13 ŞUBAT, SALI, 2018

Buz Üstünde Amerikan Kâbusu

Craig Gillespie’nin Oscar’a ve Altın Küre’ye üçer dalda aday gösterilen ve Margot Robbie’nin yıldızlaşan performansının yer aldığı bu yılın merakla beklenen filmi I, Tonya (Ben, Tonya) Amerikan erdem anlayışını yüksek dozlu bir mizahla eleştiriyor.

Buz Üstünde Amerikan Kâbusu

Tüm dünyayı şoke eden gerçek bir hikâyeden uyarlama olan I, Tonya filminin başrolündeki Margot Robbie’ye Allison Janney, Sebastian Stan, Julianne Nicholson, Caitlin Carver ve Bobby Cannavale gibi oyuncular eşlik ediyor. Biyografik, spor ve kara komedi türünde karşımıza çıkan I, Tonya’nın yönetmen koltuğunda Lars and the Real Girl filmi ile öne çıkan Craig Gillespie yer alıyor, filmin senaryosu ise Steven Rogers’a ait.

Amerikan rüyası yaşam kalıplarının dışındaki bir banliyöde dünyaya gelen ve pek çok önyargıya rağmen Amerika Şampiyonu olan Tonya Harding (Margot Robbie), kendi jenerasyonunun en yetenekli buz patencilerinden biri olarak üçlü Axel hareketini yapabilen tek Amerikalı kadın sporcudur. Başarılı olmasına karşın, skandalları, aykırı tavırları ve Amerikan elitist erdem anlayışıyla uyuşmayan yaşam tarzı nedeniyle Amerikan halkı ve medyasıyla yıldızı bir türlü barışmaz. Tüm engellere karşın hırsla Olimpiyat Oyunları’na hazırlanan Tonya’nın hayatı, rakibi Nancy Kerrigan’a (Caitlin Carver) yapılan bir saldırıya adının karışmasıyla alt üst olur. FBI da soruşturmaya dahil olunca Tonya Harding, hayattaki en büyük tutkusundan ömür boyu men edilmekle karşı karşıya kalır. 

Tonya Harding ve Nancy Kerrigan davası, 90’larda Amerikan medyasını oldukça meşgul etmiş, insanların olaydaki gelişmeleri dizi serisi gibi takip ettiği ve hatta VHS kasetlere arşivlediği bir olay olarak tarihe geçmişti. Ancak film, hikâyeyi dil ve biçim olarak ele alış bakımından documentary’den çok mockumentary bir tarzı andırıyor. Tonya Harding’in yaşamı, hayatına giren insanlar, çocukluk travmaları ve annesinin ona yüklediği başarma hırsı, mizah dozu yüksek bir biçimde ele alınıyor. Eş zamanlı gerçekleştirilen röportaj görüntüleri ve Tonya Harding karakterinin röportaj yapıyormuş gibi kameraya bakıp aslında seyirciyle kurduğu ilişki çoğu zaman dördüncü duvarı kırıyor. Bu kırılan duvar sayesinde daima Tonya Harding ile empati kurarak hikâyeye onun gözünden bakıyoruz. Bu da sağlam bir dram üzerine oturtulmuş mizahı daha da sağlamlaştırırken Tonya Harding ile çok yakın bir ilişki kurmamıza olanak veriyor. 

I, Tonya’nın senaryosu oluşturulurken gerçek bilgilerin ne kadar referans alındığı ve ne kadarının dürüst olduğunu sorgulamak yerine filmin aktarmak istediklerine odaklanmanın daha işe yarar bir bakış getireceği kanısındayım. Çünkü spekülasyonların insanlık tarihi kadar eski olduğunu hatırlayarak ve medyanın aldatıcılığını da göz önünde bulundurarak burada söz konusu olan Amerikan elitist ve dayatmacı erdem anlayışının zorlayıcılığından bahsetmek gerektiğini düşünüyorum. Elbette olayın insan hakkı ihlali olduğu ve şiddetin kabul edilemezliğini belirtmek gerekli. Fakat film, zincirleme ilerleyen erdem silsilesi ve Amerikan yaşam tarzı ile ahlak anlayışının değişkenliğinden söz ederek halen devam eden Amerikan ikonlarını ve star kavramını da öne çıkararak yeriyor. Star kavramı bugün emperyalist bir olgu olarak Amerika’dan binlerce ulusa yayılmış bir oyalayıcı unsur. Bununla ilgili elbette daha vurucu ve hatta sadece bu konuya odaklanan filmler de var ama I, Tonya’nın farkı bu olguya melodramik bir yerden bakmak yerine aynasını mizah duvarına asarak seyirciye tutuşu. Bunu yaparken de kimseyi daha üstün göstermeden anın içinde yapıyor oluşu. Norm olanın, standart ve toplumun belirlediği ideallerin insanı her an yüz üstü bırakabilecek değişkenler olduğu da bu anlatıya hizmet eden tercihler oluyor.

Tonya Harding henüz dört yaşında ayağını buz pistine attığı anda reddediliyor. Aslında toplumun redneck kültüründen gelen bir insanı kabul edemeyişiyle birlikte devam eden yıllarda da bu tutumun çok değişmediğini gösteriyor. Tonya’nın annesi Lavona (Allison Janney) yalnızca klişe bir biçimde hayatta başaramadıklarının hırsını kızının başarmasında aramıyor. Dönüşen ve direnen alt kültürün cılız bir sesi olarak topluma gürültülü bir birey yetiştirmeye çabalıyor. Farkında olarak veya olmayarak kendi çapında düzeni terörize etmeye çalışıyor. Ama kontrolden çıkıp sonra bu durumu da baltalıyor. Dolayısıyla Tonya her türlü zorluğu kendisi, karanlıkta el yordamıyla ararken fenomenler tarafından ısrarla ve sürekli reddediliyor. Onun reddedilişi onu daha da saldırgan bir hâle sokuyor. Kendi diktiği bir buz pateni kostümü veya kendi tarzında çalan bir müzikle dans edişi özgün bir tarz olarak kabul edilmek yerine bir kalıba sokulmaya çalışılıyor. Zorlayıcı bir zarafet kalıbının içinde uyumsuzluğu eleştiriliyor. Örneğin; tüm patencilerin kürk giydiği seçmelerde parası olmayan Tonya bu modaya uymak ve kürk giyebilmek için önce bir sürü hayvan öldürmek zorunda kalıyor. Sonra onların kürkünü yüzmek ve dikmek kaydıyla üzerinde taşıyabiliyor. Fakat diğer kızlar tarafından gülünç birisi olarak gösteriliyor. Herhangi bir hazır kürkçü veya tasarım dükkânından alınmadığı için ya da zamanın moda kalıbına uymadığı için. Günümüzde ise kürk giymenin katliam olduğu düşünüldüğünde değişen erdem ve ahlak anlayışıyla popüler kültürün ve star kavramının ne kadar sabun köpüğü olabileceği bu basit örnekle açıklanabiliyor. Böylece “Amerika daima bağrına basacak veya nefret edecek birilerini veya bir şeyleri arar” önermesi de devam eden sahnelerde tutarlı oluyor.

Tonya ve Jeff’in (Sebastian Stan) ilişkisine bakacak olursak sanırım günümüz ilişkilerinin en gerçek hali diyebiliriz. Tutkulu, kavgalı, şiddetli ve saçma sapan… Film bu konuda Rönesans’tan kalma bir romantik aşk sunmuyor. Kabul edilebilir veya edilemez olsun seyirci olarak gördüğümüz aşk ilişkisi sanırım son zamanlarda görülen en ayakları yere basan ve gerçeğe yakın ilişkilerden. Kopamayışı, birbirine tutunmayı, nefret etmeyi ve yeri geldiğinde birbirini kolayca satabilmeyi olduğu gibi ifade ediyor. Fazlaca tehlikeli ve şiddetli ancak gerçekliği birçok kişiye yabancı gelmeyecektir. Sonuç olarak Amerikan halkı önce kendi insanını bir şeye dönüştürüyor, sonra onu beğenmiyor ve ortaya çıkan sonuç karşısında birbirine tahammülsüz bireyler olarak kendini ayrıştırıyor.

Craig Gillespie yönetmen olarak katmanlı bir anlatım ortaya koymuş. Sanki Tonya Harding ve Nancy Kerrigan’ın hikâyesini bahane ederek toplumsal bir sarkazm ortaya çıkarmak istemiş. Bunlarla birlikte kamera kullanımının da oldukça yerinde olduğunu söylemekte yarar var. Film, çok farklı noktalardan muazzam açılarla fazlaca hareketli bir sinematografiye sahip. Doris Day’in Stars Shining Bright Above You şarkısı da harika bir tezatlık oluşturmuş filmde. Son olarak 75. Altın Küre Ödülleri’nde Sinema Dalında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Altın Küre Ödülü’nü kazanan Allison Janney’i tebrik etmek gerekiyor. Zaten sert ve komik karakterleri oynamak konusundaki başarısını Mom dizisinden tanığımız oyuncunun filmde olağanüstü bir karakter yarattığını ve hiç değilse bu karakteri görmek için bu filmin kesinlikle izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

I, Tonya 16 Şubat'ta vizyona giriyor

https://www.youtube.com/watch?v=3AYc8iRLyhM

0
3732
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle