24 ŞUBAT, CUMA, 2017

David Lynch’i Kamera Arkasından Alıp Karşısına Oturtan Bir Film

Hollywood’un kült yönetmenlerinden biri, aynı zamanda sanatçı, müzisyen, aktör... Sürreal, karanlık, içsel, bilinçaltı yolculuğuna çıkaran filmlerin adamı: David Lynch. Bu defa kameranın ardında değil, önünde, gözlerimizin içine bakıyor, anlatıyor ve anlatıyor, hem de kendi hikâyesini… David Lynch’in çocukluk, aile ve sanat kariyerine dokunan David Lynch: The Art Life adlı belgesel, 16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde muhakkak ki en çok beklenen filmlerinden biriydi. Filmi, yönetmeni Jon Nguyen’den dinledik. 

David Lynch’i Kamera Arkasından Alıp Karşısına Oturtan Bir Film

Sembolik, karmaşık, harekete geçirici, uyarıcı, uyuşturucu ve hatta belki de kışkırtıcı tarzıyla “sıra dışı” bir anlatım diline sahip olan David Lynch’i oturduğu yönetmen koltuğundan kaldırmadan, kamerayı kendisine çeviren bir belgesel David Lynch: The Art Life. Lynch bu defa kadrajı belirlemiyor, oyuncuları yönlendirmiyor, filmi kurgulamıyor; çünkü çekilen kendisi. Kamera karşısında olma sebebi de hayat hikâyesini anlatmak.
David Lynch ismini duyduğumuzda hafızamızda dolaşanlar: The Elephant Man, Blue Velvet, Wild at Heart, Lost Highway, Mullholand Drive, Twin Peaks - Fire Walk With Me gibi unutulmaz filmleri, uzun sürenin ardından devam ettiği Twin Peaks dizisi ve tabii bir de sanatçı kimliği. Peki ya çocukluğu, sanatla tanışması, evliliği, aile ilişkileri, çalışmalarının kilit noktaları, filmlerinin ilham kaynakları? Sıkı durun, bu soruların hepsinin cevabı David Lynch: The Art Life’ta. Filmi izlemeden önce kemerlerinizi bağlayın ve Lynch’in kafasında süratli bir yolculuğa çıkmak için hazırlanın. Zira hatırlatmaya gerek yok ki bu yolculuk, karanlık, gizemli, virajlı ve epey sürreal olacak. 

!f İstanbul’un her yıl birbirinden kıymetli filmlerle karşımıza çıktığı “Sanat Hayat İçindir!” bölümünde gösterilen, David Lynch’in müstesna hayat hikâyesine odaklanan David Lynch: The Art Life; ortalama 10 yıllık bir çalışmanın sonucu olarak izleyici karşısına çıkıyor. İlk yıllar proje aşaması, ardından Lynch’e bu projeyi kabul ettirmek (hiç kolay olmadığını tahmin edersiniz) ve de çekimlerle geçiyor. Cesur bir şekilde, sanatçının bilinmeyen taraflarıyla izleyiciyi buluşturan film, Lynch’in Amerika'da küçük bir kasabadaki çocukluk yıllarından başlıyor, Philadelphia'nın karanlık sokaklarına doğru ilerliyor. Sanatçının çocukluk anıları, resimle tanışması, kısa film çektiği yıllar arşiv görüntüleri eşliğinde ve tabii ki Lynch’in karizmatik anlatımıyla vuku buluyor. Film hakkında, filmin yönetmeni Jon Nguyen ile konuştuk.

Belgeselin çekimleri kaç yılda tamamlandı? Bize çekim sürecinden biraz bahseder misiniz?

Filmin tamamını dört yılda bitirdik. Çekimler iki buçuk yıllık bir zaman diliminde tamamlandı. Proje aşamasını da sayarsak birbirimize tamamen güvenip açılmamız toplamda 10 yıl sürdü.

2006 yılında David Lynch röportaj vermeye dahi pek de istekli değildi.  Kendisinin fikrini değiştirmeyi nasıl başardınız?

Dönüm noktası aslında David’in -filmde de gördüğümüz- kızının doğduğu zaman diyebiliriz. Filmi ona adadı. 

Filmde Lynch’in bilmediğimiz bir tarafıyla karşılaşıyoruz, bir de birçok hatırasıyla. Sanatçının sizi en çok etkileyen anısı hangisi oldu?

Filmlerini yaparken kendi hayatından etkilendiği anılarının yanı sıra sanırım beni en çok Philadelphia’da sıkışıp kaldığı ve başaramayacağını düşündüğü dönem etkiledi. Daha sonra da The Grandmother filmini yapmak için American Film Institute’tan hibe alması ve Los Angeles’a taşınma sürecinden etkilendim. Çünkü farklı bir durumda David kolaylıkla orada sıkışıp kalabilir ve keşfedilmeyebilirdi, hâlâ Philadelphia’da yaşıyor olabilirdi.

Filmde David Lynch ile ilgili bilinmeyen pek çok şey ile karşı karşıya kalıyoruz. Çocukluğunu ve sanat hayatını izliyoruz. Lynch’in çocukluk ve gençlik yıllarına odaklanmanızın amacı neydi?

David her zaman konuşma açısından isteksiz biri olmuştur, hâlâ da öyle. O nedenle onun filmlerini gerçekten anlamanın tek yolu geçmişinden geçiyor. Filmlerini daha iyi anlamamız için çocukluk ve gençlik yıllarını iyice kazıp, çalışmalarının kilit noktalarını ortaya çıkarmamız gerekiyordu, o nedenle bu dönemleri filme aldık. İyi ki de bu şekilde yapmışız, çünkü bu şekilde filmleriyle direkt olarak bağlantılı çok fazla hikâye ortaya çıktı.

Yaşayan bir sanatçının belgeselini yapmanın kolay ve zor yanları sizce nelerdir?

Seçimler yapmamı gerektiren çok fazla durum oldu. David ile 25 farklı röportaj yapmam gerekti. Sanat hayatının ilk dönemlerini ortaya çıkarmamız gerekiyordu. David çok küçük yaştan beri sanatın peşinden gidiyordu. Ona ün kazandıran şey bu olduğu için film yapımcısı ve yönetmen olarak biliniyor ama aslında o her zaman bir ressam ve sanatçıydı. 

Belgeselde eski fotoğraflar, video kayıtları, tablolar ve Lynch’in kendisini görüyoruz. Sanatçı kendi hikâyesini nasıl anlattı? Senaryoyu beraber mi oluşturdunuz?

Dediğim gibi beraber pek çok uzun röportaj yaptık. Bazı röportajlar temel olarak sadece annesine odaklanıyordu. Bazıları ise babasına… Röportajlardaki diğer özne ise 1950’ler ve 1960’lardı. Yani genellikle bu yıllara odaklanıyordu. Başlarda büyük temalarımız vardı ama zamanla “anne” gibi bir kavramın içine dalmaya başladık. Bu süreçte de tabii ki filmde kullandığımız hikâyeler açığa çıkmaya başladı.

Şimdi uzaktan bakınca, David Lynch ile birlikte çalışmak sizin için nasıl bir deneyim oldu?

David’le birlikte çalışmak harika bir deneyimdi. David’i bize güvenebileceği ve kendini açabileceği bir noktaya getirmek gerçekten çok güzel. Tabii ki biraz uzun sürdü. Bize tamamen güvenmesi, gerçekten açıkça ve özgürce konuşması yıllar aldı diyebilirim. 

Sanatçıyı kamera önünde, kendisini anlatırken ilk kez görüyoruz. Çekimler sırasında rahat mıydı?

Geçtiğimiz on yıl içinde David’i sayamayacağımız kadar çok saat kameraya kaydetmişizdir. Tabii ki ilk başlarda çok rahat değildi. Ama sürecin içinde bir yere gelindiğinde sanırım biraz rahatladı. Bir ara “artık bunu bir kamera önünde yapmayı seviyorum” dediğini hatırlıyorum. O kadar çok etrafında dolanıyorduk ki bir noktadan sonra bizim orada olduğumuzu unutuyordu. Bu sayede resim atölyesinde geçen sahneler bu kadar samimi ve içten çekilebildi. Çalışmalarının içinde kaybolmak gibiydi…

Yakın gelecekte gerçekleştireceğiniz bir projeniz var mı?

Evet şu sıralar bir senaryo üzerinde çalışıyorum. Yardımcı yönetmenimiz Olivia Neergaard-Holm ise pek çok başka filmin editing aşamasında çalışıyor. Rick Barnes da aynı şekilde gelecekte kariyerini sinemada devam ettirmeyi amaçlıyor. Sanırım David’ten artık tek başımıza yola çıkabileceğimiz kadar çok şey öğrendik. 

Not: Türkiye’deki ilk gösterimi 16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde yapılan filmin vizyon tarihinin 24 Mart olduğunu hatırlatalım.

0
3430
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle