05 TEMMUZ, PERŞEMBE, 2018

Işıltılı Alacakaranlık Kuşağı

Oscar ve Altın Küre adayı Margot Robbie’nin başrolde ve filmin yapımcıları arasında olduğu, yönetmen koltuğunda ise Vaughn Stein’in yer aldığı Terminal filmi, 13 Temmuz’da vizyona giriyor. Indie film pazarında kendine yeni bir yer açabilecek olan Terminal, hiper-stilize edilmiş atmosferiyle neo-noir film türü olarak yeraltında neonlu bir hayata pencere açıyor.

Işıltılı Alacakaranlık Kuşağı

Oyuncu kadrosunda Margot Robbie, Simon Pegg, Mike Myers, Dexter Fletcher ve Max Irons’ın yer aldığı Terminal, nostaljik ve karanlık atmosferinin yanında stilize edilmiş karakterleriyle de öne çıkıyor. The Wolf of Wall Street, Suicide Squad ve I, Tonya filmlerindeki performansıyla bildiğimiz Margot Robbie’yi, Terminal filminde oldukça farklı bir karakterde izliyoruz. Bilinmeyen bir şehirde gündüzleri garson, geceleri ise striptiz kulübünde çalışan Annie (Margot Robbie) aynı zamanda gizemli bir Femme Fatale karakteri olarak karşımıza çıkıyor. İki kiralık katil olan Vince (Dexter Fletcher) ve Alfred (Max Irons) ise sıradaki görevleri için haber beklerken Annie’nin çalıştığı tren hattının sonunda yer alan restorana geliyorlar. Eş zamanlı olarak hiçlik ve tükenmişlik denizinde boğulmak üzere olan Bill (Simon Pegg) de restorana gelerek Annie ile sohbet ediyor. Bir de gizemli Mr Franklyn yahut temizlik görevlisi Clinton (Mike Myers) var; tüm bu gizem havuzunun içinde sözleşmeleri ve anlaşmaları yapan ve de kilitli dolaplara dosyalar koyan tekinsiz karakterler…

Terminal, bakıldığında bir intikâm filmi. Ancak intikâm senaryosu oldukça stilize edilmiş, türevleri Sin City, Dark City, Memento gibi filmlerden beslenmiş ancak kendi çizgisini yaratmış bir film olduğu görülüyor. Evren tasarımı Blade Runner kadar distopik olmasa da yararlandığı imajlar, neonlar ve mekânların bazıları Blade Runner’dan miras kaldığını düşündürüyor. Filmin sinemasal kısmında çarpıcı bir olay örgüsüyle karşılaşmaktan ziyade dram dozu yüksek olayların mizahi bir tarafının olması ön planda. Genellikle neo-noir film türlerinde mizah yüzeysel bir biçimde ele alınır ancak filmde karşımıza çıkan klişeleşmiş travmalarla karakterlerin söz oyunları yapması bize uzak açıdan bakma olanağı sağlıyor. Uzak açıdan bakmak ise karakterlerle çok fazla özdeşleşmeden yer yer esprili yer yerse karanlık sohbetlerle gerçekleşen aforizmaların takibini kolaylaştırıyor. Ancak Annie ve Bill’in uzun süreli, nihilizm atmosferinde geçen ölüm, yaşam, intihar ve cesaret temalı konuşmaları etkileyici olsa da bazı klişelere çarptığı görülebiliyor. Bu klişeler, filmin geneline hâkim olan klişelerle bir sarkazm yaratmaktansa sahnenin sarkmasından kaynaklı olduğunu hissettiriyor. Onun dışında karakterlerin böylesi bir alacakaranlık kuşağı içerisinde sergilediği espriler zıtlıktan doğan bir harmoni yaratıyor ve filmin aktarmak istediğine odaklanmamızı sağlıyor. 

Margot Robbie’nin yarattığı femme fatale karakter Annie’nin, biraz karikatürize ve fazlaca aşina olduğumuz birisi olduğu düşüncesindeyim. Filmdeki karakterler de belirttiğim gibi stilize edilmiş ve özgün yorumlar olarak karşımıza çıkıyor. Elbette işin içine mizah da girince, biraz karikatürize ve Simon Pegg’in de performansıyla İngiliz mizahıyla harmanlı farklı bir durum komedisi ortaya çıkıyor. Oyuncuların bu denli alacakaranlık kuşağındaki “freak” karakterler olarak performans sergilediği ve özgün yorumlar aradığı filmde, Margot Robbie’nin femme fatale karakteri Annie’nin de sıra dışı bir portre sunmasını bekliyoruz. Çünkü artık femme fatale karakterlerin kürk, kırmızı ruj, sürekli içilen sigara, topuklu ayakkabı sesi, şehvetli ve saldırgan bakışlara sahip olmasının dışında yeni tasvirleri olmasını izleyici olarak bekliyoruz. Elbette eğer klasik bir noir film yapmak istemiyorsak. Eğer neo-noir türde bir film yapmak ve konsept, hikâye, sinematografi veya imaj gibi farklılıklarla mevcut türü de genişletmek amacındaysak daha yaratıcı karakter çalışmalarının yapılabileceğini düşünüyorum. Filmdeki anlatı, kendi türü içinde fark yaratabilecek bir seviyede olduğu için oyunculuklarla da desteklenirse tamamlanmış bir çalışma olarak uyumlu ve tutarlı görünebilir. 

Filmin müzikleri, neon ışıklarla kaplı tekinsiz bir yeraltı dünyasıyla fazlasıyla uyumlu. Bu kadar neon ışık ve karanlık bir atmosfer yaratmak ve bu atmosfere uygun müzikleri de seçebilmek çoğu zaman zordur. Bu yüzden filme baktığımızda rengarenk, ışıltılı bir alacakaranlık kuşağı sunduğunu görebiliyoruz. Yönetmenin mekân yönetimini tutumlu kullanmak adına mı yoksa karakterlerle yakınlık kurmamız açısından mı yakın çekimler kullandığı soru işareti. Çünkü hem karakterlere ve olaylara uzak açıdan bakmamız için yabancılaştırma efektleri kullanmış hem de yakın plan çekimlerle karakterlerin iç dünyasına tanık olmamızı sağlamış. Bu da seyir açısından filmi zorlaştıran bir unsur olarak göze çarpıyor. Elbette tüm bunların yanında filmde sürpriz unsuru da çok fazla kullanılmış. Bu sürprizler hem klişeleri kırmak adına hem de filme olan merakı arttırmak adına yerinde olmuş. Bazı sahnelerin fazlaca sarkmasının dışında filmin sonlara doğru bambaşka bir hâle büründüğünü belirtmek gerek. Saydığım öne çıkan sebeplerden dolayı Terminal filmi kendi türü içinde öne çıkabilecek bir film. Özellikle noir ve neo-noir tarzı filmleri sevenlerin hoşuna gidebileceğini düşünüyorum. 

https://www.youtube.com/watch?v=qMG901FhsgU

0
2688
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle