01 AĞUSTOS, SALI, 2017

Haute Couture Bir Hippilik

Bugün modanın kimlik yelpazesinde kült bir figür haline gelmiş Yves Saint Laurent’in doğum günü. 20. yüzyıl modasına yön veren Yves Saint Laurent, her başarılı yaratıcı insan gibi ömrünü tasarımlarına adamış ve inandıkları uğruna sonuna kadar mücadele etmiş biri. Onu anmak adına 2014 yapımı Yves Saint Laurent filmini sizler için değerlendirdik.

Haute Couture Bir Hippilik

Yves Saint Laurent’i yaşadığı dönem açısından değerlendirdiğimizde, 68 kuşağına denk gelmesi yeteneklerinin patlama yapması açısından önemli bir zaman dilimi. Cinsel özgürlüklerin, hippiliğin, ırkçılık hareketlerinin, uyuşturucunun ve komünizmin hız kazandığı ve bundan sonraki dönemde yükselişe geçtiği yıllarda gelenekselle çağdaş olanın arasında çarpıcı bir yaşamı oldu Yves Saint Lauret’in.

Jalil Lespert’in yönetmenliğini üstlendiği 2014 yapımı Yves Saint Laurent isimli film, Laurent’in hayatının 1957’den 1976 yılına kadar olan kısmını ve 2008 yılında öldüğü zamanı ve hayat arkadaşı Pierre Bergé’in (Guillaume Gallienne) gözünden biyografisini sergiliyor. Tasarımlarıyla çok genç yaşta ödüller alan Laurent’in, Dior tarafından keşfedilmesi ve Paris’te başlayan macerası ileride Paris - Marakeş arası mekik dokumalarıyla başka bir noktaya geliyor. Geleneksel ve yenilikçi olanın ayrımı bu dönemlerde çok net bir şekilde görülebiliyordu. Burjuvazinin zevklerine karşı fütursuz tavırlarda bulunmak büyük öfke uyandırsa da alttan gelen hippilik ve özgürlükçü hareketler insanları hızlı, tüketilebilir ve pop olana karşı kışkırtıyordu. Filmin bu zaman aralığı içindeki olayları yansıtması Yves Saint Laurent ile yüksek oranda özdeşlik kurmamızı sağlıyor. Cezayirli bir Fransız olan ve Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında zorunlu askerliğe tabi tutulan Laurent’in Paris’te hızla akıp giden pratik yaşam ve moda tutkusuna sıkı sıkıya bağlılığı, özellikle eşcinselliğin henüz kısıtlı bir çevre tarafından kabul edildiği zamanda onu kabul eden çevresini terk etmek istememesi de anlaşılır oluyor. Bu anlamda film, Laurent’in estetik ve haz dünyasını bizlere sunarken Pierre Bergé’in de Laurent’in zevklerini deneyimlemek ve tüketmek istemesiyle bu estetik halkayı katmanlı bir hale getiriyor. Bu katman Laurent’in manik depresif anları, çağrışım yapan aklı ve Marakeş’te tanıştığı uyuşturucu ortamıyla bambaşka bir psikolojik sarsıntıya dönüşüyor. Toplumsal baskının eşcinsellik ve kadın üzerindeki baskısı, Katolik inançlar ile o yıllarda metropollerde yaşanan özgürlük ve bağımsızlık hareketleri keskin bir bıçak gibi bu olguları net bir şekilde ikiye bölüyordu. Laurent’in bu kapalı ve tutuk tavırları tüm bu baskının sonucu olurken başarı ve arzu edilen kişi olma haliyle uyuşturucu faktörü doğal olarak bu katatoniyi patlatıyor. Film tüm bu geçişleri doğru bir aksiyon ve sahne planıyla aktarabiliyor.

Filmde zaman zaman karşılaştığımız Karl Lagerfeld ve Andy Warhol, tasarımın gücüne inanmadığı iddia edilen Pierre Cardin gibi çağdaşlarının da bulunması atmosferi kafamızda canlandırmak adına yerinde olmuş. Laurent’in kıyafetlerini taşıyan ve onun kuralları içerisinde bulunması gereken modelleriyle sıkı fıkı ilişkisi bize Andy Warhol’un benzer hikâyesine yer verilen Factory Girl filmini de anımsatıyor. Bu iç içe geçen gözlemler ve aktarımlar da dönem yapısının ve hiyerarşinin nasıl işlediği yönünde bize ipuçları sağlıyor. Filmde “Moda sanat değil ancak ona yaklaşım şekli sanatçı olmayı gerektirir” sözü moda olanın zamana dair ve zaman içerisinde tüketilebilir bir estetik anlayış olduğu gerçeğinin vurgusunu bizlere aktarıyor. Laurent daima güçlü olmak istiyor ancak istediği fiziksel bir güç. Çevresindeki insanlar ona naif olmasının ona kazandırdığı başka güçler olduğunu anımsatsa da o kendindeki eksiklere takılmak konusunda ısrarcı oluyor. Böylece Laurent’in kusursuzluk ilkesi kendi iç hezeyanlarına dönüşerek ona zarar veriyor.

Marianne Basler, Laura Smet, Guillaume Gallienne, Charlotte Le Bon, Pierre Niney, Gérard Lartigau, Marie de Villepin, Nikolai Kinski, Adeline D’Hermy, Alexandre Steiger gibi oyuncu kadrosuna sahip filmde oyuncuların performanslarıyla ilgili elinden geleni yaptığı görülüyor. Çoğu kendi rolüyle ilgili motivasyonlarını tamamlamış ve yönelişleriyle tutarlı bir dramatik yapı oluşturmayı başarmış. Filmin sanat yönetimi ise apayrı bir tutarlılık ile gerçekleştirilmiş. Birçok zaman atlamasının olduğu filmlerde sanat ve imaj tasarımlarının tutarlı olması zor olduğundan film içindeki tüm dönemlerde istikrarlı bir atlama yaşamamız sağlanmış. Replik düzeni ve anlar yine ustaca işlenmiş. Yönetmen birçok sahneyi göstermeci olmaktan kaçınarak aktarmayı seçmiş ve oyuncuların aralarındaki sessiz anlaşmaları ve durum gelişimi akıcı bir seyir imkânı sağlamış. 

Yves Saint Laurent moda dünyasında ve bugün pratik yaşamımızda onun belirlediği çizgilerle bir şekilde hayatımıza girmiş bir ikon. Hayatında aldığı kararlar, verdiği mücadeleler ve işine olan saplantılı tutumu birçok tasarımcıya da ilham kaynağı oldu. Bugün hayatta olsaydı yine özgün tasarımlarıyla karşımıza çıkacağından şüphe yok. İyi ki doğmuşsun Yves Saint Laurent.

0
1922
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle