum. Geçen yıl Berlinale Talent Programı’na katılmıştım ve ufkumu açan bir deneyim olmuştu. Berlin’de dünyanın sanatsal tarafının ne kadar birbirine yaklaştığını fark ettim. Uluslararası platformları takipteyim şu sıralar. İlerde neler olacak ben de çok merak ediyorum.

Atakan Akarsu: Ben de Begüm gibi küçülen dünyada standartları daha kolay saptayabileceğimizi fark ettiğimden beri standart üstü bir oyuncu olmakla ilgileniyorum. Bir yandan tiyatro yapmaya devam ederken bir yandan yüksek lisans eğitimimi sürdürüyorum. Bir de oyun yazmaya çalışıyorum şu sıralar, gelecekte ne olacağını bilmiyorum, ama güzel şeyler olacaktır muhakkak.

Oyuncu kadrosunda ayrıca Selçuk Borak, Baran Can Eraslan, Uygar Özçelik, Meriç Rakalar, Şirin Kılavuz Sevinç, Tan Temel, Uğur Baran, Umutcan Ütebay yer alıyor. Sezon boyunca Zorlu PSM’de gösterimde olacak oyun için not almanız gereken tarihler: 14, 15, 27 Mart ve 10, 17, 24 Nisan.

0
4050
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle