16 OCAK, PAZARTESİ, 2017

İç Evrenimizden Sesler: Ah! Kosmos

Ah! Kosmos sahne adıyla çok disiplinli performanslar sergileyen Başak Günak ile, 28 Ocak’ta Salon İKSV’de gerçekleştireceği konseri öncesi uçsuz bucaksız bir söyleşi gerçekleştirdik.


İç Evrenimizden Sesler: Ah! Kosmos

Önce bilindik bir giriş sorusuyla başlayalım, daha önce ses mühendisliği yaptığınızı biliyorum, Ah! Kosmos nasıl oluştu? Müziğinizde ses mühendisliğinin etkisini nasıl yorumlarsınız? 

Müzik tarafında kalmaya karar vermem Boğaziçi Kimya Mühendisliği'nde okurken oldu. O dönemde birçok grupta bas gitar çalıyordum, bunun yanı sıra çok zorlanarak da olsa kayıt yapmaya devam ediyor ve Reason gibi programlarla kendi parçalarımı üretiyordum. Mezun olduktan sonra İTÜ MIAM'da Ses Mühendisliği Master programını bitirdim. Teknik kısmı öğrenmek üretim sürecinde hızlanmamı sağladı. 2012 yılından itibaren de yaptığım tüm üretimleri Ah! Kosmos adıyla yayımlama kararı verdim.  

Müziğin elektronikleşmesini eleştirenler var, enstrümanların yozlaşması olarak değerlendiriyorlar bunu. Sizin müziğinizin de elektronik odaklı olmasından dolayı merak ediyorum, sizce müziğin gittikçe daha da elektronikleşmesi müziğin insana olan etkisi açısından bir şey değiştirir mi?

Üretimde samimiyetin önemli olduğunu düşünüyorum ve ses vesilesiyle evrenle dolayımsız bir ilişki kurmak isterken janr'ların ve kategorilerin, sınırları yeniden ve yeniden ürettiğine inanıyorum. Benim için bir sanat eserini farklılaştıran kısım; bir insana temas ettiren hissi içerisinde bulundurması.

Bastards albümünüzden söz etmek istiyorum. Albüm kapağında dibi görünmeyen bir kuyu, delik görüyoruz... Albümün içinde yer alan parçalardaki atmosfer bizi bir delikten içeri sürüklüyor. Bu delik de neyin nesi? Bir açıktan mı bahsediyorsunuz, yoksa dipsiz bir kuyu mu yaşadığımız evren? Bu albüm nasıl bir deliği anlatıyor?

Albüm için “Bastards” adını seçmemin sebebi; “piçlik” kavramına dair olumsuz atıfların sahiplenildiğinde olan özgürleşme hali. İktidar, baba figürleri ve bunlara sahip olmamanın, reddinin olumsuz bir anlamda algılanması oldukça düşündürücü. “Piçliği” sahiplenmek sistemin dinamiklerine bir kaçış çizgisi sunuyor. Albümün kapağı için delik, kuyu fotoğrafını seçmemin sebebi bu imgelerin yalnızca kendi sınırlarıyla tanımlanabilir oluşları. 

Anneannemin Koah adlı parçayı anneannenizin akciğer hastalığındaki fiziksel durumundan hareketle tasarladığınızı biliyoruz. Sizin deyişinizle ‘’merdiven çıkma ve nefes alamama hissiyatı’’ ile ilgili bir parça. Parçalarınızı genellikle yaşanmış hikayelerden hareketle mi yazıyorsunuz?  

Yaşadıklarım, kalbi genişleten bir sohbet ya da etkilendiğim başka üretimler seslere yansıyor. Parçalarımın hayatta zorlandığım anları, başa çıkamadığım hisleri dönüştürmemi sağladığını söyleyebilirim. Bunun benim için bir diğer dönüştürücü alanı da canlı performanslar. Anneannemin Koah'sı gibi hikayesini isminde taşıyan ya da gizli bir hikaye barındıran parçaları canlı çalmanın üzerimde iyileştirici gücü olduğunu hissediyorum.

Kuyu, delik, Koah gibi imgelerden bahsetmişken aslında müziğinizde fiziksel dünyayı bu kadar net hissetmediğimize değinmek istiyorum. Fiziksel dünya ile iç evrenimiz arasında bir yerde sanki sesleriniz. Bu özellikle istediğiniz bir şey mi, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Parçalar, seslerin içinde kaybolmaya imkân yaratabildiğim anlarda ortaya çıkıyor. Bunun da yoğun çalışma sonucu zihnin, yargının yok olduğu içteki o plansız yere ulaşıldığı anda olduğunu hissediyorum. 

“Bir zamanlar kendimi

bulunmaz hint kumaşı sanmıştım

Kaç metredir benim yokluğum?

Benden daha çok var sanmıştım.

Benim yokluğumdan dünyaya

bir elbise çıkar sanmıştım.

Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan

Sonunda ben de alıştım.

Ah...dedim sonra,

Ah!”

Didem Madak’ın şiiri Ah’lar Ağacı dizelerini içeren bir kaydınız var. Parçanın vuruşları şiirin ritmine ve o derin iç çekişe çok uygun. Hatta itiraf edeyim şiiri bu kaydınızla okumak çok daha etkili oluyor benim açımdan. Bu şiiri seçmenizdeki sebebi merak ediyorum?

Kayıt tamamen doğaçlama bir anın fotoğrafı. Ah'lar Ağacı şiirinin benim için anlamı çok büyük. Altı sene öncenin hikayesi… O dönemde Didem Madak'ın şiirleri, “Ah!” çekişi ruhumun ferahlamasına çok yardımcı oldu. Pınar(Büyük)'la bazı geceler buluşup Didem Madak, Furuğ Ferruhzad, Nilgün Marmara okuyorduk, ben de bir yandan doğaçlama sesler yapıyordum. Bir yandan da o doğaçlamaları kaydediyordum. O kayıt, o gecemizin fotoğrafı olarak kalınca internete yükledim. Birkaç ay sonra maalesef Didem Madak'ı kaybettik. Onun Ah!'ını ödünç alıp ismimde taşımak benim için çok kıymetli.

Bir filmden, romandan veya bir sanat eserinden hareketle bir parça daha kaydetmek ister miydiniz? 

Önümüzdeki dönem için böyle bir hayalim var.

Albümü ilk dinlediğimde Home adlı parça beni hem umutlandırdı hem karanlığa sürükledi. Toplumu ve yaşadığım yeri, itiş kakış içinde, zoraki birliktelik halinde gördüm, sanki hepimiz kaotik bir biçimde birbirimizden kopuk ama muhtaç yaşıyoruz, yuvarlanıyoruz.  Belki şarkının adının Home olması algılarımı harekete geçirmiş olabilir. Peki sizce ev ne demek, ev nerede ve nasıldır?

Home'u yaparken umutlu sesler çıkıyordu yaptıklarımdan. Parçanın açılışında olduğu gibi, parlayan, açık hisler… Ama ertesi sabah uyandığımda yaşadığım yerdeki trans cinayeti haberini öğrenip içimdeki sıkıntıyı nereye koyacağımı bilemedim. Kaos, nefret cinayeleri, ötekileştirmenin bağırışları yaşadığım sokakların içine işlemiş halde. Dolayısıyla evde benim için parçadaki sesler gibi girift bir yapı var, açıklık kadar karanlık hisler de… Dönüştürmek için elimden geleni yapıyorum. Home da bu hislerin ağırlığından bir miktar olsun kendimi sağaltabilmek adına yaptığım bir parça.

Türkiye’deki bağımsız müziği nasıl görüyorsunuz?

Çok kıymetli üretimler yapılıyor. Son dönemdeki kalbimizi sıkıştıran bunca olayı yaşarken nefes almaya, güzelliği hatırlamaya yardımcı oluyor.

Geçtiğimiz Haziran’da gerçekleşen Sigur Rós konserinde ön grup olarak yer aldınız. Performansınız çok beğenildi. Dünyada takip ettiğiniz ve ilham aldığınız müzisyenler kimler?

Zihin akışı aklıma gelenler: Brian Eno, Ben Frost, Godspeed You! Black Emperor, Kayhan Kalhor, Philip Glass, Imogen Heap, Alice Coltrane, Chilly Gonzales. 

Sizin müziğinizi dinlerken aklıma gelen görüntüler Jordan Belson’ın  filmlerini andırıyor. Sahnede müzikle birebir örtüşen görseller kullandığınızı biliyoruz, peki parçalarınız için hiç klip çekmeyi düşündünüz mü? 

Evet, önümüzdeki dönemde bir video yayımlamak istiyorum. 

Son olarak yeni projelerinizden bahsedebilir misin?

Önümüzdeki ay yeni parçaların yayımlanacağı haberini verebilirim.

0
3529
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle